3. “Bu, inkâr edenlerin bâtıla uymaları ve inananların Rabblerinden gelen gerçeğe uymalarından ötürü böyledir. Allah böylece insanlara kendilerinin misâllerini anlatır.” Kâfirler Rabblerinden geleni reddederek bâtıla uymakta ve hayatlarını kendi hevâ ve hevesleriyle düzenlemeye çalışmakta, mü’-minlerse bâtılları terk edip Rabblerinden gelene tâbi olmaktadırlar. Zaten Allah’tan gelen hakka tâbi olmayanlar, bâtılların peşine takılmak zorundadırlar. Evet, yalnız Allah’ın indirdiği haktır. Ona muhalefet eden her şey bâtıl ve sapıklıktır. Tüm insanlık bir şey üzerinde toplanıp bu haktır deseler de, şâyet o Allah’ın indirdiğine ters düşüyorsa o bâtıldır. Allah’ın indirdiğinin dışında hak yoktur. Allah’ın indirdiğinin dışında hüküm de yoktur. Bu hak ve hüküm ortaya konulmadıkça da insanlar arasındaki ihtilâfların bitmesine de imkân ve ihtimal yoktur. Allah’ın hak olarak indirdikleriyle hükmetmedikçe yeryüzünde asla huzur olmayacaktır. Yeryüzünde sulh ve sükun asla gerçekleşmeyecektir. İh-tilâfları çözecek, insanların problemlerini çözecek bir tek yol, bir tek kaynak vardır. O da Allah’ın yeryüzünde hak olarak indirdiği vahiydir. Vahye teslim olanlar kurtulacak, bâtılları izleyenler de kahrolup gideceklerdir. Âyet-i kerîmede anlatılan kâfirlerin bâtıla dayanmalarından, bâtılı izlemelerinden kasıt, Allah’ın âyetlerine, Allah’ın âyetlerinin varlığına rağmen kendi hayatlarını sürdürme konusunda ısrar etmeleridir. Çünkü bunlar küfretmektedirler. Küfür, örtmek, ört-bas etmek, ka-mufle etmek, gündeme almamak, gündemden saklamak anlamlarına gelir. İşte bunlar Allah’ın âyetlerini, işaret levhâlârının üzerini örtmüşler ve böylece farklı istikâmetlere gitmeye çalışan zavallılar durumuna düşmüşlerdir. Allah’ın, kullarının hayat yolları üzerine yerleştirdiği işaret levhâlârını örttükleri, âyetleri gizleyip kamufle ettikleri için ısrarla kendi hayatlarını, kendi anlayışlarını savunuyorlar. Âyetlere, o âyetleri kendilerine sunan Allah elçilerine karşı kendi hayat felsefelerini, kendi hevâ ve heveslerini gündeme getiriyor ve onu savunuyorlar. Âyetleri görmezden, duymazdan geliyor, yok etmek istiyor, örtmek istiyorlar. İşaret levhâlârını örttükleri için de ne yaptıklarını, nereye gittiklerini kestiremeyecek bir duruma düşmüşlerdir. Bâtılların içine düşmüşlerdir. Gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez, kalpleri vardır anla-maz kimseler olarak hayvanlar durumuna düşmüşlerdir. İşte Allah böylece âyetlerini açık açık ortaya koyarak insanların durumlarını kendilerine tanıtmaktadır. İnsanları kendi hayatlarıyla, kendi yaşantılarıyla yüz yüze getirerek onları vicdanlarıyla hesaplaşmaya çağırmakta ve onların akıllarını erdirmekte, akıllarını başlarına getirmektedir.