57. “Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” İşte gökler ve yer, işte iki âyet gözünüzün önünde duruyor. Dünyamızı bir nokta farzettirecek kadar çepeçevre kuşatmış semâvât var, onu da bir yüksük farzettirecek kadar kuşatmış Kürsî var, onu da bir yüksük farzettirecek biçimde kuşatmış arş var. Dünyamızı mikrobun trilyonda biri farzettirecek kadar büyük olan bu varlıkları yaratmak mı, yoksa trilyonda bir durumunda olan dünyanın içindeki insanı yaratmak mı büyüktür? Aslında Allah’ın azameti yanında daha büyük ve daha küçük diye bir şey olmaz. Allah için daha kolay, daha zor diye bir şey söz konusu değildir. Allah için zor diye bir şey düşünülemez. O, “ol” der, her şey oluverir. Aslında bu âyet insanı düşünmeye dâvet ediyor. Şu kendini bir şey zannedip Rabbine karşı, Rabbinin âyetlerine karşı mücâdeleye girişen insanı derin derin düşünmeye sevk ediyor. Ey insan! bir düşün hele! Sen nerde, şu büyük kâinat nerede? Şu koskoca kâinatı yaratmak nerde, seni yaratmak nerde? diyerek kibirlilerin kibrini kırmayı hedefleyen bir âyet-i kerîme. Tüm bu varlıkları yaratan, gökleri ve yeri yaratan Allah, sizi ilk defa yaratan Allah, sizi ikinci defa yaratamaz mı? Bütün bunlara güç yetiren, sizi ikinci defa yaratmaya güç yetiremez mi? Ama insanlardan pek çoğu bunu anlayamaz. Yaptıklarıyla, bulduklarıyla kendi icatlarını, kendi buluşlarını büyük zannederler kendilerini putlaştırırlar ama Allah’ın yarattıklarını hiç düşünemezler.