Muddessir Suresine Dön

Muddessirالمدثر

2. Ayet

2Muddessir Suresi

قُمْ فَاَنْذِرْۙ

Kalk ve uyar!

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2. “Kalk da uyar.” Şöyle de anlaşılabilir bunun mânâsı: “Ey bürünüp yatan! Ey bunun korkusunu çeken! Ey kendisine güvenemeyen! Ey ne yapacağı konusunda atak davranamayan kişi! Ey köşesine çekilen kişi! Kalk ve uyar! Kalk ve inzar et!” Rasulullah öyleydi, bilemiyordu, kıvranıyordu, korkuyordu. Ben bu işin üstesinden nasıl gelirim? Bunu insanlara nasıl ulaştırırım? İn-sanlar beni dinlemez! diye korkuyordu. Hiç kimsesi yoktu, yalnızdı, kimsesizdi, güçsüzdü, parasızdı, malsızdı. Ya da bilge değildi, filozofluğu yoktu. Eski dilleri bilmezdi, okur-yazarlığı yoktu. Ne yapacağını, nereden başlayacağını bilmiyor, köşesine çekilmiş üzerini örttürmüş bekliyordu. Cenâb-ı Hakk diyor ki: “Ey örtünüp bürünen! Kalk ve uyar! Veya ey İslâm’ın görüntüsü, örnek şahıs olarak, insanlara İslâm’ın görüntüsü olarak peygamberlik elbisesini giyen! Bu örnekliği üzerine kisve edinen peygamber! Kalk, bu örneklik kisvenle görün! Onunla kıyam et! Azimle işine başla!” Buna göre, Müddessir, Rasulullah’ın önceden bilinen bir sıfatı değildir. Yani bu âyetler gelmeden önce ne Rasulullah’ın "Müzemmil" olduğu biliniyor, ne de "Müddessir" olduğu biliniyor. “Efendim onun â-detidir, sünnetidir, kenara bir müddet çekilmiştir, ormana gitmiş, dağa, bayıra çekilmiştir. Binaenaleyh bizler de böyle bir süre bir tenhaya, insanlardan uzak bir köşeye, inzivaya çekilmek zorundayız” sözleri bâtıldır. Tarihen Rasulullah Efendimizin böyle bir durumu sabit değildir. Sadece Peygamberliğe başladığı günlerde olmuştur, o kadar. Bizler de şu anda peygamberlik beklemediğimize göre bizim için böyle bir şey söz konusu değildir. Ey Müddessir! Müzzemmil’le birlikte söyleyecek olursak, ey gece kalkıp Kur’an okuyan, ama gündüz ne yapacağını bilemeyen peygamber! Ey Müzzemmil’le "Gündüz senin için uzun bir uğraş var" mesajını alan, ama bunun ne demek olduğunu, nasıl bir uğraş, nasıl bir yüzüş olduğunu bilemeyen peygamber! “Kalk ve inzar et!" Kalk ve uyar! Kalk ve insanların cennet, ya da Cehennem yolunda olduklarını onlara duyur! emriyle alâkalı Müzzemmil’de epey bir şeyler demiştik. Müzzemmil’e “Ayağa kalk! Kıyam et! Muhatap olduğun dinle beraber ayağa kalk! İnancınla ayağa kalkıp görün! Ya da dini ayağa kaldır! Kalk ki uyarasın!” gibi mânâlar verilecektir. “Peygamberim! Kalk ve uyar! Kalk ki uyar! Kalk ki uyarasın! Kalk ki uyarabilesin!” İnzarın hem cennetle hem de cehennemle alâkalı olduğunu biliyoruz. İnzarın iki boyutudur cennet ve cehennem. Meselâ sadece cehennem boyutunu veya sadece cennet boyutunu söylemek eksiktir. Bunun ikisini birden söylemek zorundayız. Meselâ “namaz kıl, cennete gidersin” demek eksik bir uyarıdır. “Namaz kıl, cennete gidersin ama, cehennemden de kurtulursun” demek lazımdır. Veya “içki içme, cehenneme gidersin!” demek eksiktir. “İçki içme, ce-henneme gidersin, ama cenneti de kaybedersin” demek doğrudur. Çünkü cennete gitmek ayrı bir nimet, cehennemden kurtulmak ta ayrı bir nimettir. Veya cehenneme gitmek ayrı bir azap, ama cenneti kaybetmek de ayrı bir azaptır. Bakın Âl-i İmrân sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Onlara elîm bir azap müjdele!” Elim azap müjdelenmez değil mi? Elîm bir azap müjde konusu değildir. Anlıyoruz ki buradaki tebşîr, azap haberi olmaktadır. Onlara elîm bir azabın haberini ver demektir bunun mânâsı. İnzarda da aynı şeyi görüyoruz. Yani dış görünüşü itibariyle bir müjde gibi görünse de, aslında o korkutma demektir. Meselâ Rasulullah Efendimiz Buhârî hadislerinden birinde diyor ki: “Cennette kamçı kadar bir yer dünya ve içindekilerin tümünden daha hayırlıdır.” Düşünebiliyor musunuz? Kamçı kadar bir yer ne olur? Hem in-ceciktir, hem düzensizdir, hem de kullanım alanı olmayandır. Ama cennette o kadarcık bir yer bile dünya ve içindekilerden çok daha ha-yırlıdır, diyor Allah’ın Resûlü. Yine aynı hadisin devamında Rasulullah diyor ki: “Sizin akşam ve sabah Allah yolunda cihad etmeniz (cehd-ü gayret için, İslâm’ın izzet ve şerefini, Müslümanların namus, iffetlerini, neslini, aklını biraz gayret etmeniz) dünya ve içindekilerinin size verilmesinden daha iyidir.” İşte bu bir uyarıdır, bu bir inzardır, ama müjde türünde bir inzardır aslında. Yani dikkat edin ha! Bak böyle yaparsanız neleri kazanıyorsunuz, böyle yapmazsanız neleri kaybediyorsunuz! deme adına bir inzardır bu. Bir kıyam emridir. Ama bazen ayağa kalkarak, bazen sürünerek, bazen yedirerek, bazen gizlenerek İslâm’ın emirleri icra etme, ayağa kaldırma emridir. Kalk ve azmet! Kalk ve işe başla! Kalk ve inzar et! Kalk ki uyarabilesin! Anlıyoruz ki uyarının yolu, kalkmaktan geçmektedir. Uyarabilmenin yolu, kıyamdan geçmektedir. Eğer biz kalkmamışsak, kalka-mamışsak, yani kıyamı gerçekleştirememişsek, uyarının anlamı yoktur. Kalkamamışsak uyarmamız da mümkün olmayacaktır. Kalkınca uyarılır. “Kalk!” ve arkasından “uyar!” deniliyor. Kıyam neydi? Kıyam gece kalkıp vahiyle bütünleşmekti. Gece vahiyle beraber olmaktı, Allah’la diyalog içinde olmak, Allah’ın dediklerini anlamaya çalışmaktı. Müzzemmil’de anlatıldığı gibi gece kalkıp “Ve Rattili’l Kur’ane”yi gerçekleştirmekti. İşte eğer bizler bu kı-yamı gerçekleştirebilirsek, gece kalkıp Allah’la istişareyi, Allah’ın âyetleriyle birlikte olmayı gerçekleştirebilirsek, işte o zaman insanları uyarabileceğiz demektir. Unutmayalım ki gece kalkıp Allah vahyiyle diyalog kuramamışsak, gündüz insanları uyarma imkânımız da olmayacaktır. Öyle değil mi, neyle uyaracağız bu insanları? Ne duyuracağız o zaman bu insanlara? Eğer Rasulullah peygamberlik yükünü yüklendiği için insanları uyarmak zorundaysa, biz de eğer peygamberin ümmeti olma yükünü, şerefini, izzetini, teklifini yüklenmişsek, işte bunu omuzumuzda hissederek biz de kıyam edecek ve arkasından insanları uyaracağız. Nere-de? Nişanda, düğünde, dernekte, dükkânda, okulda, çarşıda, pazarda, panayırda, yani dış dünyamızda insanları uyaracağız. Bir de kendi iç dünyamızda, hanımımızla, annemizle, babamızla, komşumuzla, kendi iç dünyamızda kendi kendimizi de uyaracağız. Sanki Müzzemmil ile ferdî planda kulluk anlatılırken, Müddes-sir ile de sosyal kulluk anlatılıyor. “Ey Müslüman kişi, sen kendin kıyam edip, kendi kendini inzar ettiğin gibi, başka insanların kıyamı için de zemin hazırlamalısın! Onlara da hakkı, hakikati duyurmalısın! Sen kendin cehennemden korunduğun gibi onların da cehennemden korunmalarını sağlamalısın!” diyor Rabbimiz. Sonra uyarının şöyle olduğunu anlatır: