22. “Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?” Sizler tevellâ eder etmez yeryüzünde bozgunculuk ve rahîm bağlarının koparılmasından başka bir şey gerçekleşmeyecektir. Sizler tevellâ eder etmez yeryüzünde bozgunculuktan, ifsattan ve akrabalık bağlarını koparmaktan başka bir şey olmayacak. Vellâ, tevellâ kelimesinin iki anlamı vardır: 1. Senin, sizin yanınızdan ayrılınca, o atmosferi terk edip de kendi dünyasına dönünce demektir. Ya da İslâm’dan, kulluktan, vahiyden sırt dönüp, vahye, Allah’ın hayat programına arkasını dönüp kendi bildiğince bir hayat yaşamaya yönelince demektir. Kitap ve Sünneti terk edip, kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat ya-şamaya yönelince. 2. Bir iş başına geçince, velî olunca, birilerinin velâyetini üzerine alıp idareci olunca demektir. Müslümanların velâyetlerini alıp iktidarı ele geçirince demektir. Aslında kâfirlerin Müslümanlar üzerinde velâyet hakları yoktur. Kâfirlerin Müslümanlar üzerine velî olup, vali olup onlara danışmadan onlar adına karar verme makamına getirilme hakları yoktur. Kâfirlerin böyle makamlara getirilmeleri yasaktır. Ama tatlı dilleriyle Müslümanları kandırıp bir fırsatını, bir yolunu bulup da Müslümanlar üzerine velî oldukları zaman, bu tür insanların yapacakları işler şunlardır: Yeryüzünde fesat çıkarmak, yeryüzünün dengesini bozmak, Allah’ın yeryüzünde koyduğu düzeni bozmak ve rahîm karabetini koparmak için sa’y etmek. Bakara’da ifade edildiği şekliyle de ekinleri, ürünleri ve nesilleri yok etmek, telef etmek, bozmak için sa’y etmek ve koşturmak. İki manayı birlikte söylersek Rabbimiz buyurur ki: “Yani sizler ey Allah’ın emirlerine karşı yılgınlık gösterenler! Beklentilerine uygun düşmeyen tekliflerle karşı karşıya geldikleri zaman ölüler gibi yerlere serilenler! Bir yandan ağızlarıyla iman iddiasında bulundukları halde inandıkları Allah hatırına mal ve can fedâsından çekinenler! İnandıkları Allah adına ölümü göze alamayanlar! Eğer şimdi sizler Kur’an’dan, vahiyden, Allah’tan, Allah’a kulluktan, Allah’ın âyetlerinden yüz çevirir, kendi bildiğinize gider, keyfinize göre, kendi hevâ ve heveslerinize gö-re bir hayat yaşamaya kalkışırsanız, bu hâlinizle de iş başına gelir, toplumun yönetimini elinize alırsanız, toplumda hâkimiyetinizi gerçekleştirirseniz, sizin yeryüzünde yapacağınız şey şu iki şeydir: Birincisi ifsat etmek. İfsat, küfrü yaymak, küfrü ve şirki hakim kılmak demektir. Allah’ın yeryüzünde koyduğu düzeni değiştirip, ilga edip onun yerine başkalarının düzenlerini ikame etmek demektir. İkincisi de yeryüzünde rahmete dayalı tüm ilişkileri, tüm merhamet iliş-kilerini, tüm rahmet ilişkilerini koparmaktır. Vahiyden, gerçek düzenden, düzen sahibinin yasalarından ha-bersiz birilerinin topluma hakim olması, o toplumu fesada verecek ve insanlar arasında Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve merhamet esaslarına dayalı tüm insanlar arası ilişkileri paramparça edecektir. Acaba şu anda bizler vahye göre mi yaşıyoruz? Yoksa vahiyden, Kitap ve sünnetten tevellâ etmiş, Kitap ve sünnetten yüz çevirerek kendi bildiğimiz gibi keyfimize göre bir hayat mı yaşıyoruz? Eğer gerçekten şu anda bizler vahye tâbi olmuş, Kitap ve sünnet rehberliğinde bir hayat yaşadığımızı iddia ediyorsak, o zaman şu bizim toplumdaki, şu yeryüzündeki ayyuka çıkmış fesadın varlığını ve rahmete dayalı tüm ilişkilerin bozukluğunu neyle izah edeceğiz? Ülkemiz, şehrimiz, köyümüz, mahallemiz, yeryüzü bozulmuş, emanet ve güven duyguları ortadan kalkmış, kimse kimseye güvenemiyor, rahmete da-yalı tüm ilişkiler kalkmış, Müslüman Müslümanı aldatıyor, kardeş kardeşi ezmeye çalışıyor. Rahîmler parça parça olmuş, insanlar rahîm karabetini unutmuş, öz kardeşini bile yemeye çalışıyor. Anne rahîmleri sebebiyle ortaya çıkması gereken rahmete dayalı tüm bağlar, tüm akrabalık bağları ve tüm ilişkiler parça parça olmuş. Rahmet ilişkileri bitmiş. Kimse kimsenin umurunda bile değil. Akrabaların cehenneme gidişine, onlara Allah âyetlerini ulaştırma derdini taşıyan yok, onlara cennet kapılarını açma derdi yok. Birbirlerini kurtarma derdi kalmamış ve herkes akrabalarını tâğutlara terk etmiş... Herkes kendi hevâsını yaşıyor, kendi hevâsıyla hareket ediyor.