Mulk Suresine Dön

Mulkالملك

1. Ayet

1Mulk Suresi

تَبَارَكَ الَّذ۪ي بِيَدِهِ الْمُلْكُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ

Hâkimiyeti/Egemenliği elinde bulunduran (Allah) ne yüce, ne mübarektir. O her şeye kadîr olandır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1. “Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O her şeye Kâdirdir.” Bu Tebâreke ifadesi sadece Allah için kullanılır, sadece Allah’a yakışıcı bir kelimedir. Zaten Allah’tan başkalarına yakışmaz bu ifade. Onun içindir ki bu kelimenin çoğulu da yoktur, tekil bir kelimedir. Tebâreke oldu, mübârek oldu, tebrike şayan oldu, tebrike lâyık ol-du. Kim? Allah Zü’l-Celâl. Kullarını cennete götürücü, kullarını hidâ-yete ulaştırıcı ve cehennemden kurtarıcı bir kitap gönderen Allah Te-bâreke oldu, tebrike şayan oldu, ya da berekete kaynaklık etti, birikimiyle cennet yollarını açıp cehennem yollarına barikatlar koydu. İşte Rabbimiz kuluna kitabı göndermekle, kullarına kendi bilgisini aktarmakla, kullarını bilgisiyle cehalet karanlıklarından kurtarmakla öyle hayırlı, öyle bereketli, öyle mübârek bir iş yaptı ki, bu yüzden O tebâreke oldu. Öyleyse unutmayalım ki, birini tebrik etmek, birine mübârek olsun demek, ya da seni tebrik ederim demek şu mânâya gelecektir: Sen öyle kutlu, öyle mübârek, öyle bereketli bir iş yaptın ki, eğer sen bunu yapmasaydın biz kahrolur, mahvolur, biz helâk olurduk. Bunu yaptığın için sen tebrike şayansın, seni tebrik etmek, seni mübâreklemek bizim vazifemizdir. Öyleyse kimi nerede, nasıl ve ne zaman tebrik edeceğiz? Tebrik ederim, tebrik ederiz ifadesini kime ve ne zaman kullanacağımızı iyi bilmek zorundayız. Ben öyle bir şey yapmalıyım ki, bu yaptığım be-rekete konu olmalı, insanların cennet yollarını açıp cehennem yollarına barikatlar koymalı ki, insanlar beni tebrik etsinler. Yani ben de tıpkı Rabbimin yaptığı gibi tebrike şayan bir şey yapmalıyım. Eğer ben de Rabbimin yaptığını yapar, bu aileye Kur’an'ı getirir, bu toplumu Kur’-an'la tanıştırırsam beni tebrik edersiniz. Seni tebrik etmek için de senin bunu ailene götürmen, onu tebrik etmek için de onun bunu kendi ehline götürmesi gerekecektir. Kim ki çevresindekilerin hayatında ha-ramları bir kenara iter, helâllere yol açarsa, onları cennete teşvik eder, cehennemden uzaklaştırmaya çalışırsa işte o tebrike şayan bir iş yapmıştır. Onu tebrike gidelim, eğer dinimiz müsaade ediyorsa elinden de öpelim, ayağından da öpelim. Halbuki bugün maalesef bu kelimeyi çok farklı yerlerde kullanıyoruz değil mi? Kimleri, neleri tebrik ediyoruz bugün? Meselâ bir adam imtihana giriyor, bilmem hangi pislik yuvasının başına müdür oldu diye, tüm eşi, dostu onu tebrike gidiyorlar. “Aman tebrik ederiz, kazandın, müdür oldun.” Halbuki onun oturduğu yer tabiri caizse bir pislik yuvasıdır. Kişinin böyle bir makama oturması onu cennete gö-türücüyse tebrik edelim, değilse bu caiz değildir. Veya meselâ adam kan içerek, irin yutarak, gecesini gündüzüne katarak, borçlanıp dertlenerek dış kaplamasını iki milyara, iç döşemesini beş milyara, kaba taslak yapısını bilmem kaç milyara tamamlayıp bitirdiği bir evin içerisine girince, bütün eşi, dostu, mübârek olsuna yağıyorlar oraya. “Aman mübârek olsun tebrik ederiz, çok hoş olmuş.” Acaba gerçekten mübareği anılacak yer miydi burası? Cennete götürücü bir şey yapmışsa adam tebrik edelim, değilse bu kelimeyi kullanmayalım. Meselâ nişanlanmışsın mübârek ol-sun! Evlenmişsin, mübârek olsun! Kur’an'ı öğrenmişsin, mübârek ol-sun! Buhârî'ye başlamışsın, mübârek olsun! Haccetmişsin, mübârek olsun! Çocuklarınla evde bir ders başlatmışsın, mübârek olsun! Filanla barışmışsın, mübârek olsun! İçkiyi bırakmışsın, namaza başlamışsın, örtünmüşsün mübârek olsun gibi… Allah’ın yaptığı, ettiği her şey gerçekten tebrike şâyândır. Bakın burada da deniliyor ki, mülk elinde olan Allah mübârektir, bereketlidir. Çünkü Allah mülkün sahibidir, mülk elinde olandır. Göklerde ve yerlerde bizler de dahil mülk olarak ne varsa hepsi Allah’ındır. Rab-bimiz, cennet kazanmamız için şu anda mülkünü bizlere vermiştir. O halde elbette mülke sahip olan, mülkte söz sahibi olan Allah cennet kazanmamıza imkân verecek biçimde karşılıksız olarak o mülkünü bi-zim hizmetimize sunmakla bu berekete konu olmuş, berekete kaynaklık etmiş, mübârek olmuştur. Dünya ve âhiretin mülkü ve saltanatı, emir ve hükmü elinde bulunan, dilediğini aziz, dilediğini zelil eden, dilediğini zengin, dilediğini fakir kılan, her şeye gücü yeten, hiçbir şeyin kendisini aciz bıraka-madığı, yapmak istediği şeye kimsenin mani olamadığı Allah yüceler yücesidir, kutludur, büyüktür. İbn Abbas diyor ki: “Mülk O’nun elinde-dir. Dilediğini azîz, dilediğini zelil eder. Yaşatır, öldürür, zengin eder, fakir eder, verir, vermez.” ”Mülk O'nun elindedir.” Yerde ve gökte, bütün kâinatta, dünya ve âhiret tasarruf ve saltanatı, yaratma ve yok etmesi, ele geçirme ve yönetmesi, emrini yerine getirtme ve hükmünü icra etmesi, iyi davran-ması ve zorlaması, cezalandırması ve ikramı, ihsanda bulunması ve nimet vermesi hep O'nun kudret elindedir. Her şey O’nun emir ve ira-desi, hüküm ve kudretiyle cereyan eder. Dilediğini mülkünde kullanan yahut kuvvet verip mülke kavuşturan ve kavuşturacak olan da ancak O'dur. Verdiklerine de tamamen vermediği gibi, kendi adına hareket etme salâhiyetini de ebedî olarak vermez. Mülkünü kendi elinden çı-karmaz. Kendine ortak kılmaz, çünkü şirkten berî ve yücedir. Yalnız kendi hükmü altında emredilmiş olmak üzere vekaleten ve geçici olarak verir, dilediği zaman da alır. Çünkü mülk hakkı, bizzat kendisinin ve mülkün hakikati doğrudan doğruya O'nun kudret elindedir. Ve O, her şeye kâdirdir. Mülk elinde olduğu gibi, her dilediğini dilediği şekilde eksiksizce yapmaya tam bir kudretle güç yetirmektedir. Hiçbir yardımcıya, ve-zire, vekile ve vasıtaya ihtiyacı yoktur. Her ne isterse kendi kudretiyle yapar. Hiçbir iradesi hikmetsiz değildir, ol deyince oluverir. Dilerse zorla yaptırır; dilerse hürriyet verir. Dilerse küçültür, dilerse büyültür. Dilerse sıkar; dilerse açar; dilerse yıkar, dilerse yapar; dilerse daha başka âlemler yaratır ve onlarda da dilediği gibi tasarrufta bulunur. Ancak O'nun ortağı olmaz. O, öyle yüksek, öyle yüce, öyle fenâdan ve acizlikten berîdir. Sûrenin başındaki bu kavramı, bu mülk kavramını eğer kafamızda canlı tutabilirsek, o zaman sûrenin içinde, ileriki bölümlerinde anlatılacak konular kafamızda daha bir belirginleşecek, daha bir güzel anlaşılacaktır. Sûre ileriki bölümlerde bize şunları söyleyecektir: Cennet, cehennem, azap var. Eğer cennete ulaşmak istiyorsanız mülkün sahibinin sözünü dinleyin, güçlü olan, dinlenmesi gereken O’-dur. Cehennem var, eğer ondan korunmak istiyorsanız mülk Allah’ın! Sulta O’nun, otorite O’nun, egemenlik O’nun, öyleyse O’nu dinleyin! Allah, bize sûrede şunları söyleyecek: “Rızkınızı ben veriyorum, mülk benimdir, vermesem ne yaparsınız? Suyunuzu ben veriyorum, vermesem, kesiversem ne yaparsınız? Nerden getirirsiniz onu? Kıyamet ne zamanmış? Ne zaman kopacakmış? Ne karışırsınız siz buna? Si-ze ne bundan? O’ndan başka kimsenin yetkisi yok ki bu konuda! Bütün bu konularda mülk sahibi, her şeyin sahibi benim.” Sûrede baştan sona işte bu mülk konusu anlatılacak. Zaten sûrenin adı da Mülk sûresidir. “Allah her şeye Kâdirdir.” İki mânâsı var bunun: Biri, Allah her şeye Kâdir olandır. Allah her şeye güç yetirendir, her konuda mutlak güç sahibi, mutlak otorite, egemenlik sahibidir. Diğeri ise, Allah her şeye kâdir olandır, her şeyi takdir edendir. Yani hem her şeyi ölçen biçendir, her ölçüyü, her ölçütü ortaya koyandır, hem de her konudaki ölçüyü gündeme getirendir. Öyleyse çocukların eğitimi konusunda ölçü mü arıyorsunuz? Ölçücü Allah'tır, ölçü Allah’ın ölçüsü, Allah’ın ölçümüdür. Sosyal hayatın ölçüsünü mü arıyorsunuz? Ekonomik hayatın ölçüsünü mü arıyor-sunuz? Kadın-erkek ilişkilerinin, kılık-kıyafetin, kazanmanın-harcama-nın, hukukun, eğitimin, siyasal yapılanmaların ölçüsünü mü arıyorsu-nuz? İnfakın, çocukların sayısının arttırılması veya dondurulması konusunun ölçüsünü mü arıyorsunuz? Ölçü Allah’ın ölçüsüdür, ölçüt Allah’ın ölçütüdür. Her şeyin ölçüsünü koyan Allah’tır. Allah'tan başka ölçü koyan yoktur. Meselâ bize ne kadar mal vereceğini en güzel bilen, en güzel ölçen Allah’tır. Gözümüzün ferini, dizimizin bağını, gücü-müzün sınırını, aklımızın hududunu en güzel ölçen ve bilen Allah’tır. Onun içindir ki, bize neleri emredeceğini, bize neleri yükleyeceğini, bizi nelerle sorumlu tutacağını en iyi bilen Allah’tır. Veya hangi âyet ne kadara delâlet edecek, hangi sûrede ne kadar âyet gelecek? İnsanlar bu hükümleri ne zaman, nerede, nasıl yapacaklar? Kişilerin başına neler gelecek? Dini Allah nasıl ikame edecek? Gökyüzünü na-sıl ölçecek? Veya yeryüzünde hangi ölçüler geçerli olacak? Bunu en güzel ölçen, bilen, bu konuda ölçü vaz' eden Allah’tır. Mirasta erkek ne kadar alacak? Kadın ne kadar alacak? Erkek nasıl giyinecek? Ka-dın nasıl giyinecek? Tüm bu konuları en iyi bilen Allah’tır. Ama bu Allah aynı zamanda güçlü olandır, her şeye güç yetirendir. Her şeye kâdir olan, dilediği her şeyi yapan, mutlak güç ve kudret sahibidir. Bizi öldürmeye, diriltmeye, bize hayat bahşetmeye, onu elimizden çekip almaya, mülkü birine vermeye, tekrar ondan söküp almaya muktedir olan, mâlik olandır. Allah öyle güçlüdür ki, karşı gelinmez güçlüdür, dediğini mutlak yapan güçlüdür, bize istediğini yaptırabilecek güçlüdür. Rabbi-mizin gücünün sırrını anlama imkânımız yoktur, ancak buna iman e-deriz. Yine Allah’ı tanıyoruz. Rabbimiz bize kendisini anlatmaya devam ediyor. Kur’an bize ne anlatır? Kur’an bize bir tek şey anlatır. Kulluğu, kulluğumuzu anlatır. Kur’an başından sonuna kadar bize kulluğu anlatır, başka bir şey yoktur Kur’an'da. Kulluğu bize anlatırken de Rabbimiz üç kademede anlatır onu. 1- Kime kul olacağız? 2- Nasıl kul olacağız? 3- Neden kul olacağız? Kur’an, kime kul olacağımızı anlatır. Yani kime ve nasıl bir Al-lah’a kulluk yapacağız? Allah Kur’an’da bize kendini anlatır, zâtını, sı-fatlarını, esmâsını anlatır. İşte böylece tanıtılan bir Allah’a inanıp, kul olun denir. İşte bakın burada da Rabbimiz anlattı. Kâdir olan, her şeyi takdir eden, her konuda ölçü vaz' eden, her konunun ölçütünü koyan, her şeye güç yetiren, mülkün sahibi olan bir Allah... Tebâreke olan, bereket kaynağı olan, tebrike şayan, mübârek bir Allah... Sonra da: