3. “Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.” Yine o mü’minler lağviyyattan, boş işlerden, boş sözlerden, boş bir hayattan yüz çevirirler, uzak dururlar. Lüzumsuz şeyleri terk ederler onlar. Evet tüm hayatlarında, tüm konuşmalarında, tüm bakışlarında, tüm düşüncelerinde, tüm davranışlarında, tüm hareketlerinde boş şeyleri terk ederler. Meselâ bir adım atacaklar, bir söz söyleyecekler, bir bakış yapacaklar, bir karar verecekler, bir eylem gerçekleştirecekler, ama bu lüzumsuzsa hemen onu terk ederler. Fakat burada önemli bir şey var. O da kişi için lüzumlu ve lüzumsuzu, boş ve doluyu Allah ve Resûlü söyleyecektir. Öyleyse kişi önce Allah ve Resûlünün dediklerini tanımalı ki lüzumluyu ve lüzumsuzu ayırabilsin. Demek ki bu iş Kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Demek ki iyi bir Müslüman olmanın yolu kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Kitap ve sünnet bilinmeden lüzumlu ve lüzumsuz, boş ve dolu bilinemeyeceğine göre iyi bir Müslüman da olunamayacak demektir. Evet bizi ilgilendirmeyen, amelin konusu olmayan ve yarın mîzanımıza konmayacak cinsten olan konsa bile cennete götürücü olmayan sözlerin, amellerin tümünden yüz çevirmek zorundayız. Müslüman gerek söz ve gerek amel olarak boş şeylerin peşine takılmayan kimsedir. Çünkü kavil ve fiillerden ibaret olan amellere İslâm’ın damgalarını biliyoruz. Sâlih amel, gayr-i sâlih amel. Sâlih bir imandan kaynaklanan amellere sâlih amel, sâlih ve sahih bir imandan kaynaklanmayan ya da küfürden kaynaklanan amellere de gayr-i sâ-lih ameller denir. Veya yine Kur’an’ın ifadesiyle ahsen amel, gayr-i ahsen amel tarifini görüyoruz. Veya değişik bir ifadeyle İslâm amellere üç damga vurur. Sahibini cennete götürücü olan ameller, sahibini cehenneme götürücü olan ameller, bir de sahibini cennete de cehenneme de götürücü olmayan ameller. Cehenneme götürücü olanlarını reddedeceğiz, cennete götürücü olanlarına sarılacak ve ne cennete ne de cehenneme götürücü olmayanlarından da sakınacak uzak duracağız. Bakın Resûlullah Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: “Ebu Hureyre (r.a) Rasûlullah efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Kişinin iyi bir müslüman olduğunun alâmetlerinden birisi de onun kendisini ilgilendirmeyen şeyleri tek etmesidir.” (Tirmizî, K. Zühd: 4/558) Evet kişinin mâlâyaniyi, yani kendisine gerekli olmayan şeyleri terk etmesi iyi bir müslüman olduğunun alâmetidir, delilidir, ispatıdır. Kişi iyi bir müslüman olmak isterse lüzumsuz şeyleri tek edecek. Eyvah! Bu bizim hayatımızın tümünü kapsıyor. Tüm hayatımızı içine a-lan bir konudur bu. Tüm konuşmalarımızı, tüm bakışlarımızı, tüm dü-şüncelerimizi, tüm davranışlarımızı, tüm hareketlerimizi içine alan bir konu. İnsan bir adım atacak bir söz söyleyecek, bir bakış yapacak, bir karar verecek, bir eylem gerçekleştirecek ama bu lüzumsuzsa, kendisi için gereksizse hemen onu tek edecek. Fakat burada önemli bir şey var. O da kişi için lüzumlu ve lüzumsuzu Allah ve Resûlü söyleyecektir. Öyleyse kişi önce Allah ve Resûlünün dediklerini tanımalı ki lüzumluyu ve lüzumsuzu ayırabilsin ve lüzumsuzu hemen tek edebilsin. Demek ki bu iş kitap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Demek ki iyi bir müslüman olmanın yolu ki-tap ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Kitap ve Sünnet bilinmeden lüzumlu ve lüzumsuz bilinemeyeceğine göre iyi bir müslüman da olunamayacak demektir. Müslümanlık güzelleşmeyecek demektir. Esasen kişinin Rasûlullah efendimizin hayatın tümünü içine alacak biçimde anlattığı bu hadisi tam olarak anlaması demek dinin özünü kavraması demektir. Dinin fıkhını teşkil eden bu hadisin anlaşılması kişinin dinde fakih olmasını ve Allah’ın istediği biçimde gerçek bir kul olmasını gerçekleştirmesi demektir. Nitekim Allah’ın Resûlü başka bir hadislerinde: “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen konular üzerinde lüzumsuz bir şekilde konuşmaması onun fakihliğindendir” buyurmaktadır. Bu hadisten de anlıyoruz ki müslümanlığın güzelleşmesi için tek edilmesi gereken lüzumsuzluklardan birisi boş sözlerdir. Dinimizi ilgilendirmeyen, kulluğumuzu ilgilendirmeyen ve amelin konusu olmayan, amele dönüştürülmesi müm-kün olmayan tüm sözler boş sözlerdir ve müslümanın tek etmesi gerekmektedir. Çünkü Rabbimiz Saf sûresinde amelin konusu olmayan şeylerin konuşulmasını men etmektedir. "Ey mü'minler yapmadığınız şeyin niye sözcülüğünü yapıp duruyorsunuz?" (Saf: 2) Yani konuştuğunuz şey konusunda niye kendinizi unutuyorsunuz? Bir şeyin sözcülüğünü yapıyorsanız, onu eyleme geçirin! Ya da birilerinin yapmasını emrediyorsanız siz kendiniz de bizzat onu yapın! Anlamına gelir. İnsanlara bir şeyler söyler de kendinizi unutur musunuz? Veya kendinizin yapmadığı, yapmayacağı şeyleri niye söylüyorsunuz? Demek ki âyetin iki boyutundan söz ettik. 1: Yapmanın konusu olmayan şeyleri niye konuşuyorsunuz? demektir bunun manası. Yani amelin konusu olmayan şeyleri, yarın amele dökülemeyecek konuları, sizi ilgilendirmeyecek konuları, sizi amele sevk etmeyecek konuları niye konuşup duruyorsunuz? Meselâ ne gibi? A.B.D yi konuşuyoruz, Çini, Maçin’i, Mançurya’yı konuşuyoruz. İnkaların Amerikan kültürüne etkilerini konuşuyoruz. Sumatra dosyasını konuşuyoruz, Filadelfia’nın kahvelerini konuşuyoruz veya devlet kurmadan devlet yıkmadan konuşuyoruz. Kendi çocuklarımızın eğitim derdini unutup başkalarının çocuklarının eğitim problemini konuşuyoruz. Veya adam henüz evlenmemişken boşanma konularını tartışıyor. Veya oturmuş kadınlar kendilerine farz olmadığı halde ko-calarının Cuma problemlerini halletmeye çalışıyorlar. Veya her gün yatağa girerken okunacak duaları bırakıp Hac ortamında değilken oturduğumuz yerlerde ihramlıyken okunacak duaları, ihramlıya yasak olan konuları konuşuyoruz. Veya işte oturduğumuz her bir mecliste attan, avrattan, fiyattan, murattan, saptan, samandan, marktan, dolardan söz ediyoruz. E niye konuşuyoruz bütün bunları? Yani bizden amel istemiyor ki bütün bu konular! Lüks şeyler bunlar! Yarın amele dökülemeyecek fantezik konuları niye konuşuyorsunuz? diyor Allah. 2: Bir ikinci manası da: Yani sizler hep söz müslümanı mı olacaksınız? Hep söz planında mı müslüman olacaksınız? Amel planında müslüman olmayacak mısınız? Hep sözlümü olacaksınız? Hep böyle sözlümü kalacaksınız? Nişanlanıp evlenmeyi hiç düşünmüyor musunuz? Namazını kılmayacağınız yere niye abdest alıyorsunuz? Abdest bir daha abdest bir daha abdest! Yeter ya bir de namaz kılmayı öğrensenize! Halbuki konuşma yerine iş yapmayı sever Allah. Evet bizi ilgilendirmeyen, amelin konusu olmayan ve yarın mi-zana konmayacak cinsten olan konsa bile cennete götürücü olmayan sözlerin tümünden yüz çevirmek zorundayız. Kur’an-ı kerimde bizi bundan men eden pek çok âyet vardır: Kaf sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Sağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zapt ederler.” (Kaf: 18) “Onlar yalan yere şehâdet etmezler; faydasız bir şeye rastladıkları zaman yüz çevirip vakarla geçerler.” (Furkân: 72) “Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. "Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun cahillerle ilgilenmeyiz" derler.” (Kasas: 55) Allah’ın Resûlü Buhâri ve Müslim’in Ebu Musa (R.A) dan birlikte rivâyet ettikleri bir hadislerinde: “Gerçek müslüman müslü-manların elinden ve dilinden sâlim kaldıkları kimsedir” buyurmaktadır. Demek ki bizim elimizden ve dilimizden sadır olan şeyler insanları darusselâm’a, selamet yurdu olan cennete kazandırıcı olacaktır. İnsanları cennete götürücü iş yapacağız, söz söyleyeceğiz. Ama sadece dilimizin başkalarını sâlim kılmasını düşünmeyeceğiz. Bunu becermekle beraber, yani elimizden ve dilimizden sadır olanlarla insanların darusselâm saâdetlerini temim etmeye, insanları selamet yurduna kazandırmaya çalışmakla beraber aynı zamanda dilimizin kendimizi de sâlim kılmasını isteyeceğiz. Yani dilimizden çı-kanların kendimizi de cennete götürücü olmasına dikkat edeceğiz. Çünkü Bakın Allah’ın Resûlü Müslim’in rivâyet ettiği bir hadislerinde: “İnsan manasını hiç düşünmeyerek (Hiç ehemmiyet vermeyerek, önemsemeyerek) bir söz söyleyiverir de o yüz-den Cehennemin şark ile garp arasındaki bir mesafesinden daha uzak bir yerine yuvarlanıverir” (Buhâri: K. İman 1/10) Yine Tirmizî’nin Süneninde Kitabuz Zühd bölümünde Ebu Ab-durrahman Bilal Bin Haris El Müzeni (R.A) den rivâyet edildiğine göre Allah’ın Resûlü şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki insan sonucunun nereye varacağını düşünmeden bazen Allah’ın rızasına uygun bir söz söyler. Allah o söz sebebiyle kişiye kendisiyle karşılaşacağı güne kadar hoşnutluğunu yazıverir. Bazen da yine sonucunu iyice hesaplamadan Allah’ın gazabına sebep olacak bir söz söyler de Allah o sözü sebebiyle o kişi kendisiyle karşılaşacağı güne kadar gazabını yazıverir” Buyurur. (Tirmizî, İ. Arabi Şerhi: K. Zühd 9/197) Evet manasını ve nereye varacağını hiç düşünmeden her hal-de bundan Allah gücenmez diyerek söyleyeceğimiz bir tek söz bizi cehennemin en uzak bir mesafesine atıverecektir. Çünkü bilelim ki Rabbimizin rızası bizim planımıza bağlı değildir. O neleri söylememizi nasıl söylememizi nasıl yapmamızı istemişse rızası oradadır. Dinde kendi mantığını temel kabul edip Allah’ın da ondan razı olacağına inanan kişi Allah’a akıl verme küstahlığına düşen kişidir. Öyleyse kendimiz de kendi dilimizden kendi konuştuklarımızdan sâlim olmalıyız. Allah’ın Resûlü başka bir hadislerinde bu hususu anlatırken yine bakın şöyle buyurur: “Kim ki dilini ve tenasül uzvunu şerlerden korumayı bana garanti ederse ben de ona cenneti garanti ederim.” (Riyazus -Sâlihîn: 1548 nolu hadis) Öyleyse iki yoldan, iki kanaldan cennete yahut cehenneme gidişle karşı karşıyayız. İki çenenin arası ve iki bacağın arası. Bunlardan iki çenenin arası özellikle pek çok hadislerde anlatılmaktadır ki buna çok dikkat etmek zorundayız. Yine İmam Nevevî’nin kitabına al-dığı hadislerinden birinde Allah’ın Resûlü şöyle buyuracak: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kişi ya hayır söylesin yahut da sussun” Allah’ın Resûlünün bu hadisi elbette susmayı değil konuşmayı amirdir. Ama konuşacağımız hayır olduğu sürece konuşmak, konuşacağımız kitap ve sünnete uygun olduğu sürece konuşmak, konu-şacağımız hem kendimizi hem de başkalarını cehennemden sâlim kılıcı ve daruseselâm’a yani cennete götürücü olduğu sürece konuşmak değilse hayrın bittiği yerde de susmak zorundayız. Evet müslüman gerek söz ve gerek amel olarak boş şeylerin peşine takılmayan kimsedir. Çünkü kavil fiillerden ibaret olan amellere İslâm’ın damgalarını biliyoruz. Salih amel gayri salih amel. Salih bir imandan kaynaklanan amellere salih amel, salih ve sahih bir imandan kaynaklanmayan ya da küfürden kaynaklanan amellere de gayri salih ameller denir. Veya yine Kur’an’ın ifadesiyle ahsen amel, gayri ahsen amel tarifini görüyoruz. Veya değişik bir ifadeyle İslâm amellere üç damga vurur. Sahibini cennete götürücü olan ameller, sahibini cehenneme götürücü olan ameller bir de sahibini cennete de cehenneme de götürücü olmayan ameller. Cehenneme götürücü olanlarını reddedeceğiz, cennete götürücü olanlarına sarılacak ve ne cennete ne de cehenneme götürücü olmayanlarından da sakınacak uzak duracağız. Evet İslâm’ın lüzumsuz dediği, boş dediği amelleri tek eden mü’minler ihsan derecesine ulaşan kimselerdir. İhsan Allah’ı görüyor muşçasına O’na kulluk yapmaktır. İhsan her an Allah huzurunda olduğu şuuru içinde davranmaktır. Hani arabasıyla seyir halinde olan birisine arkanda trafikler var dendiği zaman davranışları bir anda farklılaşır değil mi? Veya dükkanında ticaretle meşgul olan birisine maliyeciler burada denildiği zaman adam biraz daha dikkatli davranır değil mi? İşte şu anda Allah huzurundasın anlayışına ulaştığı zaman, her an ve her makamda Allah’ın kendilerini gördüğü şuurunu kazanan kişi de yaptıklarını konuştuklarını Allah’a lâyık yapmaya çalışacak ve Allah’ın hoşnut olmayacağı boş şeylerden yüz çevirmesini becere-bilecektir. Allah’ı tanıyan, tanıdığı Allah’ı yanında bilen, yanında bildiği Allah’ın o anda kendisinden nasıl bir kulluk istediğini, nasıl bir tavır sergilemesini istediğini, neleri konuşup neleri konuşmamasını, neleri yapıp neleri terk etmesini istediğini bilen bir müslüman ihsan makamındadır ve her an kendisini kontrol etmesini bilebilecek demektir. Ama Allah’ı tanımayan, esmasıyla sıfatlarıyla Allah’ı tanımayan, Allah’ın kendisinden neler istediğini bilmeyen, Allah’ın nelerden razı ol-duğunu, nelere gazaplandığını bilmeyen, Allah’ın istediklerini yapma-dığı zaman sonunda başına nelerin geleceğini bilmeyen, yani cenneti ve cehennemi tanımayan bir adam kendisini kontrol etmesini de boş şeylerden uzaklaşmasını da bilemez beceremez. Allah’ın Resûlünün başka bir hadisinden öğreniyoruz ki akıllı insan nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için hazırlık yapan kimsedir. Ne dünyasını ne de âhiretini ilgilendirmeyen konularla uğraşan, boş şeylerin peşine takılarak zamanını ve imkânlarını boşa harcayan insan akıllı insan değildir. Çünkü zaman çok kısa, yolculuk çok uzun ve ilerde başımıza gelecek şeyler pek çetindir. Onun için akıllı bir müslümanın lüzumsuz şeylerle geçirecek vakti yoktur. Cinler, şeytanlar ve iki ayaklı insan şeytanları insanları Allah’a kulluktan, Allah’ın istediklerini yapmaktan alıkoyup boş ve lüzumsuz şeylerin peşine takılmamızı isterler. Kur’an’ın pek çok yerinde görüyoruz ki şeytan insanları Allah adına yeminler ederek, aldatarak onları salih amellerden uzaklaştırmaya çalışır. Yığınlarla boş ve lüzumsuz amelleri insanların gözünde süsleyerek Allah’ın rızasının onlarda ol-duğu vehmettirerek bu tür boş şeylerin peşine çeker insanı. Eğer bu-nu beceremezse, insanı salih amellerden boş işlere yönlendiremezse o zaman insanın yaptığı amellere şirk, riya ve kibir gibi pislikler bulaştırmaya çalışır. Böylece insanın amellerini boşa çıkarmak ister. İnsanların gözünde haramları bile güzel göstererek onların işini bitirmek is-ter. Meselâ şu anda mayın tarlasında geziyormuş gibi haramların içi-ne dalanlar, Allah’ın kulları için yaratıp takdim buyurduğu helâl alanlar dururken şüpheli şeylerin etrafında dolaşanlar veya nâfilelerin peşinde koşarken farzları tek edenler şeytanın ağına yakalanmış insan-lardır. Müslümanların gündemlerini lüzumsuz ve şahsi konularla dol-durmaya çalışanlar, yersiz ve zamansız tartışmalarla müslümanların enerjilerini boş yere harcamayı hedefleyenler, Allah’ın kitabı dururken başkalarını kitaplarını, Allah’ın elçisinin sünneti dururken başkalarının sünnetlerini ve örnekliliklerini gündeme getirenler, Allah’ın âyetleri, Allah’ın hükümleri yerlerde sürünürken çok basit ve fer’i meseleleri gündeme getirerek asli görevlerini unutanlar, Allah kullarına onların Rabbi ve elçilerinin bile yüklemediği görevler yükleyerek müslüman-ların ezilmelerini sağlayanlar şeytanların oyuncağı olmuş kimselerdir. Bana göre bu böyle olmalı, bana göre bu şöyle olmamalı diyerek Allah’ın kitabını ve peygamberinin sünnetini bile diskalifiye edercesine kendi indi görüşlerini öne sürerek mü’minlerin saf ve temiz itikatlarını idlal edenler ve böylece ümmetin enerjilerini boş yere harcayanlar şeytana kölelik eden onun işini kolaylaştıran kimselerdir. Bakın bir gün Hz. Muaz Bin Cebel (R.A) Hz. Allah’ın Resûlüne sorar: Ey Allah’ın Resûlü bu konuşmalarımızın tümünden sorulacak mıyız? Onun bu sorusuna karşı Allah’ın Resûlü buyurur ki: “Ey anası kaybedesice! İnsanlar cehennemdeki çukurlarına an-cak dilleriyle kazandıkları yüzünden atılmayacaklar mı?” Tirmizî’nin Ümmü Habibe annemizden rivâyet ettiği bir hadislerinde de yine Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: İnsanın tüm ağzından çıkanlar kendi aleyhinedir. Ancak emr-i bil’ma’ruf ve nehy-i anil’münker yapması ile Allah’ı zikretmesi müstesnadır” buyurur. Ebu Hureyre efendimizden rivâyet edilen bir hadiste Allah’ın Resûlü bir gün ashabı ile birlikte otururken Rasûlullah efendimiz: Biraz sonra cennet ehlinden bir adam gelecek” buyurdu. Ve az sonrada Abdullah İbni Selam çıkageldi. Az evvelki müjdeyi duyan sahâbe-i kiram ona en güvendiği amelini sormaya başladılar. O da: Banim amellerim zayıftır. Ama kendisiyle umutlandığım en güvenilir amelim şudur dedi. Kalbimi mü’minlere karşı selamette tutmam ve beni ilgilendirmeyen konuları kesinlikle terk etmemdir dedi. Hasan Basrî Hz. der ki: “Allah’ın bir kuldan uzaklaşmasının alâmeti o kulun kendisini ilgilendirmeyen boş ve gereksiz şeylerle meşgul olmasıdır” Müslim Ebu Hureyre (R.A) den şu hadisi rivâyet eder: “Sizden birinizin İslâm’ı güzel olursa işlediğiniz her hasene için on mislinden yedi yüz misline kadar ecir yazılır. İşlediğiniz her kötülük için de Allah’a kavuşuncaya kadar bir misli yazılır” Ahmed Bin Hanbel’in Müsnedinde Hz. Enes (R.A) den Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: “Kişinin kalbi istikâmet üzere olmadıkça imanı istikâmet üzere olmadığı gibi dili istikâmet üzere olmadıkça da kalbi istikâmet üzere olmaz.” buyurulur. Müddessir sûresinde boş şeylere dalanların akıbetini anlatırken Rabbimiz şöyle buyurur: " Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir? diye sorarlar. Onlar derler ki: Namaz kılanlardan değildik.. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Batıla dalanlarla biz de dalardık.. Ceza gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi. " (Müddessir 42,47) Cennette Rablerinin devlet ve nimetlerine kavuşmuş olan mü’minler kendi aralarında cehennemlikleri, mücrimleri sorup soruştururlar. Onlar bu konunun sözünü açınca cehennem ve cehennemlikler de gözlerinin önüne kadar getirilmiştir. Mü’minler orada dünyada tanıdıkları bildikleri simaları görürler. Dünyada mü’min zannettikleri müslüman bildikleri kimi insanları orada ateşin içinde görünce şaşkınlıklarını dile getirerek şöyle diyorlar: Ne oluyor? Hayrola? Ne işiniz var sizin orada? Yoksa bir yanlışlık filan mı oldu? Siz mü’minler değil miy-diniz dünyada? Hangi rüzgar attı sizi bu ateşin içine? Sizi bu cehenneme sürükleyen bu ateşe iten sebep nedir? diyecekler ve sorup soruşturacaklar. Onlar cehenneme gidiş sebeplerini sayarken biz namaz kılanlardan değildik, miskinleri doyuranlardan değildik dedikten sonra biz batıla, batıl tutkulara, boş şeylere, lüzumsuz şeylere dalanlarla birlikte dalıp gidiyorduk ki ansızın ölüm gelip bizi yakalayıverdi diyorlar. Evet boş şeylere dalıp gidiyorduk. Bizi ilgilendirmeyen dünyamızı da âhiretimizi de ilgilendirmeyen boş şeylere daldıkça dalıyorduk. Yarın Mîzana konulunca insanı cennete götürücü olmayan her şey boştur. Mîzana konunca isterse insanı cehenneme götürmesin ama cennete götürücü olmayan her şey boştur. Adam özel krem rengi takke ördürüyor, rengini desenini, modelini beğenmiyor bozdurup bir daha ördürüyor boş şey bunlar. Veya arabasının renginde elbise giymeye çalışıyor. Veya tesbih illa da Oltu olacak diye onun peşine takılıyor. Boş işler bunlar. Yarın Mîzana konunca kişiyi cennete götürücü olmayan her şey boştur. Meselâ adamın kâlemine gösterdiği titizliği bir düşünün. Her kalemle yazamaz adam, illa falan model ve filan marka olacak. Veya adamın yemeğin tuzuna biberine modeline gösterdiği titizliği bir düşünün. Saatlerce akvaryum karşısında veya televizyon ekranı karşısında öldürdüğü zamanları bir düşünün. Arabalarının üzerinde gördükleri ufacık bir çizik karşısında aman eyvah ne oldu? Nasıl oldu? diye abananları ve üzüntülerinden deliye dönenleri bir düşünün. Halbuki adamların kendi inanç dünyalarındaki veya çocuklarının itikat dünyalarındaki çatlaklıklara neredeyse araba girecek ama onu gördükleri yok adamların. Hepsi boş şeydir bunların. Bir ömür boyu yaptıklarımızı bir düşünelim. Ne kadarı dolu, ne kadarı boş bir düşünelim. Meselâ bir ilkokul diyoruz beş yıl harcıyo-ruz, dönüp bir bakıyoruz ki bomboş. Yani mübalağa yapmıyorum ina-nın orada öğrendiklerimiz beş haftaya sığabilecek şeyler. Ondan sonra yaptıklarımızı düşünelim. Hayatın tümünü düşünelim. Acaba bu yaptıklarımızın yaptırıcısı kimdi de yaptık? Allah dedi diye mi yaptık? Yoksa toplum öyle istedi diye mi? Çevremiz bundan razıdır diye mi? Ya da âdetler veya Zerdüşt böyle buyurdu diye mi yaptık? Tüm yaptıklarımızı bir düşünelim. Neyle geçti bizim ömrümüz? Oturamayacağımız evler, yiyemeyeceğimiz paralar toplamakla mı geçti? Eğer böy-leyse tüm hayatımız boşa gitmiştir Allah korusun. Neyle geçirdik ömrümüzü? Müzik dinleyerek mi? Kaldırım çiğ-neyerek mi? Ekran başında akvaryum önünde mi? Aynanın önünde mi? Panayır veya piknikte mi? Oya için Boya için mi? Para pul peşin-de mi? Yoksa kendisine kulluk yapmaya çalıştığımız çevrenin alkış tufanları arasında mı? Veya kulluğa râcî olmayarak, amele müstenit olmayarak gayri dini ilimlerde tefegguh adına mı çırpındık? Öyleyse eyvaaah bize! Vaah bize! Yuh!! Bize!!! Evet bakın öyle diyor cehennemdekiler. Bizler boş şeylere, bi-zim dinimizi de dünyamızı da ilgilendirmeyen, olsa da olur olmasa da olur şeylerin peşine takılıyorduk. Ya da bizden istenmeyen şeylerin peşine veya kesinlikle haram olmayan ama bizden istenmeyen şeylerin peşine takılıyorduk. Elbisenin yeni, tipi, biçimi, rengi, modeli. Yemeğin modeli, tadı, tuzu servis biçiminden tutun da çayın deminden, kahvenin rengine varıncaya kadar, peynirin küflüsünden soğanın cücüğüne kadar her şeyi dert ediniyorduk da ama kitabı dert ediniyorduk, Sünneti dert edinmiyorduk diyenlerden birisi de biz olmak iste-miyorsak yarın yaptıklarımıza dikkat etmek zorundayız. Yarın mîza-nımıza konduğu zaman bizi perişan edecek boş şeylerin peşinde değil de bizi kesin cennete götürecek Allah ve Resûlünün istediği şeylerin peşinde olalım. Bakın Rabbimiz İsrâ sûresinde kendilerini ilgilendirmeyen boş ve lüzumsuz şeylerin peşine takılan insanların yarın büyük pişmanlık içine düşeceklerini şöyle anlatır: “Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.” (İsrâ 36) Allah’ın bize lütfettiği vaktin kıymetini bilmek ve onu boş şeylere harcamamak zorundayız. Aklı başında bir müslümanın kesinlikle lüzumsuz şeylere harcayacak vakti yoktur. Bakın Allah’ın Resûlü İbni Abbas’ın (R.A) rivâyet ettikleri bir hadislerinde bu hususu şöyle anlatır: “İki nimet vardır ki insanların pek çoğu onların kadrini kıymetini bilme noktasında aldanıyorlar. Bunlardan birisi sağlık, ötekisi de boş vakittir.” (Buhâri, Rikak: 1) (R. Salihin 99 nolu hadis) Sağlığın kıymetini bilip onu satacak değiliz veya boş zamanın kıymetini bilip onu kiraya verecek değiliz elbette. Bundan anladığımız şudur: Zamanı ilk etapta Allah’ın bize farz kıldığı emirlere sarılarak doldurmaya cehd ü gayret ederken arta kalan zamanda da nâfilelerle Allah’a yaklaşma zemini aramak zorundayız. Yani şunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki boş vakitten ve sıhhatten kasıt mecburen yapmak zorunda olduğumuz farzlardan arta kalan hayat bölümüdür. Farzlardan artan zaman dilimidir. Yoksa bunun manası Allah bize bomboş bir zaman vermiştir de bizler onu dolduracağız değildir. Bir de şunu söyleyelim ki bizler boş vakti İslâm’ın ölçülerine göre doldurmak zorundayız. İslâm’ın zaman içinde belirlediği kulluk programı na-zar-ı itibara alınmazsa insanın bütün zamanı zaten boş demektir. Yani işte görüyoruz şu anda insanların Allah’a danışarak değil de kendi kendilerine ayarladıkları şu hayat programında insanların bir dakika bile boş zamanları yoktur. Sabahtan akşama kadar dükkana tezgaha satılmak, kahvede oturmak, sinemada bulunmak, televizyon seyretmek, maç izlemek, yemeğe, çaya, kahveye zaman ayırmak zaten in-sanların hayatında yetecek bir zaman bırakmıyor bile. Neyzenin başı dönmüş bir ara. Bir mahallenin başında ayakta zor duracak biçimde sallanarak kapılar önünden geçerken dikkatlice süzmeye çalışırken oradan geçenlerden birisi sorar: Hayrola Neyzen ne bu halin? Neyi takip ediyorsun öyle dikkatli dikkatli? der. Neyzen der ki Valla gözümün önünden kapılar gelip geçiyor birer birer de işte bizim kapının geçmesini bekliyorum. Eğer bir yakalarsam bizim kapıdan içeri dalacağım der. Millet hep sarhoş yani herkes bunu bekliyor. Bir boş vakit gelsin de işte şunu şunu yapacağım diyor. Veya işte her işi bitireyim, şu evi bir tamamlayayım, şu dükkanı bir düze çıkarayım şu emekliliği bir bitireyim de ondan sonra yapacağım diyor. Mümkün değil sittîn sene de beklese bu insanlar boş vakit gelmeyecek. Aslında bizim hayatımızı dolduranlar doldurmuşlarda onların gaflet edip dolduramadıkları boş bıraktıkları bölümlerini de biz doldurmaya çalışıyoruz. Öyle değil de müslüman zamanını Allah’ın farzlarıyla dolduran ve onlardan arta kalan zamanı da nâfilelerle Allah’a yaklaşma vesilesi bilen kişidir. Hani Çinlinin birine demişler yakında öyle vasıtalar yapılacaktır ki işte filan şehre bir dakikada ulaşma imkânımız olacak. Çinli der ki iyi iyi anladık, mesafeleri bu kadar kısaltacağız da acaba geriye kalan zamanı neyle dolduracağız? Veya nerede kullanacağız? der. Öyle ya insanlar boş zaman çıkarabilmek için yeni yeni şeyler icad ediyorlar da acaba arta kalan zamanı neyle dolduruyorlar? Eğer Allah’a kulluğa değil de daha çok okey oynama zamanı, daha çok televizyon seyretme zamanı bulacaklarsa bu zamanı ne yapacaklar, orasını bilmiyorum. Bunun için de az evvel de ifade ettiğim gibi basiretlerle birlikte olmak zorundayız. Allah’ın bize gönderdiği vahiyle birlikte olmak zorundayız başka çaremiz de yoktur. Çünkü neyin boş neyin dolu olduğunu ancak vahiyden öğrenebileceğiz ve vahyin tarif buyurduğu biçimde zamanımızı değerlendireceğiz inşallah.