8. “Gizli toplantıdan men edilen, sonra men olundukları şeyi yapmaya kalkışarak günah işlemek, düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek konusunda gizli gizli konuşanları görmedin mi? Ey Muhammed! Sana geldiklerinde, Allah’ın seni selâmlamadığı bir şekilde seni selâmlarlar; içlerinden, “Gerçekten o bir peygamber olsaydı Allah’ın bizi, söylediklerimizden ötürü, cezalandırması gerekmez miydi?” derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler, ne kötü dönüştür!” “Böyle gizli gizli aleyhte toplantılar yapmaktan, düşmanca planlar içine girmekten men edildikleri halde bundan vazgeçmeyenleri, günah işlemek, düşmanlık etmek, peygambere karşı gelmek konusunda ısrarlı davrananları görmedin mi ey peygamberim?” Defalarca Allah ve Resûlü tarafından yapmayın, etmeyin, bu yaptıklarınız yanlıştır diye uyarılmalarına rağmen desiselerine, kulis faaliyetlerine devam eden kimseleri görmedin mi? Bunların kulis faaliyetlerinin ana teması ne? Günah. İnsanları günaha nasıl çekebiliriz? İnsanları günaha nasıl batırabiliriz? İnsanları imanlarından nasıl edebiliriz? İnsanların inançlarını nasıl bozabiliriz? İçkiyle mi? Kumarla mı? Zinayla, fuhuşla mı? Eroinle, esrarla mı? Makamla, koltukla mı? Kılık-kıyafetlerine müdahaleyle mi? Dini eğitim veren okullarını kapatarak mı? Nasıl önlerine geçebiliriz bu müslümanların? Evet, bu adamlar insanları dinlerinden, imanlarından edecek her tür günahı dener, her tür yola başvururlar. Tüm günahların çoğalmasını, günahların açıkça işlenmesini ve toplumda yaygınlık kazanmasını isterler. Hep bunun için çaba gösterirler. Yine bu adamların kulis faaliyetlerinin konularından bir başkası da düşmanlıktır. Kime karşı düşmanlık? Allah’a, peygambere, Müslümanlara karşı düşmanlık… Resul’e ve Resûlün getirdiği dine isyan… İşte bu adamların gizli gizli kulislerinde konuştukları şeyler bunlardır. Memlekette insanlar aç kalmış, önemli değil. Ülkede milyonlarca insan işsizlikten birbirlerini yiyecek hale gelmişler, önemli değil. Ülke insanları günah bataklığına yuvarlanmış önemli değil. Daha doğmamış yavrular borçlu doğar olmuşlar, insanlar kâfir ülkelerine köle olmuşlar, önemli değil. Gençler fuhuş bataklığına yuvarlanmış, insanlar cehenneme doğru gidiyorlarmış, önemli değil. Önemli olan İslâm düşmanlığıdır. Önemli olan Müslümanların nasıl yok edileceği, başörtülerin nasıl açılacağı, insanların nasıl dinsizleştirileceğidir. Önemli olan insanların günaha sokulmaları, Allah’a ve peygambere düşman yapılmalarıdır. İşte bu adamların dertleri, görüşmelerinin ve kulislerinin ana konuları bunlardır. “Onlar sana geldikleri zaman Allah’ın seni selâmlamadığı gibi selâmlarlar.” Genelde bu Yahudilerin tavrıdır. Onlar Rasulullah Efendimizin yanına geldikleri zaman onun için selâm, selâmet, esenlik dilemiyorlar. Müslümanların tahıyyesi gibi tahıyyede bulunmuyorlar. Rasulullah’a geldikleri zaman ‘selâmun aleyküm’ demiyorlardı da, Ra-sulullah’tan başkalarının anlayamayacakları bir biçimde bu selâmı bozuyorlardı. “Essâmu aleyke ya Ebel Kasım” “Ölüm senin üzerine olsun, Allah’ın belâsı senin üzerine olsun ey Kasımın babası” diyorlardı. Ama bunu da net ve açık bir şekilde diyemiyorlar, ağızların-da geveliyorlardı. Bunu bilen Rasulullah da: “Ve aleyküm” buyurarak karşılık veriyordu. Yani benim için istediğiniz şey sizin üzerinize olsun diyordu. Nefislerinden, gönüllerinden, içlerinden de şöyle diyor-lardı: Kendi içlerinde olan şeyi açığa çıkarıyor ve diyorlardı ki: “Gerçekten bu Muhammed Allah’ın hak bir elçisi olmuş olsaydı, kendisine bu söylediklerimizden ötürü Allah’ın bize azap etmesi, bizi helâk etmesi, bizim ağzımızın payını vermesi gerekmez miydi? Madem ki Allah bizim konuştuklarımızı duyuyor, dediklerimiz yüzünden Allah bizi niye helâk etmiyor? Madem ki o Allah’ın elçisidir, o halde ona karşı söylediğimiz bu sözlerden ötürü Allah bizi niye cezalandırmıyor?” Bu davranışlarını Peygamber’in (a.s) peygamber olmayışına delil getirmeye çalışıyorlardı. “Gece-gündüz ona beddua okuyoruz, ama şu ana kadar başımıza hiçbir belâ gelmedi” diyorlardı. Geçmiş kavimlerde olduğu gibi işledikleri suçlar karşısında Allah’ın azabını peşin isti-yorlardı. Rabbimiz buyuruyor ki, “cehennem onlara yeter.” Bu dünyada kendilerine bir şey gelir, ya da gelmez, ama bilsinler ki cehennem onları beklemektedir. Cehennem yetmiyor mu onlara? Alçaklar horluk içinde o ateşe yaslanacak, ateşe sallanacaklar. Ne kötü bir dönüş yeridir o ateş? Öyleyse ey Müslümanlar: