Mu'minûn Suresine Dön

Mu'minûnالمؤمنون

110. Ayet

110Mu'minûn Suresi

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ

Onları alaya aldınız. Öyle ki (onlarla uğraşmanız) size beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara sürekli gülüyordunuz.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

108,111. “Allah: “Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: “Rabbimiz! İnandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin” diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size, Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükâfatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır” der.” Yıkılın orada, alçalın orada, alçaldıkça alçalın orada. Artık Benimle konuşmayın. Mâzeret beyan etmeyin. Rezil rüsva olun orada. Ezildikçe ezilin. Dünya hayatında Bana ve kitabıma karşı takındığınız o müstekbir, o kibirli tavırlarınıza karşılık küçüldükçe küçülün orada. Biz dünyada Allah’ı bitirdik, Allah’ın âyetlerinin defterini dürdük, Müslümanların işini bitirdik demelerinize karşılık, Allah’a kulluk evlerini kapattık naraları atmanıza karşılık, dünya bizimdir, yetki bizimdir demelerinize karşılık haydi artık konuşmayın huzurumda. Benimle konuşma hakkınız bitti. Sizin artık orada konuşma hakkınız yok-tur alçaklar. Suspus olun. Bitin artık orada. Size düşen o ateşe direnebilirseniz direnmektir, bunun dışında başka hiçbir çıkış yolunuz kalmamıştır artık. Size ölüm de yoktur ar-tık. Ebediyen bu azabın içindesiniz. Allah korusun bu sözleri duymaktan. Rabbim korusun bu sözlerin muhatabı olmaktan. Ölümün öldürüldüğü bir atmosferde, kurtuluşun olmadığı bir ortamda bulunmaktan Allah’a sığınırız, Rabbim bizi korusun inşallah. Bir gün değil, bir yıl de-ğil, bir asır değil, milyarlarca asır değil ölümsüzlüğün azapla tadılıp, ölümün oğul balı gibi arandığı ebedî bir azap mahalli. Bunun ne anlama geldiğini anlayabiliyor musunuz? Öyleyse en büyük derdimiz, en büyük sıkıntımız, en baş hesabımız buradan kurtulmak olsun. Tüm çabamız bu olsun. Kullarımdan bir grup vardı da onlar şöyle diyorlardı. Ey Rab-bimiz biz sana iman ettik. Bizi bağışla. Bize mağfiret et. Bizim ku-surlarımızı örtüver. Bize merhamet et. Çünkü merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin. Sen bize acı, bizi bağışla. Onlar böyle diyorlardı da siz ey cehennemlikler o kullarımı dünyada alaya alıyordunuz. Alay konusu ediyordunuz onları. Şu geri zekalılara bakın hele. İman di-yorlar, Allah diyorlar, bağış diyorlar, merhamet diyorlar. Ne bunlar? Bunlar karın doyurmayan boş şeyler diyordunuz. İşte bu alaylarınız size Benim zikrimi, Benim gündemimi, Benim kitabımı, âyetlerimi ve Benim istediğim bir hayata yönelmeyi unutturdu. Müslümanlara karşı bu düşmanlığınız, bu tepeden bakışınız size, Benimle birlikte olmayı unutturdu. Beni hatırlamayı unutturdu. Benimle, Bana kullukla şereflenmeyi size unutturdu. Bana imanı ve teslimiyeti unutturdu. Ve bundan dolayı da onlara gülüp geçiyordunuz. Eğlenceye alıyordunuz Müslüman kullarımı. Size göre onlar akılsız, anlayışsız, yalnız, fakir, mazlum insanlardı. Onlara göre sizler güçlüydünüz, saltanatınız vardı. Elinizdekilere güvenerek dünyada onlarla oyuncak gibi oynuyordunuz. Zulmediyordunuz, öldürüyordunuz onları. Onlar sizin karşınızda Müslümanca bir hayatın direnişini veriyorlardı. Rab-bimiz biz iman ettik, bizi bağışla bize merhamet buyur diye dua dua Bana yalvarıp yakarıyorlardı. Sizin karşınızda dişlerini sıkıyorlar, vaz-geçmiyorlardı Müslümanca bir hayattan. Bakın şimdi şu anda o sizin alay ettiğiniz insanlara. Ben onları sabırlarından dolayı mükâfatlandırdım. Sabırla Müslümanca bir hayata devamlarından ötürü Ben onları cennetle mükâfatlandırdım. Onların mükâfatı cennet ve işte kazananlar onlar oldu. Başarılı olanlar on-lar oldu. İşte bir değerlendirme. İşte yıllar sonra gerçekleşecek bir olayın gözlerimizin önüne serilmesi. Başka hangi kaynaktan alabiliriz bu haberi? İşte şu anda Rabbimizin ilmine, Rabbimizin haberlerine muttali ediliyoruz. Mü’minlerin en büyük şerefi işte budur. Allah yine sorar onlara: