Mulk Suresine Dön

Mulkالملك

15. Ayet

15Mulk Suresi

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ

Sizin için yeryüzünü zelil (üzerinde yaşamaya elverişli) kılan O’dur. O’nun yollarında yürüyün ve rızkından yiyin. Diriliş O’nadır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

15. “Yeryüzünü, size boyun eğdiren O’dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah’ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O’nadır.” Yeryüzünü boyun eğdirip sizin için zelil kılmıştır, sizin emrinize âmâde kılmıştır. Zelil, zül mastarından gelir. O da inkıyâd, uysallık de-mektir. Tıpkı uysal bir koyun veya bir deve gibi size dünyayı boyun büktürüp teslim etmiştir Rabbiniz. Fakat şunu hiçbir zaman hatırınızdan çıkarmayın ki, onun size tâbi olup boyun eğişi kendiliğinden değildir. Siz kendiniz de becermiş değilsiniz bunu. Onu size boyun eğdiren Allah’tır. Yediğiniz rızıklar da öyle. Bindiğimiz, etinden sütünden istifade ettiğimiz tüm hayvanları da bizim için zelil kılan, bizim istifademize sunan Allah’tır. Tüm yeryüzü ve içindekiler bizim istifademize sunulmuş mükellef bir sofradır. Bakın Zuhruf sûresi de bu hususu şöyle anlatır: “Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar, üzerlerine oturunca Rab-binizin nimetini anarak: “Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz” demeniz içindir.” (Zuhruf 13-14) Sizin için binesiniz, taşınasınız diye denizlerde gemileri, karalarda da binit hayvanlarını yaratıp hizmetinize sunan da yine Allah’tır. Sırtlarına binmeniz, etlerinden yemeniz, sütlerinden istifade etmeniz için onları yaratıp sizin için zelil kılan, sizin emrinize âmâde eyleyen Allah’tır. Rabbimiz bunları anlatırken, kendisine verilen bunca nimet karşısında insanın takınması gereken tavrı anlatır. Zira her nimet, o nimetin sahibini hatırlatır. Her nimet, bir şükür gerektirir. İşte Rabbi-miz diyor ki: Onların sırtlarına binip yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nimetlerini anarak ya da nimetleriyle Rabbinizi anarak şöyle deyin: “Bunları bize boyun eğdiren, bunları bizim emrimize âmâde kılan Rabbimiz ne yücedir! Bunları bize ihsan eden Rabbimizi tesbih ve tenzih ederiz. Eğer Rabbimiz bütün bunları bize vermeseydi, bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Rabbimiz o kadar yüce, o kadar lütuf ve merhamet sa-hibidir ki, bizler onun bize lütfettiği nimetlere misliyle mukabele etmek şöyle dursun, hakkıyla teşekkür bile edemeyiz.” Bizden çok daha güçlü bir hayvan nasıl oluyor da bize itaat ediyor? Bu gemiler denizde nasıl yüzüyorlar? Bu suya kaldırma gücünü kim veriyor? Bütün bunları düşünmeden bütün bu nimetleri bağışlayan Allah’ı tanımadan bir hayat yaşayamayız. Bakın burada da Rabbimiz yine kendini tanıtır. Ama bildiğiniz gibi iki tanıtma biçimi vardır: Hani kişi der ya, "Ben ona yakında benim kim olduğumu göstereceğim!" İşte bir böyle karşıdakini ezerek, bozarak, zulmederek, çiğneyerek, burnundan getirerek bir tanıtma usulü vardır. Kişi, karşısındakine kendisini öyle tanıtır. İkinci bir tanıtma usulü daha vardır. O da karşısındakine iyilikte bulunarak, onu iz-zet ve ikrama boğarak, ona ihsan ederek böylece kendini ona tanıtmaktır. İşte Rabbimiz da kullarına kendisini böylece tanıtıyor. Mübârek olan Rabbimiz kullarına karşı işleyen sonsuz rahmetinden dolayı, rahmetinin eserlerini, merhametinin tezahürlerini anlatarak kendini bi-ze tanıtıyor. “Kullarım! Ben mülk elinde olanım! Ben mülke sahip olanım! Göklerin ve yerin mülkü benimdir! Sizler de, sahip olduklarınız da, dünyanız da, ayınız da, güneşiniz de, havanız da, suyunuz da be-nimdir! Ben mübareğim! Ben bereket kaynağıyım! Sizi yaratan, sizi yoktan var eden benim! Varlığınızı bana borçlusunuz! Yiyeceğinizi, içeceğinizi, suyunuzu, semânızı, arzınızı her şeyinizi yaratan benim!” Şu anda üstünde yaşadığınız arzı yaratan ve size boyun eğdiren, sizin emrinize âmâde kılan, onu sizin zelil kılan, onu sizin için bir döşek kılan Allah’tır. Ama unutmayın ki, ben istediğim için arz size boyun bükmektedir. Onu sizin emrinize âmâde kılanın ben olduğumu unutmayın. Ama bu zelil oluş, bu boyun büküş kölenin efendisine zelil oluşuna benzemez. Annenin evladına boyun büküp, gece onun ihtiyacını gidermek adına ona zelil olması gibidir. Peki ne anlatıyor Rabbimiz burada? Ne anlayacağız bundan? Anlayabildiğimiz kadarıyla bu âyetleriyle Rabbimiz diyor ki: “Kullarım! Şunu iyi bilin ki, arza ben emrediyorum! Arzın sizin için tıpkı size boyun büküp arzularınıza teslim olmuş bir koyun, bir deve gibi zelil oluşu benim emrimdendir! Ben emrettiğim için yeryüzü size boyun bükmektedir! Yoksa şu anda size boyun büküp teslim olmuş olan arz güçsüz, âciz bir varlık değildir. Sizin canınıza okuyacak bir durumdadır. Baş döndürücü bir süratle, önüne gelen her şeyi tuz-buz edecek bir şekilde dönmekte, koşmaktadır. Öyleyse beni böylece de bilin. Bana böylece inanın. Beni arza hakim tanıyın. Beni arza etkin bilin. Beni arza galip bilin. Göklere ve yerlere egemen olarak tanıyın beni. Yerken, i-çerken, gezerken, dolaşırken, yatarken, kalkarken, binerken, kullanırken hep bu niyet içinde olun!” “Tıpkı Rabbiniz tarafından size zelil kılınmış, size boyun büktürülmüş hayvanlara, gemilere, arabalara, uçaklara bindiğiniz gibi, arzın da omuzlarında, dağlarında, tepelerinde gezin, dolaşın. Yiyin-için ondan, onun size sunduğu nimetlerden istifade edin. Ama bilin ki dönüş O’nadır. Sonunda Rabbinize döneceksiniz. Size sunulan tüm bu nimetlerin hesabını ödemek üzere Rabbinizin huzuruna gideceksiniz. Öyleyse ey kullarım! Bir saniye bile hatırınızdan çıkarmayın ki bu gez-meniz, binmeniz, oturup kalkmanız, yemeniz, içmeniz, tatmanız, koklamanız yarın hepsi sizin için hesap konusu olacaktır.” Rabbimiz, “arzın boyunlarında binip, gezin, dolaşın” diyor. Tıp-kı giden bir arabanın hangi koltuğuna oturursanız oturun demek gibi bir şeydir bu. Çünkü arz da araba gibi sürekli hareket halindedir. Bundan sonra yürekleri hoplatan bir soru soruyor Rabbimiz: