21. “Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler.” İstifade ettiğiniz tüm rızıklarınızı kesiverse Allah, onu size getirecek kim var? Kim getirebilecek o rızıkları size? Allah şu anda yiyip içtiğiniz, kullandığınız tüm rızıklarınızı kesiverse, onları size bulup ge-tirecek kiminiz var? Kime güveniyorsunuz? Kimden medet umuyorsunuz? Haydi bunları birilerinden bulsanız bile, birileri size yutacak hava bulsa, ısınacak, aydınlanacak güneş bulsa, yiyecek bulsa, ama onu yiyebileceğiniz ağızlarınızı alıverse Allah, hazmedecek organlarınızı, ağzınızı, midenizin fonksiyonlarını alıverse Rabbiniz, ne işe yarar bunlar? İşte görüyorsunuz, kimilerinin etini, şekerini alıvermiş Allah da, yiyebiliyorlar mı? Ağız var, mide var, şeker var ama yiyemiyorlar, değil mi? Hayır hayır! Onlar bir azgınlık içinde inada dalmışlar ve körü körüne direnmektedirler. Yani ne rızık verecek bir Allah’tan başka bi-rilerini bulduklarından, ne de buna bir yol, bir delil bulduklarından, ne kendilerini Allah’tan gelebilecek bir cezaya karşı koruyabilecek bir or-du bulduklarından filan değil, sadece azgınlıklarından ve inatlarından ötürü sapıyorlar. İnadına bir sapmayı yaşıyorlar. Yani bu kâfirler buraya kadar anlatılan kuşları gökyüzünde kimin tuttuğunu bilmediklerinden değil, üstlerindeki semâyı kimin kurduğunu, kendilerine bu kadar rızkı kimin verdiğini, kendilerini kimin koruduğunu bilmediklerinden değil, cahilliklerinden, Allah’ı tanımadıklarından değil, aksine bildikleri halde inadına bir sapıklık içindedirler. Aslında sorsanız, onlar da bunu anlatacak. Sorsanız, saatlerce bülbül gibi kendileri de bütün bunları anlatırlar, ama inatlarından, azgınlıklarından ötürü körü körüne bir sapıklığın, bir bocalamanın içinde yüzüp gidiyorlar. Allah sormaya, sorgulamaya devam ediyor. Bir de şunu söyleyin bakalım: