Meâric Suresine Dön

Meâricالمعارج

5. Ayet

5Meâric Suresi

فَاصْبِرْ صَبْرًا جَم۪يلًا

(Öyleyse) güzel bir sabırla sabret!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

5-7. “Ey Muhammed! Güzel güzel sabret; Doğrusu inkârcılar azabı uzak görüyorlar. Ama Biz onu yakın gör-mekteyiz.” “Peygamberim sen sabr-ı cemille sabret! Çok güzel sabırla, güzel bir biçimde sabret. Hakkı gündeme getiren bir sabırla sabret! Sabret ki sabrın güzel olsun!” Rabbimiz burada Peygamberimizden ve onun şahsında hepimizden sabr-ı cemil istiyor. Bu ifadeyi, sabr-ı cemili Yusuf sûresinden öğrenmek lâzım. Hani oğulları Yusuf’u kuyuya atıp “babacığım onu kurt yedi” diyerek geldiklerinde, oğlu Yusuf’un üzüntüsüyle yüreği ağ-zına gelmiş Hz. Yakub’un şöyle dediğini anlatıyordu Yusuf sûresi: “Üzerine başka bir kan bulaşmış olarak Yusuf’un gömleğini de getirmişlerdi. Babaları: “Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi; artık bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah’tan yardım istenir” dedi. (Yusuf 18) Bakın Yakub (a.s) diyor ki: Bu durumda bana düşen de sabr-ı cemildir. Güzel bir sabırdır. İşte onun yaptığı sabır, sabr-ı cemildir. Yusuf’u elinden alınan Yakub’un ilk sadmede gösterdiği sabra sabr-ı cemil denir. Rasulullah Efendimizin bir hadisiyle söylersek: “Gerçek sabır, sadme-i ûlâdadır.” Yani imtihan maksadıyla Rabbimizin kullarına gönderdiği herhangi bir musîbet, belâ haberi kişiye ilk verildiği anda, o sadmeyle, o haberin darbesiyle ilk defa karşı karşıya kaldığı anda, sabretmesi gerçek sabırdır, sabr-ı cemildir. Meselâ “baban öldü” haberi kişiye ilk verildiği anda, o ilk sadmeyle karşı karşıya kaldığı anda sabretmesi, veya “dükkanın yandı” haberi kişiye ilk verildiği anda, çocuğunu kaybettiği haberi kendisine ilk verildiği anda, bu haberin darbesiyle karşı karşıya geldiği ilk anda kişinin sabretmesi sabr-ı cemildir, gerçek sabırdır. Değilse bu hadiseden on gün sonra, bir ay sonra, bir yıl sonra artık ona sabret demenin anlamı kalmamıştır, zira artık alışmıştır. O anda sabretmek sabr-ı cemildir. Sabr-ı cemil’in ikinci manası, özellikle Cenab-ı Hakk’ın bizi na-sıl isterse öyle imtihan ettiğine inanarak sabretmektir. Allah’ın imtihan sorularına hoş bakmak, karşı gelmemek isyan etmemektir. Yani Rab-bim en güzel imtihan edendir, Allah beni en güzel biçimde imtihan eder, gönderdiği sorular bana lâyık sorulardır, zira en münasibini, en mütenasibini bilen Rabbimdir diyerek imtihan sorularına teslimiyettir. Şu anda koskoca bir dünya imtihan salonu ve milyarlarca insan da bu salonda imtihandadır. Rabbimizin herkese gönderdiği sorular farklıdır. Kimisini bir evle imtihan ediyor, kimisini evsiz imtihan ediyor, kimisine beş tane kız çocuğu vermiş hiç erkek evlâdı vermemiş, ona öyle bir soruyu münasip görmüş, kimilerine sadece erkek evlâtları vermiş kız çocukları vermemiş, onlara böyle bir soruyu münasip görmüş; kimilerine bol mal vermiş, kimilerini malsız imtihan ediyor; ki-milerini elli, kimilerini çolak imtihan ediyor; kimilerini dilli, kimilerini de dilsiz, tat imtihan ediyor. Herkesin imtihan soruları farklıdır. İşte Rab-bimiz en güzelini bilir. Rabbimiz en münasip soruları gönderir. Rab-bimiz hikmet sahibidir, eğer bana bunları münasip görmüşse, beni bunlarla imtihan etmeyi murad buyurmuşsa, kabulümdür demek sabr-ı cemildir. Sabr-ı cemil’in bir üçüncü manası da, Allah’ın kutlu elçilerinin sabırlarıdır. Yani kendilerini tüm dünya alkışlasa da, ya da tüm dünya kendilerine düşman kesilse de, hareketlerinde, tavırlarında değişiklik yapmamak, Allah’a kulluklarında asla değişiklik yapmamaktır sabr-ı cemil. Kınayanın kınamasına aldırış etmeden her şart altında Allah’a, Allah’ın istediği kulluğu icraya devamdır. Hâsılı sabır sembollerini, sabır örneklerini gözümüzün önüne getirerek sabr-ı cemili anlayalım ve sabredelim. Meselâ Hz. Nuh gözümüzün önünde dursun. 950 yıllık bir dâvet sabrında bulunmuş Allah’ın elçisi. Toplumunun küfürde ısrarlı davranması, onu dinlememek için parmaklarıyla kulaklarını tıkamaları, Nuh (a.s) bizi tanıyamasın diye elbiselerini üzerlerine alarak ondan saklanmaya çalışmaları, yalanlamaları, hakaret etmeleri karşısında bile bıkıp usanmaması, tavrında bir değişiklik yapmamasını kendimize örnek alalım. Veya meselâ bir Dâvûd (a.s) örneğini alın. Tâğutlara karşı ver-diği savaşını, etrafındakilerin dağılıp gidişine, yanında azıcık bir grup kalışına karşı nasıl sabrettiğini düşünün ve sabr-ı cemili anlamaya ça-lışın. Bir Mûsâ (a.s) örneğini alın. Firavun karşısında nasıl sabredebilmiş? Kendilerini kurtarmaya geldiği Ben-i İsrâil’in inatlarına nasıl sabırla mukâbelede bulunduğunu düşünün. Veya kavminin azgınlıklarına, sapıklıklarına karşı sabreden Hz. Lût’u (a.s) bir düşünün. Cinsel sapıklık içindeki insanlara kızlarını teklif edebilecek kadar dünya başına dar geldiği halde, yine de yapması gerekenleri yapması, Allah’ın kendisine yüklediği kulluk görevini icra etmesi noktasındaki sabrını gözünüzün önünden geçirin. Ya da testere ile kesilenleri bir düşünün. Belinden ya da boynundan kesilirken bile sabredip Allah’a kulluktan vazgeçmeyenleri düşünün de, “Sabran cemilayı” anlayın. Başka türlü bunu anlamak ta, anlatmak ta mümkün değildir. Sen sabret peygamberim! Sizler de sabredin ey peygamber yolunun yolcuları. Çünkü: “Onlar çok uzak görüyorlar bu işi.” Neyi uzak görüyorlar? Öleceklerini, dirileceklerini, kıyametin kopacağı, kıyamet sonrası hesabını-kitabını, cenneti, cehennemi çok uzak görüyorlar. Hesaba çekileceklerini çok uzak görüyorlar. “Olmaz, gelmez, mümkün değil öldükten sonra dirilmeyeceğiz” diyorlar. Bu işin olmayacağını, gelmeyeceğini zannediyorlar. Onlar bu işin çok uzak, ihtimalsiz olduğunu zannediyorlar ama: Ama biz onu çok yakın görüyoruz. Çünkü genel bir kural var ki, her gelecek yakındır. Her gelecek yakındır ve bu da gelecektir. Ta-bii buradaki uzaklık-yakınlık, mesafe uzaklığı, yakınlığı değildir. Onlar bunu uzak görüyorlar denirken, gayr-i kain görüyorlar, yani mümkün değil, gerçekleşmeyecek görüyorlar, biz de onu kain görüyoruz, mutlak gelecek ve gerçekleşecek görüyoruz, demektir. Bundan sonra Cenab-ı Hakk kesinlikle gelecek olan, çok yakın olan bu kıyameti ve kıyamet sonrası hesabını-kitabını ispatlamak, gözler önüne sermek için birkaç enstantane, birkaç tablo, birkaç çekim getiriyor gözlerimizin önüne. Ama tabii kıyametle alâkalı, kıyamet sonrası hesap-kitapla alâkalı her şeyi anlatmıyor. Sadece birkaç tablo ortaya koyuyor. Neymiş onlar? Ne olacakmış o gün?