53,54. “Andolsun ki biz Mûsâ’ya hidâyet verdik ve İsrailoğullarına da kitabı miras kıldık. (Ki o) Temiz akıl sahipleri için bir hidâyet rehberi ve bir zikirdir.” Andolsun ki biz Mûsâ’ya hem kendisini hem de toplumunu hidâyete ulaştıracak mûcizeler verdik, kitap verdik, sahifeler verdik, şeriat verdik ve de önceki âyetlerde anlatıldığı gibi düşmanlarına karşı zafer, galibiyet verdik. İsrailoğullarına da Tevrat’ı miras bıraktık. Onlar için güzel bir âkıbet hazırladık. Firavun ve çevresindekileri denizde boğup onların yerlerine, yurtlarına, mallarına, mülklerine, saraylarına, mahsullerine varis kıldık. Ama unutmayın ki Hz. Mûsâ’ya bu hidâyeti, bu başarıyı, bu galibiyeti düşmanlarına karşı sabretmesinden ötürü, dayanıp direnmesinden ötürü verdik. Onun toplumu olan İsrail oğul-larına da bu mirası Onların peygamber yanında sabretmelerinden ötürü, peygamberin kendilerini çağırdıklarına sabırla icabette bulunmalarından ötürü lütfettik. İşte bu onlara miras bırakılan Tevrat, akıl sahipleri için bir hidâyet rehberi ve bir zikirdir, zikradır. Burada, yukarıdaki yardıma bir örnek sunuluyor. “Mûsâ’ya yol gösterdik,” diyor Rabbimiz. Hz. Mûsâ’nın delikanlılık döneminde, o adamı öldürdükten sonra Mısır’ı terk edişini bir düşünün. Ne arabası vardı, ne arabasının benzini vardı, ne yol, ne iz biliyordu, ne bir mihmandarı vardı, ne pusulası, ne de haritası. Nereye gideceğini dahi bilmiyordu. Üstelik böyle bir çöl yolculuğu hakkında herhangi bir tecrübesi yoktu. Tabiri caizse muhallebi çocuğuydu, saray çocuğuydu, sıkıntı görmemişti, deneyimi yoktu. Ama Allah ona yol gösterdi ve Medyen’e ulaştırdı. Bir de Hz. Mûsâ’nın Medyen’den Mısır’a dönüşünü düşünün. Yapayalnız, sadece âsâsıyla dünyanın en zâlim, en güçlü devlet başkanının huzurunda dikiliyordu. Burada da Allah yardım etmiştir ona. Öyleyse: