66. “Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur’an'ı gereğince uygulasalardı, her yönden nîmete ermiş olurlardı. İçlerinde orta yolu tutan bir zümre vardır, çoğunun işledikleri ise kötü idi.” Eğer bu adamlar Tevrat’ı ve İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilen bu son kitabı, Kur’an’ı ayağa kaldırsalardı, uygulamış olsalardı, Allah’ın hayatlarını düzenlemek üzere indirdiği kitaplarını yerlerde sürünmekten kurtarmış olsalardı. Bir ara bir yerde bir yazı okumuştum Türkiye’de saygınlıkla alâkalı. En saygısız muamele gören şeyin kitap olduğunu yazıyordu adamın birisi. Yâni yere seriliyordu kitap. Halbuki yerleri süpüren süpürge bile süpürdükten sonra, kullanıldıktan sonra şöyle kaldırılıp dik bir vaziyette bir kenara konuyor diyordu. Arkadaşlar, kitabın ayağa kaldırılması göz önünde tutulması, el altında, el üstünde tutulması, ele alınması, ilgilenilmesi, dikkatle ihtimam gösterilmesi demektir. Kitabın ayağa kaldırılması onun fonksiyonunun icra edilmesi, geliş gâyesine uygun bir şekilde onunla diyalog kurulması demektir. Kitap insanların hayatında ne için var idiyse onun oraya konulması demektir. Yaşanmayan, uygulanmayan, hayatta geçerliliği olmayan bir kitabın muhafazasının da mümkün olmadığını önceki âyetlerde demeye çalışmıştım. Evet keşke onlar kitaplarını uygulayarak ayağa kaldırmış olsalardı diyor, Rabbimiz. Peki hani hangi İncil ve Tevrat var ki ellerinde bu adamlar onu uygulayacaklar? Arkadaşlar bu ifade öncekilere ait bir ifadedir. Yâni keşke daha önceleri bu kitapları uygulamış olsalardı böyle olmazlardı. Öyle bir gün geldi ki bozdular o kitapları ve onlarla hükmetmez oldular. Keşke onlar Tevrat ve İncil’le amel etmiş olsalardı, bir de Rab-lerinden kendilerine indirilmiş olanlarla amel etmiş olsalardı. Az evvel bununla bu son kitabı anladığımı söylemiştim. Şimdi bir başka manaya da gelebileceğini, bir başka şekilde de anlaşılabileceğini söyleyeyim. Bu ifade bir de Tevrat’tan ve İncil’den işlerine gelmediği için çıkarıp attıkları Allah’ın indirdiği bölümler, âyetler, hükümler anlamına gelebilecektir. Eğer onlarla birlikte, kitaplarının tüm hükümlerini uygulamış olsalardı, o hükümlere sarılmış olsalardı elbette kitapları tahriften, unutulup gitmekten korunmuş olacaktı. Çünkü uygulanmayan bir kitap, hayatın içinde yaşar olmayan, bilinmeyen hükümler kaybolup gidecek, tahriften kurtulamayacaktır. Bir kitabı, bir hükmü, bir yasayı tahriften, unutulmaktan korumanın yolu onu uygulayarak hayatta canlı tutmaktan geçer. Unutmayın ki ey Müslümanlar sizler kitabınızın bir tek âyetini, bir tek hükmünü bile uygulamadan kaldırırsanız kesinlikle bilesiniz ki o unutulmaya, tahrif olmaya, çürüyüp gitmeye, kaybolup gitmeye, demode olup gitmeye mahkum olacaktır. İşte bakın bu yahudiler, bu hıristiyanlar eğer kitaplarını uygu-lasalardı, hayatlarını kitap kaynaklı düzenleme çabası içine girmiş olsalardı o zaman elbette atalarının bozdukları bölümlerde zorlanacaklar ve çareler arayacaklardı, araştırıp soruşturacaklardı. Ve bu sa-mimi arayış onları Allah’ın son kitabı Kur’an’a götürecekti. Yâni şu anda bile gerçekten böyle bir yola girseler aynı şey gerçekleşecektir. Eğer böyle yapmış olsalardı üstlerinden, altlarından, yanlarından, önlerinden her yandan nîmetlere boğacaktık onları, buyuruyor Rabbimiz. Ama Rabbimiz buyuruyor ki onlardan muktesit bir grup vardır. Yâni bu horlanmalarına, bu lânetlenmelerine rağmen yine de onların içinde orta halli bir ümmet, bir grup vardır buyuruyor Rabbimiz. Dengeyi kuran, dengeli düşünen inananlar vardır. Bunlar bir vakitler Tevrat’a inanmışlar, İncil’e inanmışlar, samimiyetle kitaplarına bağlanmışlar, bu kitaplarının delâletiyle yeni bir kitap bekleyişi içine girmişler, yeni bir dini gözlemişler, o dinle, o kitap ve peygamberle karşı karşıya gelince de hemen îman etmişler ona. Ama bu azınlık grubun yanında pek çoğu da kitaba inandık dedikleri halde onun içindekilerden habersiz yaşamışlar, kötü şeyler yapmışlar. Çoğunluğun bu anlayışı topluma yansırken azınlığın anlayışı hep cılız kalmış, etkisini göstereme-miştir.