Mucadele Suresine Dön

Mucadeleالمجادلة

17. Ayet

17Mucadele Suresi

لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ

Malları ve evlatları, (Allah’ın azabına karşı) kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar, ateşin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

17. “Malları ve çocukları, onlara, Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.” Bu kâfirlere, kâfirlerle birlikte hareket etmeye çalışan, kâfirlerle birlik olarak Müslümanlara gece-gündüz komplolar hazırlayan Allah düşmanlarına Allah’la tutuştukları bu savaşlarında ne malları, mülkleri, ne çoluk-çocukları, ne aileleri, aveneleri, ne askerî güçleri, ne siyasal ve ekonomik güçleri, ne devletleri, saltanatları Allah’a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah’a karşı hiçbir işe yaramayacaktır bunlar. İfadeye dikkat ettiniz mi? Allah’a karşı onların ne malları, ne evlatları, ne siyasal, ne de askerî güçleri hiçbir fayda sağlamayacaktır, diyor Rabbimiz. Bundan anlıyoruz ki, aslında bu adamlar Müslümanlarla değil Allah’la savaşmaktadırlar. Bu savaş Allah’la bu kâfirler arasındadır. Bunların savaşları, bunların komploları Müslümanlara yönelik değil, Allah’a yöneliktir. Yani kâfirlerin, münâfıkların karşısında savaşanlar sadece mü’minler değildir. İşte Rabbimiz beyan buyuruyor ki, Müslümanlarla savaşanlar kim olurlarsa olsunlar önce karşılarında Allah’ı bulacaklardır. Dün de bu böyle olmuştur, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır. Öyleyse şu anda kâfirler, münâfıklar, yeryüzü Müslümanlarına ne kadar işkence yapmayı hedeflerlerse hedeflesinler, ne kadar da Müslümanları zayıf ve yardımcısız görerek tüm plan ve programlarını Müslümanları top yekûn yeryüzünden silmeye yönelik yaparlarsa yapsınlar, bilesiniz ki, tüm kâfirler, tüm münâfıklar, tüm Hristiyan ve Yahudiler, karşılarındaki savaşta ilk önce Allahu Teâlâ’yı bulacaklardır. Yani bu savaşta Allahu Teâlâ kendi zatıyla ve azametiyle Müslü-manları koruyacak, Müslümanlara yardım edecek, tüm kâfirlerin de kökünü kazıyacak ve işlerini bitirecektir. Bundan hiç kimsenin bir şüp-hesi olmasın. Bir de dikkat ederseniz onların ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı bir işe yaramayacaktır, deniyor. Buradan da anlıyoruz ki münâfıklar ve kâfirler Allah’la, Allah safında yer almış Müslümanlarla giriştikleri savaşta mallarına, evlatlarına güvenmektedirler. Mal ekonomik gücü, evlat da askerî ve siyasal gücü anlatır. İşte kâfirler ve münâfıklar mallarına, evlatlarına, makamlarına, konumlarına güvenerek Allah’a ve Allah yolunun yolcularına savaş açmaktadırlar. Hz. Nuh (a.s) döneminden bu yana ayrışan bu hak-bâtıl savaşlarında bu yönden kâfirler hep güçlü, Müslümanlar da hep zayıf olmuştur. İşte kâfirler bu tür güçleri ellerinde bulundurdukları için karşılarındaki Müslümanlara karşı galip gelebileceklerini, onları ezip geçecekleri düşünmüşler ve hep savaşı başlatan tarafı oluşturmuşlardır. “Ekonomik ve askerî yönden, teknolojik yönden biz güçlü olduğumuza göre zafer bizim olacaktır” diyerek hep savaşı tutuşturanlar onlar olmuştur. Ama bu kâfirler şunu hep unutmuşlar. Müslümanlarla karşılaştıkları her savaşta karşılarında sadece Müslümanlar bu-lunmuyor. Bu savaşı onların safında, onların desteğinde olan Allah’la veriyorlar. Müslümanların desteğinde Allah var. Bu gerçeği ne kadar bilirlerse, elbette bu onların kendi lehlerine olacaktır. Müslümanlar da bu gerçeği ne kadar kavrarlarsa onların da lehlerine olacaktır. Yani Allah istiyor ki herkes iman edip kendisine kulluğa yönelsin. Hiç kimse kendisiyle savaşa girişmesin. Çünkü Hz. Nuh’tan (a.s) bu yana gerçekleşen hak-bâtıl savaşlarının neticesi bellidir. Allah’ın mağlup edilmesi mümkün değildir. İşte tarih içinde Firavun, Âd kavmi, Semûd denemiş ve hepsi de mağlup olmuşlardır. Bunlar cehennem ashabıdırlar, cehennemin sohbetçisidirler ve ebediyen orada kalıcıdırlar.