Mulk Suresine Dön

Mulkالملك

8. Ayet

8Mulk Suresi

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ

(Ateş) öfkeden çatlayıp ayrışacak gibi olur. Her bir topluluk (ateşin) içine atıldığında, oranın bekçileri kendilerine, “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

7-8. “Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorar.” Bakın burada cehennemi anlatırken dört boyutlu bir manzara çiziyor Allah. Sanki cehennem şuurlu bir varlık. Ne yapacağını, ne e-deceğini, kime azap edeceğini bilen bir varlıktır cehennem. Meselâ Furkân sûresinde cehennemin sanki insan gibi şuurlu bir varlık olduğu ve müşterilerini tanıdığı anlatılmaktadır: “Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını, öfkesini ve uğultusunu işitirler.” (Furkân 12) Sanki müşterilerini tanıyor ve uzaktan onları görünce de kükremeye, homurdanmaya başlıyor. Sanki uzaktan hortumlarını, alevlerini gönderiyor; onları yakalamak, tutmak ve yutmak istiyor. Veya Hü-meze sûresinin beyanıyla cehennem nereye gideceğini, insanların, müşterilerinin neresine el atacağını, onların defterlerini dürmeye nereden başlayacağını biliyor. “O, kalplere uzanan, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.” (Hümeze 6,7) Bakın burada da bu şuurlu varlığın müşterilerinin kalbine el atacağı, insanın kalbine uzanacağı anlatılıyor. Neden? Çünkü kalp, insanlarda kabul ve ret, iman ve küfür makamıdır. Kalp, insanlarda düşünce, idrak, heves, niyet ve irade makamıdır. İman ve küfür konusunda kişide en sorumlu yer onun kalbidir. Onun içindir ki bakın bu âyet-i kerîmesinde Rabbimiz cehennem ateşinin kalbe uzanacağını anlatmaktadır. Rabbimiz, Nebe’ sûresinde de şöyle buyuruyor: “Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır.” (Nebe’ 21,22) Cehennem gözetleyici olarak hazır beklemektedir. Gözetleyici, mirsad, rasathane olarak pusu kurmuş müşterilerini beklemektedir. Ceza vermek, müşterilerine hak ettikleri töreni göstermek üzere gözetleyici olarak beklemektedir. Anlıyoruz ki cehennemin böyle gözetleyici olması bizzat kendisinin kimi, neyi beklediğini bilmiş olması, Kur’an'ın anlattığına göre cehennemin sanki şuurlu, akıllı, mantıklı bir varlık olduğunu gösteriyor. Kaf sûresinde anlatıldığına göre müşterileri içine dolduktan sonra Cenâb-ı Hak şöyle soracak: “Doldun mu ey cehennem? Daha ister misin bu sığır sürülerinden? Bu kâfirlerden daha ister misin?” Cehennem de diyecek ki: “Hel min mezîd?” “Daha yok mu ya Rabbi? Daha yok mu ya Rabbi! O kadar kükreyip coştum ki bugün bir türlü doymak bilmiyorum! Bu sığır sürüsü tiplilerden, bu kütüklerden daha varsa gönder ya Rabbi!” Veya bunun bir ikinci anlamı da, cehennemin şaşırarak şöyle demesidir: “Daha mı var ya Rabbi? Hayret, daha bitmedi mi Allah’ım? Bu kütüklerin sonu gelmedi mi?” İşte cehennem sanki şuurlu bir varlık olarak böyle korkunç bir bekleyicidir. Tabi Allah’ın kanunları, sünnetullahın tezahürü olarak bi-ze intikal eden bu kanunlara karşı gelmenin anlamı yoktur. İnsanlar oraya atıldıkları zaman, o çılgın ateşe yuvarlandıkları zaman onun kükreyişini, hırlayışını işitirler ki sanki çıldırıyor, sanki kükrüyor. Müşterilerinden her bir grup, her bir alay atıldıkça gazabından kükreyerek çıldıracak duruma gelir, diyor Rabbimiz. Kâfir, müşrik, münâfık, zındık ve mürtetler ahiret gününde a-zap melekleri tarafından odunun ateşe atıldığı gibi cehenneme atıldıkları zaman, şiddetli yanması ve fokurdamasından dolayı, eşeğin arpayı gördüğünde sevinçten anırması gibi, cehennemin çirkin ve kor-kunç sesini işitirler. Cehennem kızgınlık ve şiddetli alev sebebiyle ten-cerenin kaynadığı gibi onları kaynatır. “Şehîk”: Eşek anırması gibi çirkin sestir. İbn Abbas diyor ki: “Şehîk, kâfirler cehenneme atıldığında cehennemin çıkardığı sestir. Eşeğin arpayı görünce anırması gibi, cehennem onları gördüğünde öyle ses çıkarır. Sonra öyle bir ses çıkarır ki, korkmayan hiç kimse kalmaz.” İbn Cüzeyy diyor ki: “Şehîk, eşeğin çıkardığı seslerin en çir-kinidir. Bununla yüce Allah, şiddetli kaynaması ve korkunçluğundan dolayı cehennem sesini kastetmektedir.” Mücahid diyor ki: “Cehennem onları, az tanenin çok su içinde kaynadığı gibi kaynatır.” Evet, "Şehîk" kelimesi aslında, merkep anırması anlamında kullanılır. Ancak bu kelime, burada, Cehennemin veya Cehennem eh-linin sesi karşılığında kullanılmıştır. Cehennem ehlinin sesi şeklinde anlaşılmasının nedeni, Hud: 11/106'dan dolayıdır. "Bahtsızlar ateştedirler. Onların orada soluk alış verişleri (Zefîrun ve şehîkun) vardır ki..." Cehennemin sesi şeklinde anlaşılmasının nedeni ise, Furkân: 25/12'den dolayıdır: "(Cehennem) onları uzak bir yerden görünce on-lar bunun öfke ve uğultusunu (zefiran) işitirler." Bu bakımdan "şehik" kelimesinin, hem Cehennemin hem de Cehennem ehlinin sesi olarak anlaşılması daha doğrudur. İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara şöyle so-rar: “Ey cehennemlikler! Size bir uyarıcı gelmemiş miydi? Sizi bu cehennemle uyaran, size bu azabın varlığını anlatan uyarıcılar gelmedi mi? Cehennem var, azap var! Eğer şöyle yaşarsanız ateşe gideceksi-niz! Allah’ın cehennemine yuvarlanacaksınız!” diyen uyarıcılar gelmedi mi? Size cehennem anlatılmadı mı?” Düşünüyorum da yarın komşularımıza, kadınlarımıza, oğullarımıza, kızlarımıza, bacanaklarımıza, amcalarımıza, dayılarımıza size uyarıcılar gelmedi mi, size Allah’ın âyetlerini tanıtanlar olmadı mı, size cehennemi anlatanlar olmadı mı, babalarınız, analarınız, hocalarınız size duyurmadı mı, anlatmadı mı? diye sorulur da, yakınlarımız ya ha-yır! derlerse. “Hayır ya Rabbi! Bize anlatmadılar! Akrabamdı ama anlatmadı! Kocamdı, biliyordu ama duyurmadı! Babamdı, hocaydı ama gizlediler, öğretmediler! Komşumdu, ama bize demediler! Bize anlatmadılar! Bizi tanıştırmadılar!” derlerse ne diyeceğiz? Ne cevap vereceğiz? “Gittim ya Rabbi! Anlattım ya Rabbi! Uyardım ya Rabbi! Çalıştım, çırpındım ya Rabbi!” diyebilecek miyiz? “Ben görevimi yaptım ama onlar dinlemediler ya Rabbi!” demeye hakkımız olacak mı? Halbuki onlar dinlemese bile gidip anlatmalıydım. Zaten ben gitmesem bile, biz gitmesek bile başkaları gidiyor, başkaları dolduruyor benim boş bıraktığım insanları. Meselâ basın gidiyor, televizyon, şeytan vahiyleri gidiyor. Öyleyse Allah aşkına elimizi çabuk tutup biz gidelim. Biz gidelim de, insanlara Allah vahyini ulaştıralım. Değilse yarın insanların, en yakınlarımızın yakamıza yapışmasından kurtulamayacağımızı bilelim. Cehennemin görevlilerinin onlara; "size bir uyarıcı gelmedi mi" diye sormalarının sebebi de, onların cehenneme haksız yere atılmadıklarını, bilakis bunu yaşadıkları hayatlarıyla hak ettiklerini onlara açıkça itiraf ettirmek içindir. Yani onlar, Allah'ın bu cezayı kendilerine vereceğini daha önceden biliyorlardı. Çünkü Allah cennet ve cehennem yollarının ne olduğunu onlara bildirmek için elçilerini ve kitaplarını göndermiş ve bu konuda onları bilgilendirmişti. “Şu yolun sonu cen-nete çıkar, ama şu yolu takip ederseniz cehennemin yakıtı olursunuz" diye uyarmıştır. Fakat o alçaklar Rablerinin bu uyarılarına ve elçilerinin davetine kulak asmayarak, işte şimdi çekmekte oldukları cezaya hak kazanmışlardır. Halbuki bu inancı zihinlere yerleştirmek amacıyla Kur'an, birçok yerde insanoğlunun dünyaya imtihan için gönderildiğini tekrar tekrar beyan etmiştir. Evet, soruyor melekler; “size bir uyarıcı gelmedi mi”? Çünkü, "Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz." (İsrâ:15) âyetinde ifade edildiği gibi Allah Teâlâ bir Resul göndermedikçe azap etmez. Azabı gerektiren her şeyden önce naklî ve aklî bir delil, bir uyarma söz konusudur. Bu da gösteriyor ki Rabbi inkâr, O'nun zâtını inkârdan ibaret değil, Rab olarak tecelli etmesini, herhangi bir peygamberini, indirmiş olduğu âyet ve delillerini ve onlar vasıtasıyla tebliğ ettiği haber ve uyarılarını yalanlamak ve inkâr ile nankörlük de küfürdür. Çünkü Peygamber inkâr etmenin kaynağı, "Allah hiçbir şey indirmedi." diye mutlak bir yalancılıktan ibaret olan bir inkâra bağlıdır ki bu da, doğrudan doğruya Allah'a karşı bir inkâr demektir. Allah’ın melekleri cehennemliklere soracaklar: “Size uyarıcılar gelmedi mi?” Onlar diyecekler ki: