26. “Bu, Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselerin: “Biz bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.” İşte bu adamlar mürtet oldukları için bu sözü söylediler, ya da bu sözü söylemeleri onların mürtet olmalarını gerçekleştirdi. Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayan bu tür kimseler müşriklere veya yahu-dilere diyorlar ki, “bizler bazı konularda size itaat edeceğiz.” Ya da bu adamlar Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayan kimselere diyorlar ki, “biz bazı konularda sizinle birlikte hareket edecek, bazı konularda sizi dinleyeceğiz. Âyet-i kerîmedeki, “Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayanlar” ifadesi ya bu sözü söyleyenlerin sıfatıdır, ya da bazı konularda kendileri dinlenilecek kimselerin sıfatıdır. Öyle olsa da, böyle olsa da fazla bir şey değişmeyecek. Anlaşılan o ki, Medine’de gerçekten Allah’a, Allah’ın istediği bi-çimde inanmadıkları halde, çevreleri müslümanlar tarafından sarıldığı, tüm akrabaları iman ettiği için kendileri de inanmış görünmek zorunda kalan ve Rabbimizin anlattığı cihad emri gelince baygın baygın peygambere bakıp bundan hoşlanmayan, Allah yolunda mal ve can fedâsına yanaşmayan, vahiyden uzaklaştıkları için yeryüzünü fesada veren, rahmete dayalı tüm insanî ilişkileri koparmaya çalışan, bu yüzden de Allah’ın kendilerini lânetleyip gözlerini ve kulaklarını iptal ettiği, bunun sonucu olarak da kendi kendilerinin kalplerini Allah’ın âyetlerine karşı kapatan ve irtidat eden münâfıklardır bunlar. İnanmadıkları halde iman gösterisinde bulunan insanlar ya da dilleriyle inandıklarını söyledikleri halde hayatlarıyla bu imanlarını yalanlayan insanlardır. Medine’de Rasulullah’ın arkasında namaz kılan, oruç tutan ve herkesin kendilerini Müslüman bildiği bu insanlar, Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayan, Allah’ın yasalarından tiksinen, Allah’ın şeriatından haz etmeyen kâfirlerle, müşriklerle ve de Medine’deki İslâm düş-manı Yahudilerle görüşüp bazı konularda onlarla birlikte hareket edeceklerine, bazı konularda onları dinleyeceklerine, onlara uyacaklarına dair söz veriyorlar. Bazı konularda sizin dediklerinize itaat edeceğiz diyorlar. Yâni Allah’ın hakkını Allah’a vereceğiz, sizin hakkınızı da si-ze vereceğiz. “Bazı konularda Allah’ı dinleyeceğiz, bazı konularda Al-lah’a itaat edeceğiz ve böylece Allah’ın hakkını Allah’a vereceğiz, a-ma bazı hususlarda da sizi dinleyerek, size itaat ederek sizin haklarınızı da size vereceğiz. Allah’ın hakkını Allah’a, Sezar’ın hakkını da Sezar’a vereceğiz,” diyerek hayatı parçalamayı, kulluğu parçalamayı ve böylece şirki açığa çıkarmayı istiyorlardı. İşte şirk budur. Hayatı parçalayıp bazı birimlerinde Allah’ı, bazı birimlerinde de Allah’tan başkalarını dinlemek şirktir. Hayatın bazı bö-lümlerine Allah’ı karıştırıp öteki bölümlerine Allah’ı karıştırmamak şirktir. Hayatın bazı bölümlerinde söz sahibi olarak Allah’ı, öteki bölümlerinde de Allah’tan başka Rabbleri dinlemek, onların emir ve yasalarını uygulamak şirktir. Namaz, abdest, oruç, zekât gibi konularda Allah’ı dinleyip, o konularda Allah’ı söz sahibi kabul edip, kılık-kıyafet, hukuk, eğitim, beşerî ilişkiler konusunda Allah’tan başkalarının yasalarını söz sahibi kabul etmek şirktir. Medineli münâfıklar, tıpkı şu anda bizlerin tâğutlara dediğimiz gibi, “bizler bazı konularda sizleri dinleyeceğiz,” diyorlardı. “Bazı konularda Allah’ı dinleyeceğiz ama bazı konularda da size uyacağız size itaat edeceğiz.” Küfre prim veriyorlar, şirke hak veriyorlar, küfre ve şirke meşruiyet kazandırıyorlar. Hem Allah’ı, hem de başkalarını razı etmeye çalışıyorlar. Hem Allah’a, hem de Allah’tan başkalarına kulluk yapmaya çalışıyorlar. Tıpkı şu anda Müslüman olduklarını söyledikleri, namaz kıldıkları, oruç da tuttukları halde hem Allah’ı hem modayı, hem Allah’ı hem âdetleri, hem Allah’ı hem de çevrelerini, hem Allah’ı hem âmirlerini, reislerini, tâğutlarını razı etmeye çalışanlar gibi… “Biz bazı konularda sizi dinleyecek, size itaat edeceğiz, sizin yasalarınızı uygulayacağız ama öteki konularda da bizler Allah’ı dinleyeceğiz, o konularda siz de bize karışmamalısınız,” diyorlar. “O konularda siz de bize zorluk çıkarmamalısınız.” Tam bir laiklik anlaşması. Namaz, oruç, hac, zekât gibi konularda Allah’ı dinleyip, hayatın öteki konularında başkalarını dinlemek şirktir, irtidattır. Din, hidâyet geldikten, yol belli olduktan sonra bu yolu terk ederek irtidata düşmek ve gerisin geriye arkaya dönmektir bu. İşte bundan, bu tavırlarından dolayı onlar mürtet olmuşlardır ve Allah: “Onların sinelerinde gizlediklerini de bilmektedir.” Allah düşmanlarıyla giriştikleri bu gizli gizli konuşmalarını, anlaşmalarını Allah bilmektedir. Onları bu tür yamukluklara iten içlerindeki niyetlerini Allah bilmektedir. Ne niyetleri vardı bunların? Menfaat, çıkar, makam-mev-ki, bakanlık, dekanlık, para, pul hesapları vardı. Zâhirde sergiledikleri Müslümanlık iddialarının yanında, içlerinde besledikleri bir kısım beklentileri vardı. Onun içindir ki, bu beklentilerine ulaşabilmek için her konuda sadece Allah’ı dinlemesi gereken, sadece Allah’ın kulu olması gereken bu insanlar, onlara da sadâkat yeminlerinde bulunuyorlar, onlara da kulluk yapmaya söz veriyorlardı. Dikkat ederseniz, Rabbimiz, “bunların gönüllerinde gizlediklerini ben biliyorum,” buyurmaktadır. İfadenin bu tarzından anlıyoruz ki, kalben Allah’tan başkalarını razı etmeye çalışan, kalben buna razı ol-muş herkes müşriktir. Arzuları Allah arzularıyla çatışan, arzularını Al-lah’a rağmen yerine getirirken kalben bu işten razı olan bir kimse müşriktir. Kalben Allah’tan başkalarını dinlemeye razı olmayan, içi bu işe razı olmadığı halde, kalben tiksindiği halde köleliği sebebiyle ya da zorla, zorbayla yaptırılan eylemlerinden ötürü Rabbimizin affı umulur. Zaten bunun adına da şirk değil, günâh denir.