Mulk Suresine Dön

Mulkالملك

20. Ayet

20Mulk Suresi

اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ي هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ي غُرُورٍۚ

Rahmân’ın dışında size yardım edecek ordularınız kimmiş? Kâfirler ancak bir aldanma içindelerdir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

20. “Yahut, Rahmân olan Allah’ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar.” Bu âyeti iki türlü anlıyoruz: 1- Rahmân olan Allah size bir zarar verecek olsa, size bir zarar ulaştırmayı murad etmiş olsa, sizi onun takdirinden koruyacak, kurtaracak bir ordunuz mu var? 2- Size zarar verecek ordulardan size gelebilecek muhtemel zararlara karşı sizi koruyacak Allah’tan başka koruyucularınız mı var? Kiminiz var sizin? Kime güvenip sığınıyorsunuz? Kimi koruyucu biliyorsunuz? Sığınağınız, korunağınız, barınağınız kim sizin? Allah size bir zarar ulaştırmayı dilese, ya da Allah berisinde yerdeki or-dulardan size bir zarar, bir hücum, bir saldırı gerçekleşse, ordular ü-zerinize yürüse, sizi yok etmeye yönelik tehlikeler söz konusu olsa, böyle bir durumda sizi koruyacak, kurtaracak Allah’tan başka ordularınız, yardımcılarımız mı var ki onlara güveniyor, sığınıyorsunuz? Sığınma, korunma deyince bunun üç öğesi vardır. 1- Sığınan, 2- Kendisine sığınılan, 3- Kendisinden sığınılan. Korunan, koruyan ve kendisinden korunulan. Korunan güçsüzdür, korunmaya muhtaçtır, sığınmaya muhtaç olandır. Koruyan, yani kendisine sığınılan, kendisinden korunma talep edilen varlık da güçlüdür. Kendisinden korunulan, sığınılan varlık da şerrinden, zararından korkulandır. Düşmanından gelebilecek tehlikelere karşı kendisini korumasını isteyen kişi sığındığı varlığın korunmak istediği varlığa karşı güç yetirebileceğine ve kendisini ondan gelebilecek zararlardan koruyabileceğine inanmıştır da onun için ondan kendisine sığınmaktadır. İslâm'da, İslâm inancında kendisine sığınılan varlık, sığınan varlıktan güçlüdür. İslâm'da sığınan mü’mindir, kendisine sığınılan, yani koruyan da Allah’tır. Çünkü Allah herkesten ve her şeyden güçlüdür, mutlak güç ve kudret sahibidir ve her şeyin yönetimi elinde olandır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin boyunlarındaki ipin ucu elinde Allah’ın elindedir. Onun içindir ki, mü’min ancak tüm varlıkların sahibi olan Allah’a sığınır. Ama şirk dininde, küfür mantığında ise bu tamamen farklı işlemektedir. Şirk inancında korunan puttur, tanrıdır, koruyan ise o puta tapan insanlardır. Put, aslında kendisini koruyamayacak kadar güçsüzdür, onu kulları korumaktadır. İşte görüyoruz put yapıyorlar, put dikiyorlar ve onu korumaya çalışıyorlar. Putu koruma kanunları çıkarıyorlar. Veya bir düzen koyuyor, ona tapınıyor, ama onu kendileri ko-rumaya çalışıyorlar. Yani tapındıkları, kutsadıkları bu düzeni kendi kendisini koruyamayacak şekilde güçsüz gördükleri için de onu koruma kanunları çıkarıyorlar. Müşrikler tarih boyunca böyledir, onların mantığını, gerçekten anlamak mümkün değildir. Beyinsiz adamlar, eğer bu put kendi kendini korumaktan acizse niye ona tapınıyorsunuz? Yok kendisine tapınılacak, kendisine sığınılacak kadar güçlü birisiyse, bırakın kendi kendini korusun, neden onu korumaya çalışıyorsunuz? Aman koruyun! Aman koruyalım! Aman sahip çıkalım! Aman onu birilerine yıktırmayalım diye niye ciyak ciyak ötüyorsunuz? Bırakın da kendi kendini korusun put, madem tapınılacak kadar güçlüyse. Bakın bunların durumunu Hac sûresi söyle anlatır: “Ey İnsanlar! Bir misâl verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah’ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!” (Hac 73) Adamlar tapınmak için put yapıyorlar, onları korumak için odalara koyup kapılarını sıkı sıkı örtüyor, kilitliyorlarmış. Sonra anahtar deliğinden giren bir sinek putun burnundan bir bal parçası koparıp kaçıyormuş. Allah diyor ki, “o putlar kendi vücutlarından bir sineğin parça koparmasına bile engel olamıyor. Koparan da âciz, koparılan da. Tapınan da âciz, tapınılan da.” İşte şirk mantığı. Kendini bile korumaktan âciz, kullarının korumasına muhtaç bir puta tapınıyorlar. Yâsîn sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler. Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.” (Yâsîn 74,75) Bırakın o putlarının, o tanrılarının kendilerini korumalarını, aksine onlar, onlara gönüllü ordudurlar, diyor Rabbimiz. Aslında korunmaya muhtaç olanlar, koruyanlardan daha zayıftır. Ama: O Allah ki tüm kullarını koruyandır; kendisi kulları tarafından korunmaya muhtaç olmayandır. O Allah ki, tüm varlıklarını, tüm kullarını doyurandır, kendisi doyurulmaya muhtaç olmayandır. Çünkü Allah göklerde ve yerde tek Velîdir. Tüm varlıklar O’nun velâyeti altındadır. Tüm varlıklar O’nun koruması altındadır. Ama bakıyoruz, şu anda tüm müşriklerin tapınmaya çalıştıkları yapay tanrılar ve tanrıçalar hep kullarından beslenmek durumundadırlar. Kullarını korumak şöyle dursun, kullarının korumasına sığınmaktadırlar. Kullarından, “aman beni koruyun! Aman bana sahip olun! Aman beni yıkmak isteyenlere karşı beni koruyun! Beni yaşatın! Beni canlı tutun! Beni gündeme alın! Beni gündemde tutun” diye onlardan korunma talep etmektedirler. Öyle değil mi? Hiçbir Firavun kullarından, metbûlarından vergi almadıkça ayakta duramaz. Hiçbir Firavun kullarından destek almadıkça hayatta kalamaz. Hiçbir put kendisine tapınanlardan, kullarından kendisine bir mozole istemedikçe, bir anıtkabir, bir piramit istemedikçe asla tapınılmaya değer görülemez. Hiçbir sistem bağlılarından oy istemedikçe, kullarından kabul istemedikçe yaşayamaz. Hiçbir âdet, hiçbir töre, hiçbir moda bağlılarından talep görmedikçe yaşaya-maz. Tüm yapay tanrılar, tüm sahte velîler hayatlarını sürdürebilmek için hizmetçilerine, kullarına muhtaçtırlar. Kullarına ihtiyacı olmayan, tüm kullarının kendisine muhtaç olduğu velî sadece Allah’tır. O Allah ki, kimsenin yardımına, kimsenin desteğine muhtaç değildir. Koruyan Allah’tır. Mü’min sadece Allah’a sığınmalı, sadece, Allah’a güvenmeli, sadece Allah’tan yardım dilemelidir. Çünkü kendisine sığınılacak tek varlık Allah’tır. Öyleyse kim zayıfmış, kim güçlüymüş? Kim sığınılması gerekenmiş, kime sığınılması gerekiyormuş? Ama böyle iken dünyada kim kime sığınmış? Kim kime kulluk etmiş? Kim kimin yasalarına sığınmış? Kim kimi imdadına çağırmış? Kim Allah’a, kim de örümceğin yu-vasına sığınmış? Kim Allah’a, kim de tâğutlara, A.B.D’ye sığınmış? Bu sığınılanlardan hangisi güçlüymüş? Hangisi sığınmaya değermiş, değmezmiş onu yarın anlayacağız. Ama bu dünyada kâfirlerin aldanmalarının odak noktası dünyadır. Dünya hayatıyla aldandılar. Dünyanın konumu aldatmaktadır onları. Peki ne tür bir aldanış bu? Onu kendilerinin zannediyor, ebedî zannediyorlar. Dünyanın konumu, kuralları onları aldatıyor. Çünkü im-tihan gereği, dünyanın konumu gereği hiç kimseye dokunmuyor Allah. Onun içindir ki, işledikleri günahlar yüzünden Allah’ı atlattıklarını zannederek aldanıyorlar. Ya da dünyanın içindekilere meylederek al-danıyorlar. Ya da belki en belirgini, dünyanın yönetimine Allah’ı karıştırmayarak aldanıyorlar. Yani Aristo'nun inandığı gibi hayata karışmayan bir Allah’a inanıyor ve aldanıyorlar. Bu tür aldanış içinde bir hayat yaşayanlara Allah şöyle diyor: “Ey kullarım! Bu tür safdillilikten, aldan-ma içinde olmaktan vazgeçip, gözünüzü bir açın da şu soruma cevap verin bakalım: