Muhammed Suresine Dön

Muhammedمحمد

2. Ayet

2Muhammed Suresi
Mushafta Aç

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاٰمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَاَصْلَحَ بَالَهُمْ

İman edip salih amel işleyenler ve Muhammed’e indirilene iman edenler -ki o Rabblerinden gelen bir haktır- onların kötülüklerini örter ve onların (duygu ve düşünceleri de dâhil olmak üzere) tüm hâllerini ıslah eder.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

2. “İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed’e, Rabblerinden bir gerçek olarak indirilene inananların kö-tülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.” İnanıp salih ameller işleyenler, imanlarını hayatlarında görüntüleme kavgası verenler, Rabblerinden hayatlarını düzenlemek üzere Muhammed’e gönderilen hakka gönülden iman edenler, hevâ ve heveslerini terk ederek Allah’tan gelen hakka teslim olanlar var ya, işte Allah onların kötülüklerini örtecek ve durumlarını düzeltecektir. Çünkü onlar kendi bilgilerine, kendi hevâ ve heveslerine güvenmeyerek Rab-lerinden gelen hakka teslim olmuşlardır. Çünkü onlar tıpkı melekler gibi, “Ya Rabbi! Seni tesbih ve tenzih ederiz! Sen mükemmelsin! Eksiğin yoktur senin! Bizim bilgimiz yok, ancak senin öğrettiğin vardır. Muhakkak ki her şeyi bilen hakim ancak sensin!” (Bakara 32) “Ya Rabbi, seni tesbih ve tenzih ederiz! Ya Rabbi bizim bilgimiz yok, ancak senin öğrettiğin kadar var. Ancak senin öğrettiğin kadar biliyoruz, başka bilmiyoruz ya Rabbi!” dediler. “Muhakkak ki sen bilensin! Tam bilensin! Bilgisi tam olansın! Bilgisi değişmeyensin! A!! Bunu ben mi yaptım? Eyvah halbuki ben bunu şöyle yapacaktım! demeyensin, yaptığından pişman olmayan, yaptığından geri dönmeyensin.” Bu cümle temelde bizim de dememiz gereken bir sözdür. “Biz-de ilim yok ya Rabbi! Ancak senin bildirdiğin kadarını biliriz!” Melekler vasıtasıyla Rabbimizin bize sunduğu bu kulluk bilincini, Rabbimiz karşısında bu acziyet şuurunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Her yerde ve her zaman, “biz bilmeyiz, sen bilirsin ya Rabbi!” demeyi unutmamalıyız. Öyle değil mi? Allah bu bilgileri bize öğretmeseydi, biz nereden bilebilirdik? Allah peygamberler göndermeseydi, o peygamberler vasıtasıyla bize kendi bilgisinden aktarmasaydı, nereden bilebilirdik bu bilgileri? Tıpkı melekler gibi, Allah, karşısında bilgisizliklerini, acizliklerini anlayarak Rabblerinden kendilerine gelen hakka iman edip ona teslim olan ve Allah katından gelenlerle doğruya ulaşan mü’minlerin kusurlarını örtecek, onları hatalara düşmekten koruyacak, onların akıllarını başlarına getirecek, gözlerini açtıracak ve yaptıklarını bereketlendirecektir. Geleceklerini düzeltecek, durumlarını ıslah edecektir onların. Yaptıklarını, yapacaklarını boşa çıkarmayıp neticeye ulaştıracaktır. Hayatlarındaki problemleri çözme imkânı verecektir onlara. İşte böyle Allah’a, Allah’tan Muhammed’e (a.s) gönderilenlere Allah’ın istediği biçimde iman eden ve hayatlarını bu imanlarıyla düzenleyen, yani imanlarını amele dönüştürerek hayatlarında görüntüleyen, imanlarını salih amellere dönüştüren kimseler için diyor ki: Allah onların geçmiş günâhlarını, cahiliye dönemine ait kabahatlerini örtecek, ört-bas edecek, gündeme getirmeyecek ya da Allah onları önceki pisliklerinden kurtarmış, önceki inanışlarından temizlemiş, arındırmış, zulmü sineye çekme, zâlimler karşısında susma gibi tüm zillet ve meskenet anlayışlarından onları kurtarıp Müslümanlığın izzet ve şerefini onlara göstermiştir. Yani Allah gönderdiği dinle onları tamamen değiştirmiştir. Artık onlar kendilerine gelen hidâyetle bambaşka kimseler olmuşlardır. Dikkat ederseniz burada âyet-i kerîmede önce iman edip salih ameller işleyenler, hemen arkasından da Muhammed’e indirilenlere inananlar dendi. Zaten iman eden ve salih ameller işleyenler Muham-med’e (a.s) indirilenlere inanmışlarken, acaba neden bir de Muhammed’e indirilenlere iman edenler dendi? Bundan şunu anlıyoruz ki, Allah’ın Resûlü dinde temel odak noktadır. Rasulullah Efendimizin bi’-setinden sonra artık hiçbir kimsenin Allah’ın Resûlü’ne ve onun getirdiklerine iman etmeden Allah’a, âhirete ve Allah’ın gönderdiği öteki ki-taplara inandım demesi onun ne Müslümanlığına, ne de cennete gitmesine yeterli sebep değildir. Öyleyse Rasulullah Efendimizin peygamber olarak görevlendirilişinden itibaren Allah’a ve Allah’ın gönderdiği Tevrat’a inandığını id-dia eden, Allah’ın elçisi Hz. Mûsâ’ya (a.s) inandığını iddia eden hiçbir Yahudi ve İncil’e, Hz. Îsâ’ya inandığını iddia eden hiçbir Hristiyan son peygambere ve onun getirdiği kitaba iman etmedikçe mü’min sayılmayacak ve cennete gitmesi de mümkün olmayacaktır.