94. “Ey İnananlar! Gıyabında kendisinden, kimin korktuğunu ortaya koymak için, (ihramlıyken) elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir şeyle Allah, andolsun ki sizi dener. Bundan sonra kim haddi aşarsa ona elem verici azap vardır.” Ey mü’minler, gıyabında kim Allah’tan korkuyor, kim korkmu-yor bunu denemek, bunu açığa çıkarmak üzere Rabbiniz hac ve umre için ihrama girdiğiniz bir ortamda ellerinizin ve mızraklarınızın menziline girecek kadar yaklaştırılmış bir avla sizi deneyecektir. Rabbiniz sizi bir av yasağıyla imtihana çekecek. Tab’an, fıtraten necis olan, pis olan, pisliğini kendi akıllarınız ve fıtratınızla da anlayabileceğiniz bir içki yasağından sonra şimdi de fıtraten temiz olan bir şeyi geçici bir süre için teabbüdî olarak yasaklayarak sizi imtihan edecektir. Ya Rabbi sen bu konuda tam yetkilisin, mutlak yetkilisin, neyi yasaklarsan ben senin yasaklarını yasak bilirim, ben senin sevdiklerini sever, sevmediklerini sevmem mi diyeceksiniz? Yoksa karşı mı geleceksiniz, bunu açığa çıkarmak için böyle bir şeyle sizi deneyeceğim, diyor Rabbimiz. Rivâyetlere göre Hudeybiye günü Rabbimiz sahâbe-i kiram efendilerimizi böyle bir imtihana tabi tuttu. sahâbe ihramlıydı ve kendilerine avlanmak yasaktı. Rabbimiz onları denemek için bolca bir av hayvanı göndermişti. Elleriyle yakalayabilecekleri, kılıçlarıyla, mızraklarıyla vurabilecekleri kadar av hayvanları onlara yaklaştırılmıştı. Sebep neydi? Gıyabında kim Allah’tan korkuyor? Kim Allah’ın haram-larına karşı saygılıdır? Kim değildir? Bunu açığa çıkarmak istiyordu. Rablerinin bir yasağına karşı kim ne kadar dayanabilecekti? İçki gibi fıtraten necis olan bir yasağa karşı belki insanların dayanmaları müm-kündür ama helâl olan bir şeye karşı dayanmalarının sınırını ölçmek istiyordu Rabbimiz. Rablerine karşı ne kadar saygılılar? İştahlarını çe-ken arzularını kamçılayan bir helâl karşısında, bir dünya nîmeti karşısında ne derece saygı göstereceklerdi? İşte Allah’ın temizle pisi, korkanla korkmayanı ayırt edeceği bir imtihandı bu. Allah için mütedeyyin olanla dünya ve nefisleri için dindar olanların açığa çıkarılması için bir imtihandı bu. Allah’a tapınanlarla kendi menfaatlerine, kendi nefislerine tapınanları açığa çıkaran bir imtihan. Çünkü Allah madununda hayır düşünen kişi hayır düşünmemiş sayılır. Allah’a kulluk adına, teabbüd adına değil de birtakım faydalarından, menfaatlerinden ötürü emirleri yerine getirip nehyler-den sakınan kimsenin kulluğu Allah’a değildir. Tabii elde olmayan bir nîmetten sarf-ı nazar etmekle nîmetin karşısındayken ondan sarf-ı nazar etmek çok farklıdır. Birincisi çok kolaydır. İkincisi ise gerçekten zordur. Meselâ dağ başında kalmış bir adamın açlığa sabrederek Allah’a ibâdet etmesiyle kurulmuş bir sofranın başında sabrederek Allah’a kulluk yapması farklıdır. Birinci durumda muvaffak olan insanların pek çoğu ikincisinde muvaffak olamamışlardır. Ruhbaniyet terbiyesiyle İslâmiyet terbiyesinin farkı işte burada anlaşılacaktır. Birisi toplumdan kaçarak mağara ve manastırlara kapanarak Allah’a yönelme yollarını arama öbürüyse toplumun içinde kalarak toplumun yanlışlarını düzeltme ve de toplumdan etkilenmeme şartıyla Allah’a yönelme usulü. Evet, Müslümanlar o gün o imtihanı başardılar. Rablerinin bu yasağını delmediler. Bugün de aynı imtihanlarla Rabbimiz bizi de imtihan eder. Meselâ bir para kasasının başına getiriverir bazen Rab-bimiz bizi, elimizi uzatıverince alıverecek kadar paraların başına ge-tirir ve dener Allah bizi. Bazen bizi öyle bir konuma öyle bir makama getirir ki Rabbimiz, orada binlerce insanın namusu bizim elimizin al-tındadır. İfta makamındasınız farz edin, öğretici konumundasınız farz edin, sizden din öğrenmeye gelen pek çoğunu size yaklaştırıverir Allah da sizin o konudaki ağırlığınızı, takvanızı ölçüverir. Gıyabında kendisinden korkup korkmadığınızı ortaya çıkarıverir. Veya bazen size küçük küçük imkânlar verir. Meselâ belediyeler verir, muhtarlıklar verir ve sizi dener Allah. Buradaki ciddiyetinize, samimiyetinize bakar da daha sonra size devlet idaresini teslim eder. Oralarda başarama-mışsanız daha büyüklerini nasip etmez size.