29. “De ki: “Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahmân olan Allah’tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz.” Şu ifadenin güzelliğine bir bakın. Şu çılgınca düşmanlık besleyenlere karşı işleyen Rabbimizin rahmetine bir bakın. Merhameti bol olan Rabbimiz, onları, kâfirleri, düşmanlarını mat etmek, kahretmek, mağlup edip susturmak için din göndermiyor. Onları cehenneme doldurmak için din göndermiyor. Rabbimizin muradı onları helâk değil, onları hep kurtarmak için âyet gönderip sesleniyor. Bakın ifadeye: “De ki, O Rahmân’dır ve biz O’na iman ettik. O’na tevekkül ettik. O’na güvenip dayandık. Boyunlarımızdaki kulluk iplerini O’nun eline verdik. İradelerimizi O’na teslim ettik. O’nun seçimini kendimiz için seçim ka-bul ettik. Hayatımızı O’nun istediği gibi yaşamaya karar verdik. Yakın-da kimin sapık olduğunu bileceksiniz.” Vekil, kişinin kendisine vekâletini teslim ettiği varlık demektir. Meselâ inancına ters bir hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerde yaşayan insanlar, mahkeme huzurunda kendilerini savunamayacaklarından endişe duyduklarında, kendilerini kendilerinden daha iyi savunabileceğine inandıkları, hukuku kendilerinden daha iyi bilen bir avukata bizi savunmak üzere vekalet verirler, değil mi? İşte bizim adımıza, bizim hayat programımız adına aldığı kararlar konusunda kendisine güvenebileceğimiz, yasalarına teslim olabileceğimiz, boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucunu eline teslim edebileceğimiz ve çektiği yere gözü kapalı gidebileceğimiz bir tek varlık biliyoruz O da bizi bizden daha iyi bilen, bizim hayatımızı, bizim hayat programımızı herkesten daha iyi bilen, bilgisi tam olan, bilginin kaynağı olan Rabbimizdir. Çünkü O bizim için bize en uygun, en faydalı, en yararlı, en güzel, en münasip ve en mütenasip kararları alandır. İşte böyle Velî bildiğimiz Rabbimize hayatımızı düzenlemesi konusunda vekâletimizi veriyoruz. “Ya Rabbi! Beni yaratan sen olduğuna göre, benim sahibim sen olduğuna göre, beni en iyi tanıyan da sensin! Benim nasıl mutlu olacağımı, nasıl huzurlu olacağımı, nasıl bir hayat yaşarsam dengede olacağımı bilen de sensin. Öyleyse ben bu konuda vekâletimi sana veriyorum. Benim adıma, benim hayatıma ne karar alırsan ben onları aynen uygulayacağım ya Rabbi!” diyoruz. Eğer bizler de Rabbimize vekaletimizi verdiysek, bizim adımıza hayat programı alma konusunda O’nunla böyle bir sözleşmeye girdiysek, o zaman vekâletimizi verdiğimiz Rabbimizle, vekilimizle di-yalogumuzu kesmemeliyiz. Yani kendimize vekil tayin ettiğimiz, vekâletimizi kendisine verdiğimiz, “bizim adımıza ne karar aldıysan biz ay-nen onu icra edeceğiz ya Rabbi!” dediğimiz Rabbimiz bizim adımıza ne kararlar aldı, ne dedi, ne emretti, neleri yasakladı, bütün bunları bilmiyorsak, ilgilenmiyorsak, ilgi kurmuyorsak ne anlamı var bu vekâletin? “Hani ya Rabbi sen benim vekilimsin! Benim adıma ne karar ve-rirsen kabulümdür! Sen bilirsin ya Rabbi! Ne yapacağımı, nasıl yaşayacağımı, ne yiyip ne içeceğimi, nasıl giyineceğimi, hayatımı nasıl dü-zenleyeceğimi sen bilirsin ya Rabbi! Çünkü sen beni benden iyi bilirsin ya Rabbi! Beni de, çocuklarımı da, hanımımı da, geçmişimi de, geleceğimi de, menfaatimi de, zararımı da, mutluluğumu da, mutsuzluğumu da her şeyimi sen daha iyi bilirsin ya Rabbi! Benim hayatım konusunda en bilen sensin, çünkü beni yaratan, beni programlayan sensin ya Rabbi!” demiştik ya! Vekâletimizi O’na vermiştik ya, aldığın kararlar benim için bağlayıcıdır demiştik ya, işte Rabbimiz bizim adımıza aldığı kararlarını bu Kitabında bildirmiştir. Ama ne gariptir ki biz bu Kitapla ilgilenmiyoruz. Unutmayalım ki Allah’ı vekil bilmek, Velî bilmek her şeyiyle O’-na teslim olmak ve hayatın tümünü O’nun belirlediği biçimde yaşamak demektir. Eğer O’nu vekil biliyor, ama hayatımızı O’na danışmadan yaşıyorsak, veya O’nu vekil biliyor ama hayat programımız konusunda biz kendimiz karar veriyor sonra da Allah’a onaylattırmaya çalışıyorsak, bu vekâlet işi sapıklıktan başka bir şey değildir. Sûrenin sonunda Rabbimiz bizim akıllarımızı iyice erdirmek için bakın yine soruyor: