6. “Böylece Rabbinin kâfirler üzerindeki sözü hak oldu ki, onlar ateşin sohbetçisidirler.” Allah’ın bu kâfirler üzerindeki hükmü hak oldu. Neydi Allah’ın onlar konusundaki hükmü? Onlar cehennem ashabıdır, onlar cehenneme gideceklerdir. Âyetin ifadesinden anlıyoruz ki, helâk sadece dünyadaki helâkle bitmiyor. Sadece iş dünya helâkiyle bitseydi, öbür tarafta cehenneme yuvarlanmasalardı, belki dünyadaki yemeleri içmeleri, keyif çatmaları yanlarına kâr kalacaktı. Bu dünyada yediler, içtiler, ipini koparmış deve gibi sorumsuzca gezdiler, eğlendiler. Kendilerini yoktan var eden ve yaşadıkları bu hayatı kendilerine lütfeden Rabblerini, o Rabbin hayat için koyduğu yasalarını, kitabını tanımadan, o Rabbin âyetlerini örterek örtbas ederek, o âyetleri kendilerine ulaştırmaya çalışan Allah’ın elçilerini susturmaya çalışarak, onlara hayat hakkı tanımayarak bir hayat yaşadılar. Bu hayatı yaşarken de kendilerini emniyette hissediyorlardı. Zannediyorlardı ki, ölüm onlara hiç gelmeyecekti. Güçleri, kuvvetleri, saltanatları sanki hiç bitmeyecekti. Sanki hiç hesaba çekilmeyecekler, sanki yaptıkları yanlarına kâr kalacaktı. Müslümanlara yaptıkları zulümlerin hesabı sorulmayacaktı. Sanki ölünce unutulup gidecekler, sanki sümen altı olacaklardı. Ama Allah diyor ki, “bakın, buradaki helâklerinin yanında onlar kesinlikle cehenneme de gidecekler. Cehennemin sohbetçisi olacaklardır bunlar. Bu sözüm, bu hükmüm onlar hakkında hak oldu, kesinleşti.” Allah’ın hükmü birisi için kesinleşti mi, mutlaka o yerine gelecektir. Bu konuda tartışma bitmiştir, itirazlar boştur. Bu âyetiyle Rabbimiz tüm dünya insanlığına şunu söylüyor: “Ey yeryüzünde kendilerinde güç ve kuvvet görerek, bu güç ve kuvvetlerinin kendilerine ebedîlik sağlayacağını zanneden ve bu yüzden de Allah’ın kitabına, Allah’ın peygamberine karşı ilgisiz ve hattâ düşmanca tavırlar sergileyen müstekbirler! Unutmayın ki çok kısa bir zaman sonra sizin saraylarınıza, sizin şehirlerinize baykuşlar bile misafir olmayacaktır. Sizler kahrolup şarampole yuvarlanırken, cehennemin kahrına akarken, arkanızdan sadece lânet, sadece yerin dibine batan bir toplumun acı hatıraları ve yürek hoplatan çığlıkları kalacaktır. Lânete gömülecek, bedbahtlığa çakılacak dünyada da, ukbâda da hüsrana mahkûm olacaksınız. Şimdi söyleyin bana, sizler bunu bile bile, sizden önce yerin dibine batanların donuk donuk bakışlarını göre göre, onların acı acı feryatlarını duya duya nasıl olur da hâlâ burnunuzun doğrusuna gidersiniz? Nasıl olur da Allah’ın âyetlerine karşı bu kadar ilgisiz kalabilirsiniz? Nasıl olur da cehenneme, ateşe bu kadar istekli olabilirsiniz!” "Böyleleri ateşe ne de sabırlıdırlar?" (Bakara 175) Evet, bunlar, imana, teslimiyete, iyiliğe, hayra, hakkı insanlara duyurmaya, dünya zevklerinden birini terk edip müslümanların ayağına gitmeye asla tahammül gösteremeyen bu insanlar, ateşe götürecek amellere karşı, cehenneme karşı ne kadar da tahammüllüler? Ateşe karşı ne kadar da cesur ve sabırlılar diyor Rabbimiz. Öyleyse gelin ey insanlar! Kendisinden başka İlâh olmayan, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin boyunlarındaki ipin ucu elinde olan, kullarına karşı çok merhametli olan, kulları yanlış yollarda giderken, kendisine karşı, âyetlerine karşı ilgisiz bir hayat yaşarlarken, bir anda kendisine yöneliveren kullarının dönüşlerini kabul eden, onların dağlar kadar günâhları da olsa tümünü affeden, tevbeleri kabul eden bir Rabbe yönelin ki, dünyanız da ukbânız da mâmûr olsun. Bundan sonra Rabbimiz arşın taşıyıcısı meleklerinden söz edecek. Arşın taşıyıcısı olan meleklerin görevlerini ve şu anda onların ne ile meşgul olduklarını anlatarak, bilginin kaynağı olan Rabbimiz bizi bilgilendirecek ve biz müslümanları, bu kitaptan haberdar olanları, yeryüzünün en bilgin, en âlim insanları yapacak. Çünkü biraz sonra Rabbimizin bize anlatacağı konu başka hiç kimsenin bilemeyeceği, başka hiçbir kaynaktan öğrenme imkânımızın olmadığı bir bilgidir. Bu haberin yanında şu meşgul olduğunuz, şu öğrenmeden edemeyiz diye çırpındığınız haberlerin ne önemi olabilir ki? İşte en büyük haber: