112,113. “Allah onlara yine: “Yeryüzünde kaç yıl kaldı-nız” der. Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor” derler.” Söyleyin bakalım, orada, yeryüzünde ne kadar kaldınız? Kaç yıl kaldınız dünyada? Derler ki bir gün, ya da bir günün bir parçası kadar kaldık orada. İsterseniz işte sayanlara sor derler. Evet işte dünyada kaldıkları süre bir gün, yahut ondan biraz daha az bir süre. Ashab-ı Kehf de aynı şeyi söylüyordu değil mi? Yıllarca saltanat sü-renlerin bu dünyadaki saltanatları işte bu kadar sürüyor. Yâni bir gün gelip bitecek ve asla bir daha geri gelmeyecek günler bin yıl olsa, milyon yıl olsa ne yazar da? Uzun bile olsa kısa görüyorlar bugünleri. Evet bakın işte dünya sadece bir günmüş. Sadece bir gün. Peki Firavun hanedanı binlerce sene saltanat sürmedi mi? Âd Semûd şu kadar yaşamadı mı? Nuh toplumu şu kadar payidar olmadı mı? Saltanatlar, sultanlar, devletler, egemenler ne kadar da mağrur değiller miydi dünyada? Ne kadar da müstekbir, astıkları astık, kestikleri kestik değiller miydi? Demek dünya bir gün kadarmış öyle mi? Peki o bir günlük bir dünya için zâlim olmak ne anlama geliyor? Ya da o bir günlük dünya hayatı için zâlimlere imrenmenin ne anlamı kalıyor? Bizim şu andaki çırpınışlarımızın ne anlamı kalıyor? İşte dünya bu. Yolculuğa çıkmış bir adamın yolunun üzerindeki bir ağacın gölgesinde kısa bir süre dinlenip de sonra yoluna revan olması gibi bir şeydir dünya. Hepsi bu kadar. İşte âhiretin yanında dünya bu kadardır. Şimdi söyleyin bana. Şu anda bizler bir günlük dünya hayatı için mi çırpınıyoruz? Bir günlüğüne mi evler yapıyoruz? Bir günlük için mi bu kadar saraylar peşindeyiz? Bir günlük rızık için mi bu uğraşları veriyoruz? Yâni bir günün rızkını bulamadık ta onun için mi bu kadar gece-gündüz koşturuyoruz? Bu bir günlük dünya için mi zâlimlere boyun eğiyoruz? Bir günlük dünya için mi zâlim oluyoruz? Bu nasıl bir iş? Bu nasıl bir anlayış? Bu nasıl bir hayat? Bu ka-darcık bir dünya için âhiret feda edilir mi? Feda edelim mi? Hiç mi aklımız yok?