73,74. “Sonra da onlara: “Nerede ortak koştuklarınız?” denilecek. O Allah’tan başkaları (Nerede denilecek). Onlar da diyecekler ki: “Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiç bir şeye ibadet etmi-yormuşuz!” İşte Allah o kâfirleri böyle şaşırtır." Rabbimiz Bakara sûresinde de bu konuyu anlatır: “O zaman küfür öncüleri azabı görerek kendilerine tâbi olanlardan kurtulmaya çalışacaklardır.” (Bakara 166) Bu dünyada kendilerine tâbi olunanlar, hacılar, hocalar, beyler, ağalar, paşalar, liderler, kendilerine tâbi olup kendilerini takip eden kimselerden kaçacaklar. Bakacaklar ki iş pek iyi değil, hesap kitap pahalıya mal olacak, hemen onlardan kaçacaklar, teberri edecekler, biz sizden uzağız diyecekler. Ne zaman olacak bu iş? Azabı gördükleri zaman. “Ve aralarındaki bütün bağlar da kesiliverecek.” Aralarındaki bütün ipler de kopuverecek. Makam, mevki, para, pul, rüşvet, şan, şöhret, protokol gibi aralarındaki bütün bağlar kopuverecek. Halbuki bu dünyada neler yapmamışlardı ki birlerine? “Sen olmazsan biz olmayız!”, “bütün hayatımızı size borçluyuz!”, “siz bizim kurtarıcımız, her şeyimizsiniz!” demişlerdi. “Başarımı karıma borçlu-um!” diyen adam, orada karısından kaçacak; “liderime borçluyum,” demişti, orada liderinden kaçacak. Hocasına borçluydu, hocasından kaçacak, efendisine borçluydu, efendisinden kaçacak. Dün birbirlerinin salyalarını beraber içtikleri, birbirlerinin günâhlarına yardımcı oldukları gibi, bugün de günâhlarını beraber yüklenecekler, “iş kötü, en iyisi ben bundan kaçıp gizleneyim” diyecek ve insanları Allah’a kulluğa değil de başka şeylere kulluğa çağıran önder takımı insanlardan kaçacak. Uyanlarla uyulanların, sevenlerle sevilenlerin birbirlerinden kaçış manzaraları. Bu sapık liderlere aldanıp onların peşlerine takılan zavallı insanların pişmanlıkları, kin ve nefretleri açığa çıkıyor. Bu sefer de: “Ve tâbi olanlar: “Ah! Keşke bizim için dünyaya tekrar bir dönüş olsaydı da şu anda onların bizden kurtulup uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!” diyeceklerdir.” (Bakara 167) Tâbi olanlar, onların arkasından gidenler, bu dünyada birilerini bilinçsizce takip edip, şuursuzca onları taklit edip, onların götürdüğü bir hayata evet diyen zavallı insanlar da diyecekler ki: “Şu anda sizin bizden kaçtığınız gibi, ah biz de sizden kaçsak! Ah bir dünyaya dönebilseydik de, sizin bizden kaçtığınız gibi biz de sizden kaçabilseydik.” İşte müslüman bu olayı burada yaşar ve burada aklını başına alır. “Ben kime kul olacağım ve kimin yolunu takip edeceğim? Eğer yarın şu karşımdaki kimseden kaçacaksam, şimdiden kaçmalıyım,” der ve kaçar ondan. Kiminle beraber cennete doğru gidecekse, işte onun ortağı odur, onun dostu odur ve onunla beraber olmaya çalışır. Ama bilinçsizce onu taklit ederek, hevâ ve hevesine tâbi olarak değil. Hiçbir delili olmadan, birilerine tâbi olup Allah severmiş gibi onları seven kişi, yarın korkunç bir durumla karşı karşıya kaldıkları zaman birbirlerinden kaçacaklar, bu kaçışın da hiçbir faydası olmayacaktır. Evet insanlar birbirlerinden kaçacaklar ama: “İşte böylece Allah onlara amellerini bir pişmanlık olarak gösterecektir.” (Bakara 167) “Eyvah, keşke yaşamasaydım böyle bir hayatı!” diyecekler. “Niye ben böyle şuursuzca bir hayat yaşamışım. Kitap varken, ona ulaşma imkânım varken, Rasul varken, örnek varken niye ben başka başka hayat yaşamışım!” diyecek. Burada da öyle deniyor: “Doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmi-yormuşuz!” Yâni, “bu kendilerine kulluk yapmaya çalıştıklarımız bir şey değilmiş, bir hiçmiş, hiçbir değer ifade etmiyorlarmış, ama bunu şimdi anladık,” diyecekler. A’râf’ta bunların kavgaları da anlatılır. “Ya Rabbi bunlara bizim kat kat azabımızı ver! Zira bizi bunlar saptırdı,” diyecekler. Onlar da diyecekler ki, “zaten siz bize değil, kendi hevâ ve hevesinize tâbiy-diniz.” Gerçekten de bakıyoruz meselâ politik hayatta bunun aynısını görüyoruz. “Ey anam! Ey babam! Kurtar bizi baba! Kurtar bizi ana!” filan diyorlar.. Bakanlık hesapları, dekanlık hesapları, müdürlük hesapları, ekonomik hesaplar, dün birbirlerine fevkalade bağlanan adamlar, bugün birbirlerinin baş düşmanı oluyorlar. Yâni, “biz sizi takıp ettiğimiz için bu hale geldik” diyenlere, ötekiler de diyecekler ki, “zaten siz bizi takıp etmiyordunuz, siz kendi menfaatlerinizi takip ediyordunuz,” diyecekler. Allah’ın dinini bırakıp da dünyanın peşinde koşan insanlardan hangi biri menfaatlerini takip etmiyor? Herkes keyfini, menfaatini takıp ediyor bugün. Yarın ya Rabbi bunlar bizi saptırdılar demelerinin ne anlamı olacaktır ki? Halbuki ne şeytanın, ne de kâfirlerin hiçbir güç ve kuvveti yoktur. Yâni bir müslüman gerçekten Allah’a kulluğa yöneldiği zaman hiçbir güç ve kuvvet onu bundan uzaklaştıramaz. Yeter ki müslüman samimiyetle müslüman olmaya karar versin; bu durumda ona kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Bu âyet-i kerîme Allah’tan bir delil olmaksızın körü körüne başkalarını taklitten men ediyor bizi. Allah’tan başkalarını ortak tutup, onları Allah sever gibi sevmek, onları uyulacak varlıklar kabul ederek emirlerine, arzularına itaat etmek ve sadece Allah’a ait olan rubûbiyet ve ulûhiyet sıfatlarını Allah’tan alıp bunlara dağıtmak, yâni Allah’a şirk koşmak, yeryüzünde en büyük zulümdür.