55. “Ey Muhammed! Sen sabret, Allah’ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rab-bini akşam sabah överek tesbih et.” Peygamberim sen sabret, diren, dayan, durma, dönme, devam et. Peygamberim sen yoluna devam et. İnsanların yalanlamalarına, alay edişlerine, eziyetlerine, zaferin gecikmesine, bâtılın ve bâtıl ehlinin geçici bir süre güçlüymüş gibi görünerek borusunu öttürmesine karşı sabret. İnsanların kul olmamasına, dostların azlığına, düşmanların çokluğuna karşı sabret. Zaman uzasa da, şartlar aleyhte gibi görünse de, şimdilik aleyhte gibi görünen tüm kötü şartlara karşı sabret peygamberim. Şunu kesinlikle bilesin ki, Allah’ın vaadi haktır. Allah’ın vaadi kesindir ve gerçektir. Muhakkak ki senin sözünü üstün getirecek, senin dâvânı galip getireceğiz. Biz bu konuda kesin va-adde bulunmuşuzdur. Hiç şüphen olmasın ki Allah vaadinden asla dönmez. Rabbimiz bu âyetleriyle peygamberine sabır tavsiye ediyordu. Zira Rasulullah’a yapılan iftiralar, hakaretler onu üzüyordu. Ona sihirbaz, kahin, şair diyorlardı. Kâfirlerin her türlü fiil ve sözleri onu üzüyordu. Halbuki peygamberliğinden önce herkes onu kabul ediyordu. “Muhammedü’l Emin” diyorlar, mallarını ırzlarını, namuslarını ona teslim ediyorlardı. İsmet sıfatının sahibi görüyorlardı onu. Ama şimdi peygamberliği ortaya koyunca, sanki herkes onun aleyhine geçivermişti. Bu duruma üzülen peygamberine Rabbimiz sabır tavsiye ediyor. Biz de peygamber misyonunu üstlenip hakkı ortaya koyduğumuz zaman, bizi de yalanlayacaklar. Kendi kafalarındakinin aksini ortaya koyunca, kendi hayatlarının zıddını söyleyince, hayatlarını değiştirmeye yönelik bir şeyler söyleyince insanlar bizi de reddedecekler. O zaman biz de sabredeceğiz ve kesin bileceğiz ki Allah’ın vaadi haktır. Allah, dinine sahip çıkanlara mutlaka yardım edecektir. Allah dinini mutlaka üstün getirecektir. İşte örneklerini sundu Rabbimiz. Mûsâ’ya nasıl yardım etmişse, Mûsâ’yı savunan mü'mine nasıl yardım etmişse, Allah size de yardım edecektir. Firavun’un, Firavunların karşısında olacaksınız, kardeşleriniz sizi çok ucuz bir pahaya satacaklar, kralın evine köle olarak girebileceksiniz, kralın karısı size göz koyacak, kadın ve şeytan bütün güzelliğiyle size meyledecek, iffetinizin karşılığı olarak zindana atılacaksınız, orada Yusuf gibi unutulacaksınız ama sonunda Allah size yardım edecek ve Mısır’a sultan olacaksınız. Bütün bunlara sabredeceksiniz. Veya Hz. Adem (a.s) gibi cennette olacaksınız, şeytan gelip sizi kandıracak, çok deni ve alçak bir hayata indirecek, buna karşı da sabredeceksiniz. Her şartta sabredecek, Allah’ın bizden istediği kulluğu icra etmeye çalışacağız. Bütün bunların sonunda da Allah mutlaka bize yardımını ulaştıracaktır. Sabır budur zaten. Değilse, “efendim ne yapalım bizim kaderimiz böyleymiş, yapabileceğimiz bir şey yoktur,” diyerek içinde bulunduğu şartlara uyum göstermek sabır değil zillettir Allah korusun. Sabır, her şart altında Allah’a kulluktan vazgeçmemek, kişinin tavrında değişiklik yapmamasının adıdır. Sabır, her şeye rağmen Allah’a kullukta değişiklik yapmamanın adıdır. Ötekisi zillet ve meskenettir. Peygamberim, sen sabret ve günâhının bağışlanması konusunda da istiğfarda bulun, sabah akşam Rabbini överek tesbih et. "Sabah akşam" ifadesinin anlamı, her an, her zaman demektir. Yâni her an, her zaman Rabbimizi tesbih edeceğiz. O’nu O’nda olan sıfatlarla bilecek, O’nda olmayan, O’na yakışmayan sıfatlardan tenzih ederek Rabbimizi tesbih edeceğiz. Resul-i Ekremin günâhlardan münezzeh olduğunu biliyoruz. Allah kontrolünde bir beşer olarak onun günâhlardan korunmuş olduğunu biliyoruz. Öyleyse buradaki günâhlardan Rabbine istiğfarda bulun ifadesinin anlamını şöyle açıklayabiliriz: 1. Kendi içtihadıyla verdiği bir kararın Allah’ın kararına muhalefet etmesi gibi bir tecelli söz konusu olmuşsa, bu konuda istiğfar etmesi öğütleniyor. 2. Peygamberlik öncesi hayatına istiğfar emrediliyor. 3. Peygamber de dahil hiç kimsenin tam kulluk etmesi mümkün değildir, bu nedenle, “eksiklerinin tam kabul edilmesi konusunda Rabbine istiğfar et,” deniliyor. 4. Burada peygambere emredilen istiğfar, ümmeti istiğfara dâvettir. Müslümanları istiğfara dâvet etmek için Rabbimiz peygamberine hitap buyurmaktadır.