Mu'min (Ğafir) Suresine Dön

Mu'min (Ğafir)غافر

1. Ayet

1Mu'min (Ğafir) Suresi

حٰمٓۜ

Hâ, Mîm.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

1.“Hâ, mîm” Sûre, huruf-ı mukatta ile başlar. Huruf-ı mukatta, kesik kesik okunan harfler demektir. Bu harfler Kur’an’ı Kerîm’de altı sûrenin başında gelen ve o sûrelere ait birer âyettirler. Hâ-Mîm’lerin ilk sûresi olan Mü’min sûresinin başındaki bu âyetler Kur’an’ın müteşabih âyetlerindendir. Biliyoruz ki Kur’an’ı Kerîm’de muhkem ve müteşâbih âyetler vardır. Muhkem âyetler en genel tarifiyle okuyucu tarafından ilk okunuşta mânâsı anlaşılabilen, bizim beş duyumuza hitap eden ve bizden imanla birlikte amel isteyen âyetlerdir. Meselâ namazı kılın, zekâtı verin âyetleri muhkem âyetlerdir ve bizden hem iman, hem de amel isteyen âyetlerdir. Yâni biz hem namazın farz olduğuna inanacağız, hem de namazı bizzat kılacağız. Kur’an’ı Kerîm’deki müteşabih âyetler ise ilk okuyuşta mânâsı anlaşılamayan, duyularımızla kavrama imkânımızın olmadığı, ancak muhkemlerle anlayıp çerçevesini çizebileceğimiz âyetlerdir ki, bunlar bizden amel istemez, sadece iman ister. Sırat, haşr, neşr, cennet, ce-hennem, ruh, melek, cin, şeytan, vahiy, arş, kürsî, semâvât, yedullah gibi konuları anlatan âyetlerdir. (Elif, lâm mîm), (Yâsîn), (Tâhâ) gibi âyetler müteşabih âyetlerdir. Bunların ne olduklarını, ne anlama geldiklerini biz bilemeyiz, hiç kimse de bilemez, sadece bunların Allah’tan gelme birer âyet olduklarına öylece inanırız. Peki madem ki bu âyetlerin mânâları bilinmeyecekti de niye gelmiş Kur’an’da? Hani Kur’an Mübîndi, hani Kur’an herkesin anlayabileceği bir açıklıkta ve netlikte idi, demenin de anlamı yoktur. Çünkü biz kimi âyetlerin künhünü, aslını bilir, kimilerinin de sadece rolünü ve fonksiyonunu biliriz. Meselâ arabada akü diye bir aygıt vardır. Bunun ne olduğunu, neden yapıldığını, aslını, künhünü herkes bilmez, bile-mez, bilmesi de gerekmez zaten. Biz nesini biliriz bunun? Rolünü biliriz sadece. Biliriz ki akü, arabada elektrik donanımını sağlayan bir aygıttır. İşte aynen bunun gibi biz bu tür âyetlerin aslını, künhünü bilemesek de, bunların rolünü ve fonksiyonlarını biliriz. Meselâ cennetin ne olduğunu, nasıl olduğunu, enini, boyunu, genişliğini, şeklini, tipini bilemeyiz. Peki neye yarar bu? Yâni rolü nedir bu âyetlerin? Tanıtıldığı kadarıyla iman eder, anlatıldığı şekliyle iman eder ve bizim hedefimiz olduğunu biliriz. Bizi kötülüklerden koruyup iyiliklere teşvik ettiğini biliriz. Yâni cenneti anlatan âyetlerin rolü bize hedef göstermektir. Bakın eğer benim istediğim şekilde yaşarsanız, size bunu vereceğim diye Rabbimiz bize hedef gösteriyor. Meselâ cennette ırmaklardan bahseder âyetler. Süt ırmakları, bal ırmakları, şarap ırmakları… Bunların niceliğini bilmeyiz. İşte Kur’an’ı Kerîm’de sûre başlarında gördüğümüz bu âyetler de müteşabih âyetlerdir. Bunların da Allah’tan geldiğine inanır ve biliriz ki bunlar âyettir. Peki bu tür âyetlerin rolü nedir acaba? Yâni acaba bu âyetler bize nasıl bir hedef gösteriyor? Rasulullah Efendimizden bize intikal etmiş bu konuda herhangi bir açıklama göremiyoruz. Kur’an’ın başka herhangi bir yerinde de bu konuda açıklayıcı bir bilgi bilmiyoruz. Selef bu konuda şunları söylemiştir: 1. Sûrelerin başında gelen bu âyetler Kur’an’a dikkat çekmedir. Rabbimiz o güne kadar insanların, Kur’an’ın muhataplarının alışık olmadıkları bir ifadeyle söze başlayarak onların dikkatlerini kitap üzerine çekmek istemiştir, deniyor. Allah sanki bu âyetleriyle: “Kullarım! Dinleyin şu anda Allah konuşuyor! Bunu kendi sözlerinize benzetmeyin! Şu anda içinizden birisi konuşmuyor! Şu anda Peygamber de konuşuyor! Bu benim sözümdür! Şu anda Rabbiniz konuşuyor! Gelin bunu benim sözüm olarak dinleyin!” buyurarak kitabına ve kitabının önemine dikkat çekiyor. Sanki daha sözlerinin başında Rabbimiz, “Gelin ey insanlar, ey kullarım şu anda Allah konuşuyor! Bu söz insan sözüne benzemez! Âlim, fazıl, filozof, psikolog, sosyolog, amir, müdür, baba-ana sözü gibi dinlemeyin bunu! Sakın ha benim sözümü içinizden birinin sözüne benzetmeyin! İçinizden birinin sözünü dinleyip de çöpe attığınız ya da kulak ardı yaptığınız gibi benim sözümü de öylesine dinlemeye kalkışmayın! Şu anda ben konuşuyorum! Bu söz Allah sözüdür! Ben konuşuyor olarak dinleyin ve gereğini yerine getirin!” diyor. İşte insanlar bu söze daha bir ciddi kulak versinler, daha bir ciddi dinlesinler diye böyle bir dikkat çekmedir denmiştir. 2. Sûre başlarında gelen bu tür âyetlerden sonra Kur’an’ı Kerîmde genellikle Kur’an’a dikkat çekilmektedir. Meselâ bakın A’râf sûresinin başında: Yine Tâhâ sûresinin başında: Yine meselâ Yâsîn sûresinin başında: Yunus sûresinde de: Veya burada olduğu gibi: Bu âyetlerden sonra Rabbimiz hep Kur’an’a dikkat çekiyor. Bu âyetlerden sonra kitabın gündeme geldiğini görmekteyiz. Öyleyse sûre başlarındaki bu âyetlerle Rabbimiz Kur’an’la alakalı tüm insanlığa meydan okuyor, demektir. Buyuruyor ki Rabbimiz: “Elif, Lâm, Mîm; Elif, Lâm, Râ; Yâ-Sîn, Hâ-Mîm. Ey insanlar! İşte elinizdeki Kur’an bu harflerden meydana gelmiştir. Sizler bu harfleri tanıyor, okuyor, yazıyorsunuz. Bu harfleri okuyan yazan sizler, bu harfleri tanıyan sizler, haydi gücünüz yetiyorsa bu kitabın bir benzerini meydana getirin! Kur’an gibi bir kitap ortaya koyun bakalım!” diye tüm insanlığa bununla Rabbimiz meydan okuyor denilmiştir. 3. Yine bu harflerle Kur’an’ın Allah’tan geldiği beyan ediliyor denilmiştir. Yâni bu kitap herhangi bir insan sözü değil, insan kaynaklı bir kitap değil, Allah kaynaklı bir kitaptır mesajını ulaştırma adına Rabbimiz sûrelerin başında böyle bir hitabı uygun bulmuştur, deniyor. Ama en güzeli, mânâsını bilmesek de bunlar aynen öteki âyetler gibi Allah’tan gelmiş birer âyettir ve biz öylece iman ediyoruz. Öyleyse Elif, Lâm, Mîm. Dinleyin ey Allah’ın kulları! Şu anda Allah konuşuyor! Bu söz Allah sözüdür! Rabbiniz konuşuyor olarak dinleyin ve gereğini yerine getirin, diyoruz.