89. “Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin kefareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece âyetlerini açıklıyor.” Sahâbeden Osman bin Mazunun bir takva gösterisi olarak, Allah’a daha iyi kulluk yapabilme adına vallahi ben bundan böyle Rab-bime kulluk için hanımıma yaklaşmayacağım diyerek yemin etmesi üzerine ona ve onun şahsında kıyamete kadar böyle yapan kullarına bir uyarı olarak gelmiş, yeminle alâkalı bir âyet. Allah sizleri kasıtsız, gerisinde bir niyet taşımaksızın yaptığınız yeminlerden dolayı hesaba çekmez. Ancak yeminlerinizde bağladığınız, maksatlı, niyetli olarak yemin edip de onu bozmuşsanız ondan dolayı sizi sorumlu tutar. Unutmayın ki Allah adına verdiğiniz her sözün, her yeminin bir sorum-luluğu vardır. Bu yeminleri bozmanın elbette bir kefareti vardır. Arkadaşlar, bu yeminler ve kefareti konusunu Bakara sûresin-de uzunca anlattım. Burada kısa bir özet yapıp geçelim inşallah. İslâm yeminleri üçe ayırır: 1- Birincisi yemin-i lağv’dır. Kişinin herhangi bir niyete bağlı olmaksızın ağzına geldiği gibi dil alışkanlığıyla yaptığı yeminlerdir. Ra-sulullah Efendimizin beyanıyla dil alışkanlığıyla “evet vallahi, hayır vallahi” şeklinde yaptığı yeminlerdir ki Rabbimiz kişiyi bundan dolayı hesaba çekmeyecektir. Çünkü niyetsiz amelin Allah katında bir değeri yoktur. Bu tür yeminlerin herhangi bir kefareti yoktur. Ama tabii Allah’ın adını lağviyyata, boş şeylere alet ederek hafife almanın, O’nun- la ilişkiyi bozmanın, O’nunla oyun oynamanın hesabı sorulacaktır. Onun için olur olmaz yerlerde Allah’ın adını kullanarak yeminden sakınmalıyız. 2- İkincisi kamus yeminidir. Geçmişe ilişkin öyle olduğunu zannederek Allah adına yemin etmektir. Hakikatin hilafına yemin etmek. Bu yeminin kefareti de yoktur, ama gerçeğin aksine yemin edildiği için hemen tevbe edilmelidir. 3- Üçüncüsü de işte burada anlatılan mün’akide yeminidir. Bağlayarak, kalpten niyet ederek geleceğe dair yapılan yeminler. Eğer yapılan bu yeminlerin konusu meşru ise mutlak sûrette yerine getirilmelidir. Aksi takdirde kefareti verilecektir. Eğer yeminin konusu gayri meşru ise bu yeminden dönülür ve kimilerine göre kefareti verilir, kimilerine göre de zaten böyle bir yeminden dönmek bir kefaret anlamı taşıdığı için kefareti de verilmez. Yeminin kefaretini de Rabbimiz şöylece anlatıyor: Bozulduğu zaman yeminin kefareti ehlinize, ev halkınıza yedirdiğiniz orta halli yemekten on fakire yedirmenizdir. Kendi hayat standardınıza uygun olarak sabahlı akşamlı iki övün olmak üzere on fakiri doyurmanızdır. Yahut on fakiri giydirmenizdir. On fakirin bedenini örtecek kadar giydirmenizdir. Veya Allah rızası için bir köleyi özgürlüğüne kavuşturup âzât etmektir. Bunlardan herhangi birini yaparsınız. Ama kim de bu sayılanlardan hiçbirisini bulamazsa yâni bunlardan hiçbirisini yapacak güçte değilse onun kefareti de üç gün oruç tutmaktır. İşte yeminlerinizi bozduğunuz zaman şer’i kefareti budur. Öyleyse ey mü’minler, yeminlerinizi koruyunuz. Yeminlerinizin sorumluluğunun farkında olunuz. Ne için Allah adını kullanarak yemin ettiğinize dikkat ediniz. Yemin ederken ciddiyetinizi takınınız. Allah adına bir yemin etmişseniz onun arkasında durunuz. Bozacaksanız mutlaka bir Allah yasası olarak kefaretini veriniz. Rabbinizle ilişkilerinizi zedelemeyiniz. Bakın ki Allah işte böylece size hükümlerini açıklıyor. Size böylece yol gösterdiği için, yolunuzu açtığı için, neyi nasıl yapacağınızı açık açık size beyan ettiği için siz de O’na şükredin, teşekkür edin, O’nun yolunda olun, hayatınızı O’na sunun.