Meâric Suresine Dön

Meâricالمعارج

11. Ayet

11Meâric Suresi

يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ

(Birbirlerine) gösterilirler. Mücrim kimse, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11-14. “Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülâlesini ve yeryüzünde bulunan herkesi fedâ etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.” O gün mücrim, âsi, günahkâr kişi, yani cehennemi hak eden kişi isteyecek, temenni edecek. Ama dikkat ederseniz burada “yeved-dü’l mücrimi” deniliyor. Yani bunu isteyen kişinin günahkâr olduğu anlatılıyor. Mücrim… Acaba biz miyiz ki? Acaba biz mi anlatılıyoruz? İçimizde günahkâr olmayan var mı? Bakın burada kâfir denmiyor da, günahkâr deniyor. Günahkârın cehennemden kurtulabilmek için nelerini fedâ edeceği, nelerini fidye olarak vereceği anlatılıyor. Kur’an’ın başka yerlerinde kâfir ve zâlimlerin de kendilerini cehennemden kurtarabilmek için fidye verecekleri ama onların bu fidyelerinin kabul edilmeyeceği anlatılır: “Doğrusu inkâr edip, inkârcı olarak ölenlerin hiç-birinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azap onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.” (Âl-i İmrân 91) “Yeryüzünde onların hepsi ve bir misli daha zâlimlerin olsa, kıyamet günündeki kötü azap için fidye verseler kabul edilemez. Allah katından olanlara, hiç hesaplamadıkları şeyler beliriverir.” (Zümer 47 ) Yani insanlardan kâfir ve zâlimler tüm mallarını ve mülklerini, ekonomik güçlerini fedâya hazır olacaklar, ya da sosyal çevrelerini, eşlerini dostlarını fidye olarak verecekler ve diyecekler ki: “Aman ya Rabbi! Dünya dolusu altınım da olsa fedâ olsun! Fidye olarak sana vereyim de bu cehennemden beni kurtar!” Kendilerine “hayır!” denilecek. Dünya ve bir misli daha kendilerinin olsa onu da verecekler ama bu fidyeleri kendilerinden kabul edilmeyecek. Zaten öbür tarafta mal-mülk kimin ki? Neye sahip olabilecek ki bu insanlar? O günün, o kıyamet gününün dehşetinden kurtulmak için mücrim, günahkâr kişi fedâ etmek isteyecek, fidye olarak vermek isteyecek. “Fedâ olsun, yeter ki kurtulsun” diyecek. Neyi? Neyi feda edecek? Neyini fidye olarak verecek? Oğlunu, kızını. Oğul bildiklerini, kız kabul ettiklerini fedâ edecek, fidye olarak verecek. “Aman kızım, tatlım, aman oğlum, tontonum” dediklerini. Bağrına bastıklarını, yâni bütün oğul ve kızlarını fidye olarak verecek. “Al ya Rabbi, bunlar fedâ olsun, fidye olsun da beni cehennemden kurtar” diyecek. Başka? Sahibesini, karısını. Kocaysa karısını, kadınsa kocasını fidye olarak verecek, fedâ edecek. Başka? ¬ Kardeşini, erkek ve kız kardeşini ya da tüm kardeşlerini, tüm kardeş bildiklerini, Roteryan kardeşliği mi, yoksa mason kardeşliği mi neyse işte tüm kardeşlerini de fedâ edecek, fidye olarak verecek. Başka? ¬ Kavmini, ırkını, milletini, cemaatını, hizbini, kliğini, grubunu. Yani içinde doğup büyüdüğü, içinde hayatını kazandığı, içinde yürümesini, konuşmasını öğrendiği fasilesini, kavmini, kabilesini, toplumunu fedâ edecek. Hattâ: Bütün insanlığı, bütün insanları fedâya hazır olacak. Yeryüzünde ne kadar insan varsa hepsi cehenneme gitsin, hepsi fedâ olsun, hepsi fidye olsun, yeter ki kendisi kurtulsun isteyecek. Herkes cehenneme gitsin kendisi cennete gitsin isteyecek. Gerçekten çok büyük bir gaddarlık ya! Biz buna mücrim mantığı diyoruz. Hz. Ebu Bekir efendimize isnat edilen bir yalan vardır ya, buradaki onun tam tersi. Ebu Bekir efendimiz “aman ya Rabbi, beni o kadar büyüt, o kadar büyüt ki, benim vücudumu o kadar büyük yarat ki, cehennemi sadece benim vücudum doldursun ve oraya gidecek başka insan olmasın. Beni cehenneme koy ki, kimse cehenneme gel-mesin. Cehennemi yalnız ben doldurayım da herkes cennete gitsin” demiş (!). Der mi böyle bir şeyi Ebu Bekir efendimiz? Kesinlikle de-mez değil mi? Hz. Ebu Bekir efendimizin onu demediğine delil çokta, birkaç tanesini söyleyeyim: Yani hâşâ Ebu Bekir efendimiz şöyle mi diyecekti: “Ya Rabbi ben Ebu Cehil’i çok seviyorum. Ben Hz. Mûsâ’ya kan kusturan Firavunları çok seviyorum. Ben İbrahim’e (a.s) dünyasını zindan eden Nemrut’u çok seviyorum. Veya ben Müslümanları bir kaşık suda boğ-mak isteyen, Seninle, Senin dininle, Senin kitabınla, Senin sisteminle savaşa tutuşan yirminci asrın kâfirlerini, ateistlerini, dinsizlerini çok seviyorum. Onların cehenneme gitmesine vicdanım dayanmaz. Binaenaleyh sen cehennemini benimle doldur da onların tamamı cennete gitsin” mi diyecekti Ebu Bekir efendimiz? Bunu mu diyecekti hâşâ? Kitap-sünnet bilgisine sahip olan bir sahabenin böyle bir şey söylemesi kesinlikle mümkün değildir. Ama vahdet-i vücutçular, Hümanistler, kâfir de olsa, mü’min de olsa insanlara değer verenler, insanın Al-lah’la birleşme teorisine îman edenler, ona bunu dedirtivermişler. Halbuki yaşasın kâfirler için cehennem! Rabbimiz Kur’an-ı Ke-rîm’inde bu kadar âyetiyle “Allah’a inanmayan, Allah’ın istediği biçimde bir hayat yaşamayanlar cehenneme gidecekler, ben cehennemi boşuna yaratmadım” buyurduğu halde, nasıl olurda “ya Rabbi ben kullarına karşı senden daha merhametliyim, hadi madem ki yaratmışsın, yakacaksan beni yak da tatmin ol” mu diyecekti hâşâ? Yani Ebu Bekir efendimiz şunu mu diyecekti: “Ya Rabbi, sen cehennem yaratmışsın, gereksizdi ama neyse boşa gitmesin! Hadi orada ben yanayım da sen tatmin ol!” Hâşâ ve kellâ. Veya “sen benim kadar merhametli değilsin, affedemezsin ben affedeyim onları” mı diyecekti? Veya Kur’an’da cehennemden sığınmamızı emreden bu kadar âyeti gör-mezden gelerek kendisi için cehennem mi isteyecekti Allah’tan? Bunlar çok saçma şeyler… Kâfirler için, kâfir olarak öldüğü kesin olanlar için cennet istemek de saçmalık, kendisi için cehennem istemek de saçmalıktır. Yani Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller, Lût kavminin helâk olanları, Nuh'un karşısına dikilenler, İbrahim’i ateşe atmaya çalışanlar, Kur’an’ı yok etmeye soyunanlar, şeriatın köküne dinamit koymaya say edenler gitsinler cennete, ben onları seviyorum ve yanmalarına vicdanım razı olmuyor, onların yerine cehennemi ben doldurayım. Bu-nu bir Müslüman asla söylemez, mümkün değil düşünemez bile. Sadece bunu Müslüman dünya planında düşünür, yaşarken düşünür, hayatın içinde düşünür. Yani en hain, en zâlim, en kâfir bir adamın dirilmesi için gerekirse dünyada kendini fedâ eder mü'min. Zaten şehit odur. Birilerinin dirilişi için kendini fedâ eden şehittir. Yani hayattayken Ebu Cehil bile olsa, Nemrut bile olsa cehenneme gitmesine razı olmaz mü'min. Gider ona uyarır, anlatır, uğraşır, didinir, çalışır, o-na İslâm’ı, hakkı tebliğ eder. Peygamberler öyle değil miydi? Mûsâ’-nın (a.s) çabası neydi? İbrahim’in (a.s) çırpınışı neydi? Rasulullah’ın titreyişi neydi sanki? Adam dünyadayken onu cennete götürmek için çırpınır mü’min, ama adam kâfir olarak geberip gitmişse artık yaşasın kâfirler için cehennem demek düşer, başkası caiz değildir. Buradaki mücriminki bundan çok farklıdır. Bari böyle olsaydı ama adamın gaddarlığına bakın ki adam tek kendini cehennemden kurtarıp cennete gidebilmek için fidye olarak oğlunu, kızını gönderdi cehenneme, yetmedi karısını gönderdi, yetmedi kardeşlerini gönderdi, sonra kavmini, kabilesini, cemaatini, grubunu, hizbini gönderdi, yetmedi, “yeryüzündeki bütün insanlar cehenneme gitsin, herkes fedâ olsun da yeter ki ben kurtulayım” diyor. “Herkes cehenneme gitsin ye-ter ki ben cennete gideyim.” Mücrim mantığıdır bu. Dünyada da bunun, bu mücrim mantığının örneklerini görüyoruz. Bakın ekonomik anlayışlara, herkes batsın ben kalayım! Herkes iflas etsin, ben ayakta kalayım! Herkes kaybetsin ben kazanayım! Herkes aç kalsın ben doyayım! Herkes, bütün insanlar batsın, bir tek ben kalayım! Aynı mantık değil mi? Veya trafiğe bakın, herkes dursun ben geçeyim! Herkes kalsın ben yol alayım! Meselâ adam duyuyor ki, şekere zam gelecek, adamın iki tır şekeri varken, veya iki tır daha şeker alabilecek imkânı varken, garibanın iki kilo şeker alabilme imkânına göz dikiyor onu da elinden almak için iki kamyon daha alıyor. Ya! Bırak ucuz alsın adam! Sen zaten alabilecek durumdasın! Yoo! Öyle değil, herkes dursun ben yürüyeyim! Herkes ölsün ben yaşayayım! Herkes kaybetsin ben kazanayım! Herkes bitsin ben devam edeyim! Herkes ölsün ben yaşayayım! Herkes cehenneme gitsin ben kurtulayım! Dünyada da öyle diyordu adam. Ama ne dünyada faydasını görecek bu anlayışın, ne de âhirette faydasını görecek. Bakın böyle gaddarca bir mantıkla bütün insanlık fedâ olsun da yeter ki o azaptan kurtulsam diyen ve her şeyini fedâ etmek isteyen kişinin bu tavrını reddederek Rabbimiz buyurur ki: