4. “Allah’ın âyetleri konusunda mücâdele edenler ancak kâfirlerdir. Onların şehirlerde dönüp dolaşmaları sakın seni aldatmasın.” Allah’ın âyetleriyle mücâdele edenler ancak kâfirlerdir. Öyle değil mi? Allah kendisini bu kadar net anlatırken, Allah’ın, kullarıyla ilişkisi bu kadar net ve açıkken, Allah bu sıfatların sahibiyken, gökler ve yerler, göktekiler ve yerdekiler hepsi O’nun iken, göklerde ve yerlerde O’ndan başka İlâh, O’ndan başka egemen varlık yokken, yegâne hâkimiyet sahibi güç kuvvet sahibi O iken, her şey ve herkes O’na muhtaçken, varlığın sebebi, bilginin kaynağı O iken, var olmak için her şey O’na muhtaç, bilgilenmek için tüm varlıklar O’na muhtaç iken, ne gariptir ki insanlar O’nunla, O’nun âyetleriyle savaşa kalkışıyorlar. Öyleyse ne bedbahttır bu kâfirler! Bunlardan daha zâlim, bunlardan daha azgın, bunlardan daha nankör birini düşünmek mümkün değildir yeryüzünde. Allah’ın kendilerine sunduğu sayısız nimetlerden istifade ettikleri halde, yine de nankörlük ederek Allah’ın âyetleri konusunda mücâdele ederler. Âyet-i kerîmede anlatılan mücâdeleden kasıt, Allah’ın âyetlerine rağmen, kendi hayatlarını sürdürme konusunda ısrar etmeleridir. Çünkü bunlar küfretmektedirler. Küfür, örtmek, örtbas etmek, kamufle etmek, gündeme almamak, gündemden saklamak anlamlarına gelir. İşte bunlar Allah’ın âyetlerini örtmüşler, işaret levhâlârının üzerini örtmüşler ve böylece farklı istikâmetlere gitmeye çalışan zavallılar durumuna düşmüşlerdir. Allah’ın, kullarının hayat yolları üzerine yerleştirdiği işaret levhâlârını örttükleri, âyetleri gizleyip kamufle ettikleri için, ısrarla kendi hayatlarını, kendi anlayışlarını savunuyorlar. O âyetleri kendilerine sunan Allah elçilerine karşı kendi hayat felsefelerini gündeme getiriyor ve onu savunuyorlar. Âyetleri görmezden, duymazdan geliyor, yok etmek, örtmek istiyorlar. İşaret levhâlârını örttükleri için de, ne yaptıklarını, nereye gittiklerini kestiremeyecek bir duruma düş-müşlerdir. Gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez, kalpleri vardır anlamaz kimseler olarak hayvanlar durumuna düşmüşlerdir bunlar. Bu tür insanlar konusunda Rabbimiz peygamberine ve peygamber yolunun yolcusu olan biz mü'minlere buyurur ki: “Ey peygamberim ve ey müslümanlar! Allah’ın âyetleriyle savaşan, Allah’ın âyetlerini örtüp, âyetlerin defterini dürüp kendilerince bir hayat yaşamaya çalışan bu kâfirlerin, bu insanların dünyada sahip oldukları güç ve kuvvetleri, imkân ve saltanatları seni aldatmasın, sizi aldatmasın. Onların beldelerde, şehirlerde, metropollerde, ülkelerde, kıtalarda egemenmiş gibi görünmeleri, yeryüzünün mülk ve saltanatına sahipmiş gibi görünmeleri, saltanatlarının müslümanlardan daha büyükmüş gibi görünmesi seni üzmesin. Bu insanların yeryüzünde kibir ve gurur için-de yaşamaları, makamlarının, mevkilerinin, mallarının, mülklerinin çokluğu, iktidarlarının, saltanatlarının sarsılmayacakmış, hiç yıkılmayacakmış gibi görünmesi, dünyada refah içinde yüzmeleri seni üzmesin. Tüm mevcudat Allah’a teslim olmuş, tüm mevcudat Allah’ın âyetlerini dinlerken, Allah’la ve Allah’ın âyetleriyle savaşa tutuşan bu inkâr ehlinin maddî gücü ne olursa olsun, malları, mülkleri, mevkileri, iktidarları, saltanatları ne kadar da büyük olursa olsun, dünya metaı çok azdır ve onlar bir gün bitecek, öbür tarafa intikal etmeyecektir.” Bir gün bitecek ve asla âhirete intikal etmeyecek şeyler ne kadar da büyük olsa boştur ve küçüktür. Şimdi Allah böyle buyururken onların ellerindeki güç ve kuvvetleri karşısında, iktidar ve saltanatları karşısında kahrolan, onların ellerindekileri baygın baygın seyreden, onlara imrenen ve onlar karşısında aşağılık duygusu içine düşen günümüz müslümanlarına ne demek lazım? Evet, onların ellerindekilerinin tamamı geçicidir. Ellerindekiler yarın kendilerini kurtaramayacak ve onlar öbür tarafta cehenneme yuvarlanacaklardır. Bu yeryüzünde Allah’ın hiç değişmeyen yasasıdır. İşte size örnekler diyecek ve bakın burada Rabbimiz değişmeyen bu yasasına örnekler sunmaya başlayacak: