11. “Böylece günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar!” Böylece tıraşları gözlerinin önüne inecek ve günahlarını itiraf edecekler. Peki nerede söylüyorlar bunu? Cehennemin içinde. Cehennemi boylamışlar, ateşi kucaklamışlar ve diyorlar ki: “Aah! Keşke bir kulak verseydik! Keşke bir dinleseydik! Keşke akledip düşünseydik!” Geçmiş olsun! Bunu bugün dünyada söyleyecektiniz. Bunu dünyada anlayacaktınız. Yarın diyeceğinizi bugün söyleyin! Yarın zorunlu olarak söyleyeceğiniz bu sözü bugün söylerseniz, yarın itiraz edemeyeceğiniz bir konumda anlayacağınız bu gerçeği bugün anlarsanız bir değer ifade eder. Yarın söyleyeceğiniz bu cümlenin o zaman hiçbir değeri olmayacaktır. Bunu bugün söyleyeceğiz, bugün düşüneceğiz. Bugün inanacağız ki Allah hayata karışır. Bugün diyeceğiz ki, Allah bize vahiy göndermiştir. Bugün diyeceğiz ki, Allah bizim adımıza hayat programı göndermiştir. Bugün kabulleneceğiz Allah’ın kitabını. Bugün yaşayacağız kitabın istediği hayatı. Bugün teslim olacağız Allah’ın kulluk programına. Yarın böyle bir itirafın hiçbir değeri olmayacaktır. Şimdi burada bir soru soralım kendimize: Durum böyle olunca acaba evimizin, dükkanımızın, mesleğimizin, hayatımızın hangi birimine Allah karışıyor? Acaba hayatımızı biz mi belirliyoruz, yoksa Allah mı? Acaba biz de kendi bilgilerimizi, kendi anlayışlarımızı, kendi hevâ ve heveslerimizi Allah’ın kitabının ve Resûlü’nün sünnetinin önüne mi geçiriyoruz? Acaba biz de hayatta kendimizi etkin mi zannediyoruz? Acaba bizler de şu anda Allah bir şey indirmemiştir, Allah hayata ka-rışmaz mantığıyla Allah’a ve Allah’ın kitabına sormadan kendi kendimize hayat programı yapmaya mı çalışıyoruz? Ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı, nasıl giyineceğimizi, çocuklarımızı nasıl ve nerede eğiteceğimizi, nerelerden kazanıp nerelerde harcayacağımızı, hangi meslekleri seçeceğimizi, hangi okullarda okuyacağımızı kendi kendimize belirlemeye mi kalkışıyoruz? Yani bizim hayat programlarımızı kim belirliyor? Çocuklarımızın mektebine, evimize, malımıza, dükkanımıza, tezgahımıza, gündüzümüze, gecemize ilişkin programlarımızı kim yapıyor? Tüm bu programlarımızı Allah mı belirliyor? Hayatımızın kaçta kaçına Allah karışıyor? Kaçta kaçına kendimiz yahut da Zerdüşt karışıyor? Eğer nefislerimiz, arzularımız, heveslerimiz buyuruyor biz yapıyorsak, ya da Zerdüşt buyuruyor biz yapıyorsak, nefislerimizin ve Zerdüştlerin boş bırakıp gaflet ettikleri bölümü de Allah’ın diniyle dolduruyorsak, o zaman bilelim ki burada anlatılan biziz. Yarın orada “keşke” diyecekler ve pişmanlıklarını ortaya koyacaklar. “Keşke dinleseydik. Keşke kulak verseydik.” Neyi? Kur’an'ı, sünneti. “Keşke Allah’ın kitabına kulak verseydik. Meğer Allah bütün bu konularda pek çok şeyler söylüyormuş ama O’na ilgisizliğimiz yüzünden bilememişiz, anlayamamışız. Biz Allah’ı sadece hayatımızın belli bir bölümüne karışıyor zannediyorduk, keşke Allah'ın kitabını ve Resûlünün beyanlarını dinleseydik da gerçeği öğrenmiş olsaydık diyecekler. Öyleyse bugün dinleyelim, bugün okuyalım, bugün kulak verelim de yarın böyle bir duruma düşmeyelim inşallah. Günahlarını itiraf ettiler, evet dediler, günahlarını ortaya koydular. Başka çareleri de yoktu zaten. Allah şahit, arz ve semâ şahit, âzâları şahit, peygamberler şahit iken bu gerçeği saklayamazlardı ki! Onlar günahlarını itiraf ederek pişmanlık ortaya koyunca da Allah şu hükmü basacak: “Yazıklar olsun! Rahmetten, cennetten ırak olsun! Uzak olsun onlar! Cehenneme yuvarlansın o alçaklar! Ancak herkes cehenneme gitmeyecektir. Şu: