Muhammed Suresine Dön

Muhammedمحمد

36. Ayet

36Muhammed Suresi

اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ

Dünya hayatı, oyun ve eğlenceden ibarettir. Şayet iman eder ve korkup sakınırsanız (Allah,) ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

36. “Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanmadır. Eğer inanır ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir; O, sizin mallarınızı tamamen sarf etmenizi istemez.” Âhiret hayatı yanında dünyanın değeri sadece bir oyun ve eğ-lenceden ibarettir. Dünya sadece bir oyundan, oyalanmadan, oyuncaktan ibarettir. Evleri, barkları, dükkânları, tezgâhları, hesapları, kararları, evliliği, boşanması, sanki çocukların evcilik oyununa benziyor. Rabbimiz, Kitabında bu tür âyetleriyle bize dünyayı, dünya ha-yatını anlatıyor. Dünya, denâ fiilinin ism-i tafdîl müennes sığasıdır. Müennes sığasıyla kullanılışı, onun kancıkça bir hayat oluşunu anlatır. Ya da “Ednâ” daha düşük, daha alçak, daha adi ve değersiz anlamlarına gelir. Allah’ın Resûlü Medine sokaklarından birinde dolaşırken kokmaya yüz tutmuş bir oğlak ölüsü görür. Ashabına dönüp: “Bu oğlak ölüsünü kim bir dirheme benden satın almak ister?” buyurur. Çevresindekilerden talip çıkmayınca buyurur ki: “Öyleyse kim bunu kendisine hediye etmemi ister?” Etrafındakiler: “Ey Allah’ın Resûlü bunun dirisi bile para etmez, değil ki kokmaya yüz tutmuş ölüsü!” deyince, Allah’ın Resûlü buyurur ki: “İşte Allah katında dünyanın değeri, bu oğlağın sizin yanınızdaki değeri gibidir. Eğer şu anda sizin kazanmak için çırpındığınız, onsuz olmaz dediğiniz dünyanın, sineğin kanadı kadar Allah katında bir değeri olsaydı, ondan kâfire bir yudum su bile vermezdi.” Rabbimiz, kâfire bolca verdiğine göre, demek ki onun hiçbir değeri yoktur. Şu anda bizler bu oğlağı paylaşma kavgası veriyoruz. Yok ba-cağı senin olacaktı, yok kuyruğu benim olacaktı… Şu anda bizler bunun paylaşım savaşını veriyoruz. İşte dünya budur. Halbuki Allah’ın Resûlü başka bir hadislerinde buyuruyor ki: “Yaranızı sudan koruduğunuz gibi Allah da sevdiği kullarını dünyadan korur.” Ama bakıyoruz ki bugün mü’mini de, kâfiri de dünyayı hedeflemiş, dünyayı kucaklama sevdasına kapılmış. Dünya sadece bir eğlenceden, geçici bir oyundan oyalanmadan ibaret olduğu halde, ölümle bitecek ve yarına intikal etmeyecek olduğu halde, âhiret yurdu daha güzel ve daha kalıcı olduğu halde insanlar hep dünyayı tercih ediyorlar. Almamızda, vermemizde, küsmemizde, barışmamızda, sevmemizde, reddetmemizde, evimizde, eşyamızda hep dünyayı tercih ediyoruz. Kızımızın dünyalık istikbalini düşünüyor ve okula gönderiyoruz. Oğlumuzun kazanmasını hesap ediyor, mühendisliğe yatırım ya-pıyoruz. Çeyiz peşinde, ev-bark peşinde, para-pul peşinde koştuğumuz kadar ilim peşinde koşamıyoruz. Bilgisayar öğrenmeye inandığımız kadar Bakara’ya inanmıyoruz. “Yahu ne olur ne olmaz, belki ya-rın lâzım olur,” diyoruz. O belki lâzım olacak ama Bakara mutlaka lâ-zımdır, bunu anlayamıyoruz. Yarışımızı hep dünya adına yapıyor, hep dünyalıklar konusunda yarışıyoruz. Aman daha çok malım olsun, aman daha çok markım-dolarım olsun, daha çok dükkân, daha çok ar-sa, daha çok şan-şöhret, daha çok alkış, daha çok koltuk, daha çok makam, daha iyi model araba, daha güzel sofra adına yarışıyoruz. Ama Allah korusun, içimizde daha iyi Müslüman olalım, cennette daha yüce makamları elde edelim, daha güzel kulluk yapalım diye bunu dert edinenler azaldı gibi... Âyet-i kerîmede anlatılan dünya hayatının çok lüzumsuz, gerçek dışı, hiçbir değeri olmayan, hiçbir ciddiyet taşımayan, hiçbir amacı olmayan boş bir hayat olduğu anlaşılmamalıdır. Dünya o kadar de-ğerlidir ki biz Rabbimizin arzularını burada gerçekleştirecek, Rabbimi-zin yasalarını burada uygulayacak, Rabbimizin rızasını burada kazanacak ve cenneti burada hak edeceğiz. Dünya âhiretin tarlası ve ekim yeridir. Bu mânada onu küçük göremeyiz. Burada anlatılmak istenen, dünya hayatının sonluluğu ve geçiciliğidir. Dünya hayatının hedef değil, vasıta oluşudur. Yani dünya hayatının âhiret yurdu yanında çok kısa, geçici bir hayat olduğunun anlatılmasıdır. Çok ciddi bir iş için yolculuğa çıkan bir adamın yolculuğuna devam ederken, kısa bir süre dinlenmek ve sonra tekrar yoluna devam etmek için uğradığı bir ağacın altında dinlenme ve oyalanma yeridir. Oyun; faydalı işleri bırakıp faydasız şeylerin peşine takılmaktır. Eğlence, “lehv” ise ciddiyeti bırakıp ciddiyetsizliğe yönelmek demektir. Dünya hayatını temel kabul edenler, onu sonsuz zannedenler, “varsa da yoksa da işte yaşadığımız bu hayat vardır, bunun ötesinde başka bir hayat yoktur” diyenler, bu inançta olanlar oyun ve eğlenceye yönelen insanlardır. Ya da onların dünyada yaptıklarının tamamı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Tıpkı oyun ve eğlence gibi bu hayat da kısa sürmektedir. İnsan oyun ve eğlencelere, olayların sonunu düşünmediği zamanlar dalar. Ancak olayın ciddiyeti ya da ötesi düşünüldüğü zaman, oyunun da eğlencenin de tadı tuzu kalmaz. Oyun ve eğlencelerle genellikle çocuklar ve cahiller meşgul olur. Akıllı insanların bu tür şeylere ayıracak zamanları yoktur. Onun için Allah diyor ki, “hiç düşünmüyor musunuz? Akıllarınızı kullanmıyor musunuz? Ama âhiret yurdu öyle değildir. Âhiret yurdu böyle gelip geçici, bir anda bitiveren sonlu bir hayat değildir. Sonu olmayan, ebedî bir yurttur. Bakın Allah diyor ki: “Eğer iman eder ve sakınırsanız, iman eder ve muttakî olursanız, eğer iman eder ve imanınız istikâmetinde Allah için bir hayat yaşarsanız yani imanlarınızı hayatınızda görüntüler, imanlarınızın salih amellerini gündeme getirirseniz, o zaman işte bu âyette anlatılan hayat artık denî bir hayat, alçak bir hayat değildir.” Çünkü Allah için yaşanan, Allah’a sorarak yaşanan, Allah’ın koruması altına girerek yaşanan, Allah’ın yasaları istikâmetinde yaşanan bir hayat, Allah’ın eline ve iradesine verilen bir hayat, denî bir hayat değil âhirete dönüşmüş bir hayattır. Allah katında zemmedilen bir dünya hayatı değil, Allah ta-rafından övülen bir âhiret hayatıdır. Allah için değerlendirilmeye alınacak, mîzanda değer ifade edecek bir hayattır. Onun içindir ki mü’min asla gereksiz şekilde dünyaya dalmaz. Onun içindir ki mü’min asla oyun ve eğlenceden ibaret olan materyalist bir hayatın sahibi olmaz, olamaz. Mü’minin yaşadığı bu dünya ha-yatında Allah’ı söz sahibi bilmesi, yemesi-içmesi, kazanması-harca-ması, tüm hayat programları konusunda, Allah’ın helâl-haram sınırlarına riâyet etmesi, evlenmesinde, boşanmasında, giyiminde, kuşamında, hukukunda, eğitiminde Müslümanca bir hayatın sahibi olması, yaşadığı hayatın tümünde alçak dünyaya değil aslında âhirete, âhireti kazanmaya yönelmektir. Hem dünyası hem de âhireti ile alâkalı olarak sadece Allah’ı dinlemesi sonucunda Allah ona mükâfatını verecektir. Rabbimiz yaptıklarının hiçbirisini karşılıksız bırakmayacaktır. Âyetin devamında da şöyle buyuruluyor: Dünyada böyle yaşayın, dünyayla ilişkilerinizi Allah’ın istediği biçimde ayarlayın ama şunu da unutmayın ki, Allah mallarınızın tümünü de istemiyor. Mallarınızın tamamını bana verin, benim yolumda harcayın demiyor. Benim rızamı kazanabilmek için tüm mallarınızı el-lerinizden çıkarın, tüm mal varlığınızı benim yolumda infak edip sıfırlayın demiyor.