Muddessir Suresine Dön

Muddessirالمدثر

20. Ayet

20Muddessir Suresi

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ

Bir daha, bir daha kahrolası, (bu) nasıl ölçüp biçmek!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

18-23. “Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti; Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti! Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti! Sonra baktı; Sonra kaşlarını çattı, suratını astı; Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı.” Evet bak ki o, ölçtü, biçti. Düşünüp taşındı, ölçüp biçti. Geberesi, kahrolası nasıl da ölçüp biçti! nasıl da becerdi bunu! Nasıl da taktir etti? Bu «r²[«6 nin iki mânâsı var: a. Bir taaccüp mânâsı var. Nasıl da yaptı bunu, nasıl da ölçüp biçti böyle, anlamına. b. Bir de inkâr mânâsı var. Keşke yapmasaydı! Keşke böyle ölçüp biçmeseydi! gibi bir anlamı var. Evet inkârla birlikte bir şaşkınlık ifadesi var. Peygamberin sözünün böyle olduğunu nereden buldu bu hain? Nasıl da yakıştırdı bunu ona? Kur’an hakkında nasıl da böyle bir yakıştırmada bulundu? Rasulullah’ın ağzından Kur’an’ı dinleyen bu alçak nasıl da düşündü Kur’an hakkında bu sözü? Nasıl da yakıştırdı Kur’an’a bu dediğini? Müslümanlara da bugün insanlar öyle acayip ithamlarda bulunuyorlar ki, bütün bunları nereden bulduklarına, nasıl bulduklarına şaşıyoruz. İnsan bin yıl düşünse bulamaz bunları. Nereden bulup ya-kıştırıyorlar, bunu anlamak gerçekten mümkün değil. Meselâ bir Müs-lümana aynı anda hem Vahhabî, hem de İrancı diyorlar. Bunu söyleyebiliyorlar bir Müslüman hakkında. Bunu nasıl diyebiliyorlar?! Nerden çıkarıyorlar bunu? Halbuki yeryüzündeki bütün insanlar birleşse, bir adamı, aynı anda hem Vahhabî, hem de İrancı yapamazlar. Bunlar birbirlerine zıt şeylerdir. Birbirine taban tabana iki zıt fikirdir bunlar. Bir adamı bir kazana atsalar, kırk yıl kaynatsalar yinede onu hem Vah-habî hem de İrancı yapamazsınız. Bunu nasıl diyebiliyorlar? Nasıl ya-kıştırabiliyorlar? Nasıl ve nereden düşünüp bulabiliyorlar? Gerçekten anlamak mümkün değildir. Veya meselâ diyorlar ki bir Müslümana, “bu adam Kur’an’cıdır ama fıkha karşıdır. Bu adam Kur’an’cıdır ama sünnete karşıdır.” Veya, “bu adam Kur’an-sünnet diyor ama mezhebe karşıdır.” Bunu nasıl diyebiliyorlar, anlamak mümkün değildir. Düşünebiliyor musunuz? Bir adam hem Kur’an’cı olacak, Kur’an’ı savunacak, hem de sünneti inkârcı olacak, bu kesinlikle mümkün değildir. Eşyanın tabiatına terstir bu. Çünkü Kur’an bizzat sünneti emrederken veya sünnet bizzat Kur’-an’ı emrederken birine sahip olduğunu iddia eden kişi diğerine ilgisiz kalacak. Veya bir adam hem Kur’an’cı olacak, hem de İmam Ebu Ha-nife’yi ve fıkhını reddedecek, veya fıkıh peşinde giderken Kur’an’a sırt çevirecek, mümkün değildir bu aslında. Eşyanın tabiatına aykırıdır bu. Ama bakın bunu şeytan yaptırıyor. Şeytan düşündürüyor, bulduruyor bunu insanlara ve insanlar bugün birileri hakkında bu tür iddialarda bulunabiliyorlar. Allah diyor ki bakın: “Kahrolası nasıl da becerebildi bunu? Nasıl da düşünebildi bu-nu hain!” Meseleye bir açıdan bir baktı, döndü bir başka açıdan bir daha baktı, döndü bir başka açıdan bir daha baktı. Bir öyle ölçtü biçti, bir böyle ölçtü biçti, sonra «h«P«9 Åv­$ baktı, bakındı. Çevresine şöyle bir göz attı, ya da çevresinin tepkisini ayarladı, nezaret etti, sonra «h«K«"«: «j«A«2 Åv­$ Sonra ekşidi, buruştu ve surat astı. Aslında hamlık yaptı demektir bu "basar" kelimesi. Yani vaktinden evvel kokmuş ham koruk gibi ekşidi ve surat astı. Sonra, «h«A²U«B²,!«: «h«"²(Ï! Åv­$ Ardını, arkasını, sırtını, ensesini döndü ve büyüklendi, müstekbir davrandı. Anlıyoruz ki kibirlenmek imana en büyük engeldir. Allah’a, Al-lah’ın dinine, Allah’ın elçilerine karşı Müstekbir davrananlar asla iman edemezler. Her bir küfrün arkasında yatan en büyük sebep kibirdir. ‘Kibir’, büyüklenmek, ululuk ve büyüklük taslamak, böbürlen-mek, kendini ulaşılmaz görmek anlamlarına gelir. Kendini başkaların-dan üstün görüp, onları aşağılamaya, onlara hakaret etmeye de kibir denir. Yine, inanmayanların kendilerini büyük ve üstün görerek, Al-lah’a ihtiyaçlarının olmadığını sanarak veya Allah’ın karşısında boyun eğmeyi gururlarına yedirmeyerek inanmamaya da kibir denilmektedir. ‘Kibir’, Haktan yüz çevirmek, onu reddetmek; insanları hakir görmek-tir. O öyle bir duygudur ki onunla kişi övünmeyi yalnızca kendine ya-kıştırır. Bunun için insan kendini herkesten daha büyük görür. En bü-yük kibir, hakkı kabul etmekten yüz çevirmek, Allah’a ibadeti kendine yakıştırmamaktır. Allah’a karşı kibir göstermek küfürdür. Çünkü böyle biri Allah’a itaat etmemekte ve O’nun emrini reddetmektedir. Allah’ın emrini alaylı bir şekilde reddeden kimse kâfir olur. Bir kimse kibirlene-rek değil de nefsine aldanarak, ya da unutarak günah işlerse ona da âsi denir. ‘Kibir’, şeytaní bir anlayış ve sıfattır. Kur’an-ı Kerim, Rabbine karşı büyüklük taslayanların kibirlerini daha çok ‘istikbar etme-büyüklük taslama’ kavramıyla anlatılmaktadır. Küfür ve inkârın en önemli sebebi kibirdir. İçerisinde kibir olan kimse, kendini çok büyük gördüğünden, ne bir peygambere, ne de onun an-lattığı gerçeklere kulak asmaz. O peygamberi ve getirdiği gerçekleri kendinden aşağı görür. Hatta kimileri, Allah’tan bahsedildiği zaman, O’na karşı bile kibirlenir, O’na ve tehditlerine aldırmaz, O’na ihtiyaç duymaz, O’nun önünde eğilmeyi; kendi hevası (aşırı istekleri) durur-ken, Allah’ın emirlerine uymayı gururuna yedirmez ve karşı çıkar. Bu tipik huy, bütün inkârcıların huyudur. Peygamberimiz (sav) mü’minleri bu hadis (kötü) huydan sakındırmıştır. Bu kötü huy, insanı ibadetten alıkor. İyilik düşüncesini öl-dürür. Diğer insanlara karşı haksızlık yapmaya sevk eder. İnsanlara ait hakların kaybolmasına sebep olur. Kardeşlik duygularını öldürür. Adaleti yok eder. İnsanlar arasında düşmanlık ve hasımlık duygularını artırır. En önemlisi, Allah’a teslimiyetin önünde en büyük engeldir. Al-lah karşısında kendini kul ve zelil (en aşağı bir konumda) göre insan; O Allah’ın büyüklüğüne teslim olur ve O’nun çizdiği sınırları aşmaz. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kalbinde zerre kadar iman bu-lunan kimse cehenneme girmez. Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse de cennete giremez.” (Ebu Davud, Libas/Hadis no: 4091, 4/59. Müslim, İman/147, Hadis no: 91, 1/93. A. b. Hanbel, 1/399, 451. Nak. el-Kibru ve’l Mütekebbirûn, s: 20) “Allah (cc) bana; ‘Alçak gönüllü olun, öyle ki kimse kimseye zulmetmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin’, diye vahyetti.” (Ebu Davud, Edeb/Hadis no: 4895, 4/274) Kişinin güzel giyinmesi, İslâm’a uygun süslenmesi, çevresinin düzenli olması, hatta pahalı eşya kullanması kibir değildir. Kibir, hakkı ortadan kaldırmak, halkı aşağılamak ve kendini üstün görmektir. (Ebu Davud, Libas/Hadis no: 4092, 4/59) Evet, aslında kavradı Rasulullah Efendimizin okuduklarını da, anladığı haktan yüz çevirip iraz etti. Yani meseleyi bildi, anladı ama etrafı izin vermedi. Peygamberin yanından çıktığı zaman: “Ne oldu? Ne anladın? Nedir bu Muhammed’in okuduklarının aslı? Ne yapalım bunun karşısında? Senin fikrin nedir?” diye sorduklarında Peygamberin okuduğu Kur’an âyetlerinden etkilenen Velid bin Muğıre: “Salıverelim bu adamı! Dokunmayalım, salıverelim kendi haline ve sonucunu bekleyelim. Bunu kendi haline bir bırakalım, çünkü vallahi ben şiirin âlâsını tanırım, bu Muhammed’in dedikleri şiir değil! İçinizde benim kadar şiirden anlayanınız yoktur, vallahi bunun okuduklarının şiirle ilgisi yoktur. Ben sihiri, kehâneti de bilirim, vallahi Muhammed’in okuduklarının bunlarla da ilgisi yoktur. Vallahi ben görüyorum ki bu adam deli değil, aklı başında, ne dediğinin farkında. En iyisi mi bana kalırsa salıverin onu kendi başına. Sonara bekleyip bakalım, eğer Arap buna galip gelirse, tamam işi biter. Siz de kurtulmuş olursunuz. Yok eğer bu Araba galip gelirse, o zaman şeref sizin olur” dedi. Ebu Cehil, o cehlin, cehaletin babası, Peygamberin okuduğu Kur’an âyetlerinden onun da etkilendiğini anladı. Hemen ona hediyeler takdim ederek şeytanlık yaptı. “Hayır hayır, olmaz öyle şey! Ona ve okuduğu şeye bir ad koyacaksın ve bunu çevreye ilân edeceksin! Bir şeyler demen lâzım buna! Bir şeyler yakıştırman lazım” diyerek hediyelere boğdu onu, o da düşünüp taşınıp ilân ediverdi. Ne diyelim buna? Kehanet desek olmaz. Şiir desek tutmaz. Sihir desek hiç ilgisi yok. Şunu bunu desek olmaz. Bu akıllıydı ya, düşündü, taşındı, ölçtü, biçti. Diyecek bir tek şey buldu, dediler ki, dedi ki: Bu Kuran başka değil ancak: