16. “Ey Muhammed! Onların içinde seni dinleyenler vardır; sonra senin yanından çıkınca, bilgili kimselere “Az önce ne demişti?” diye sorarlar. İşte bunlar, Allah’ın kalplerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir.” Burada da kalıpları Rasulullah Efendimizin yanında ama kalpleri başka yerlerde olanlar anlatılıyor. Mü’minlerle kâfirler arasındaki vahiy karşısındaki fark ortaya konuyor. Vahiy, vahyi insanlara sunan Allah Resûlü karşısında takındıkları tavır anlatılıyor. Kâfirlerden ya da münâfıklardan kimileri gelip Rasulullah’ın yanında vahyi dinliyor, sonrada Rasulullah Efendimizin huzurundan çıktıkları zaman ya ehl-i kitaba ya da kendilerine ilim verilmiş, vahiy konusunda bilgi sahibi sahâbenin ileri gelenlerine: “Az önce ne demişti peygamber?” diyorlardı. Allah’ın âyetleri açık seçikken, herkesin anlayabileceği netlikte ve güzellikte iken, sanki bu âyetler anlaşılmayacak bir şeymiş gibi, hiç anlayamamış gibi sahâbeye “az evvel ne demişti” diyorlar? “Az evvel ne anlatmıştı peygamber?” diyerek alay etmeye çalışıyorlar. Vahiy karşısında vurdumduymaz bir tavır sergilemeye ve sürüler kesilmeye çalışıyorlar. Rabbimiz Münâfikûn sûresinde de bunları anlatıyordu. Allah diyor ki, “onlar sanki duvara dayanmış keresteler gibidirler.” Bu adamlar Rasulullah’ın meclislerine gelir, gâyet ciddi, ağırbaşlı bir şekilde Allah’ın Resûlü’nü dinler görünürlermiş. Söze kulak verirler, sözü almaya ve anlamaya çalıştıkları tavrını sergilerlermiş. Ama bu tavırlarının tamamen aksine kulaklarına asla söz gitmiyor, kalplerine inmiyor-du. Sanki söz duvara çarpıyor, söyleyene geri dönüyordu. Allah buyurur ki, “sanki onlar duvara yaslanmış kütükler, keresteler gibiydi.” Âyetteki kereste, kütük benzetmesinden anlıyoruz ki, bu adamlar ruhu olmayan cesetler gibidirler. Ağaçtan adamlardı bunlar. Ruhu, aklı, idraki, zerre kadar düşünceleri olmayan cisimlerdi bunlar. Tıpkı onlar, gibi bugün de “biz bu kitabı anlayamayız. Bunu anlamak kim, biz kim? Bunu ancak büyük zatlar anlar,” diyerek kitaba karşı nötr davranan insanların varlığına şahit oluyoruz. Bakın âyetin devamında Rabbimiz buyurur ki: “İşte bunlar, Allah’ın kalplerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir. Söz anlamaya yanaşmadıkları için, istifade etmek üzere, iman etmek ve amel etmek üzere dinlemedikleri için de Allah onların kalplerini mühürleyivermiştir.” Yani dinlemek ve anlamak için kendilerine verdiği hassalarını kullanmadan yana olmadıkları için Allah da bu hassalarını onlardan alıvermiştir. Kalplerine mühür vurmuştur Allah, çünkü bu adamlar Allah’ın kendilerine verdiği kalplerini kullanmak istememişlerdir. Allah böyle davranan kimselerin kalplerini mühürlerken, beri tarafta mü’minlerin anlayışlarını artırmaktadır.