32. “Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler,” Namazcıların bir başka sıfatlarını da böyle anlatıyor Rabbimiz. Onlar emanetlerine, ahitlerine, sözlerine, randevularına riâyet eden kimselerdir. Emaneti emanet bilirler. Emaneti emanetin sahibinin istediği gibi kullanırlar. Emanetle ilişkilerini emanetin sahibinin istediği şekilde ayarlarlar. Allah emanet olarak kendilerine ne vermişse. Akıl mı verdi Allah emanet olarak? Sıhhat mı verdi? Zaman mı verdi? Mal, mülk, fırsat, imkân mı verdi? Ev, araba, arsa mı verdi? Evlât mı verdi? Hanım mı verdi? Veya din mi gönderdi? Kitap, peygamber mi gönder-di? İrade mi verdi emanet olarak? Bunların tümünü emanetin sahibinin razı olduğu yerlerde kullanarak emanetlerini yerine getirirler onlar. Emaneti iki türlü anlıyoruz: a. Emanet, Ahzâb sûresindeki emanettir. “Doğrusu Biz, emaneti (sorumluluğu) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekin-mişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zâlim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.” (Ahzâb 72) Emanet işte bu âyette anlatılan emanettir. Yani âyetin ifade et-tiğine göre emanet, tekâlüf-i ilâhîyedir. Dindir, îmandır, hidâyettir, Kur’an’dır, sünnettir, candır, bedendir, iradedir. Allah’ın bize emanet ettiği şeylerdir. İşte o namazcılar bu emanetlere riâyet ederler. Bu emanetlere sahip çıkarlar. Bu emanetlerle ilişkilerini Allah’ın istediği biçimde ayarlarlar. Bu emanetlere asla hıyanette bulunmazlar. Bunları zayî etmezler. b. Bir de emanet, insanların kendi aralarında birbirlerine emanet ettiği, emanet verdiği şeylerdir. Hattâ bu manada kâfirin emanetidir de. İşte buna karşı da o namazcılar riâyetkar davranırlar. Nezih davranırlar. Emanet sahiplerine karşı sahtekârlık yapmazlar. Rabbimize ezelde verdiğimiz bir ahdimiz vardı ya işte önce o ahitlerine riâyet ederler, ona sadık kalırlar namazcılar. Sonra da insanlara verdikleri ahitlerine, taahhütlerine sadık davranırlar. Ahitleri, sözleri İslâm’a zıtsa hemen vazgeçerler, değilse ne pahasına olursa olsun verdikleri sözlerinden dönmezler.