Mu'minûn Suresine Dön

Mu'minûnالمؤمنون

51. Ayet

51Mu'minûn Suresi

يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ

Ey resûller! Temiz şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun. Şüphesiz ki ben, yaptıklarınızı bilmekteyim.

Dipnot

Temiz ve helal yiyeceğin önemi için bk. 2/Bakara, 172

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

51. “Ey Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim.” Ey peygamberler, dünya üzerinde Rabbinizin sizin için yarattığı, hazırladığı tertemiz rızklardan yiyin. Helal olan temiz olan şeylerden yiyin. Ve size yaraşan, mü’mine yaraşan, fıtratınıza uygun olan sâlih ameller işleyin. Sahih bir imandan kaynaklanan sâlih ameller işleyin. İmanlarınızın gereğini yerine getirin. İmanlarınızı hayatınızda görüntüleyin. Yâni hedefiniz sadece yiyip içmek olmasın, yiyip içerek kazandığınız güç ve kuvvetlerinizle Bana lâyık ameller işlemeye yönelin. Beni razı edecek bir hayat yaşayın. Peygamberler temizlerden yiyecekler, elbette onların şahsında onların yollarının yolcuları olan biz müslümanlar da temiz şeylerden yiyeceğiz. Peki temiz nedir? Temiz deyince ne anlayacağız? Meselâ domuzu omo ile yıkadık, ozonla temizledik yiyecek miyiz bunu? Temiz midir yani şimdi bu? Nedir bu temizlik? Meselâ elimi sabunla daha önce yıkamamışım, alkolle mikropları gidermişim, kir namına bir şey kalmadı elimde. Eh artık elim temizdir, namaz kılmak için abdes-te gerek kalmadı mı diyeceğim? Hayır, temiz ve piste ölçü dindir. Te-miz ve pis konusunda kıstas vahiydir, akıl değildir. Yani dinin temiz dediği temizdir, pis dediği de pistir. Öyleyse bu konuda tüm yetkiyi Rabbinizde görün, O’nun temiz ve helâl dediklerinden yiyin, temiz ve temiz olmayanlar konusunda, helâl ve haramlar konusunda Rabbinizi şârî kabul edin, kıstas kabul edin diyor Rabbimiz. O’nun temiz dediklerinden yiyin ve de salih ameller işleyin. Yani imanlarınızın icabını yapın. İmanlarınızın gereği olan ameller işleyin. Salih amel; yarayışlı amel demektir. Salih amel; insan fıtratına uygun amel demektir. Salih amel; Allah’ın razı olduğu, sevdiği ve em-rettiği ameldir. Salih amel; imanın gereği olan amel demektir. Gayr-ı salih amel de; imansızlığın, küfrün gereği olan ameldir. Buna delilimiz de Hz. Nuh’un oğlu için Allah’ın dediği şu âyettir: "Dedi ki ey Nûh o senin ehlin değildir. Çünkü O gayri salih bir ameldir!" (Hud: 46) Diyor Allah. Yani o küfrün gereği olan bir amel işlemiştir diyor Hz. Nuh’un boğulan oğlu için. O zaman anlıyoruz ki küfrün gereği o-lan ameller gayri salih amellerdir ve tümüyle boşa gitmiştir. Veya bir başka ifadeyle salih amel, yaptırıcısı Allah olan ameldir. İnsanın yaptığı tüm amellerinde o amellerin yaptırıcısı kimse ona kulluk ediyor demektir. İnsan kimin arzularını gerçekleştiriyorsa, kimin dediği gibi yaşamaya çalışıyorsa onun Rabbi odur. Rab insanın yaptıklarını yaptıran yapmadıklarını da yaptırmayan güçtür, otoritedir. Şöyle giyiniyor veya böyle giyinmemeye çalışıyoruz. Kim dedi bunu? Kimi razı etmek için böyle yapıyoruz? Yani öyle ya da böyle giyinirken bunun yaptırıcısı kimse o konuda Rabbimiz odur. Moda mı? Toplum mu? Çevre mi? Âdetler mi? Töreler mi? Müdür mü? Amir mi? Yönet-melikler mi? Yasalar mı? Yoksa Allah mı? Kim dedi de böyle yaptık? Kimdir bize bunu yaptıran? Kimse işte kişinin Rabbi odur. Birine küsüyoruz yaptırıcısı kim? Allah mı? Yoksa para mı? Menfaat mı? Birini seviyoruz. Kim dedi diye? Birileriyle beraber olma-ya çalışıyoruz. Kimi memnun etmek için? Filan mektepte okuyoruz. Kim dedi bunu? Evimizi şöyle şöyle tefriş ediyoruz. Kim dedi diye? Şu şu meslekleri seçiyoruz kim dedi? Evet yaptıklarımızın yaptırıcısı kimse bizim Rabbimiz odur. Öyleyse geçen ay neler yaptınız ve kim yaptırdı bunları size? Veya dün neler yaptınız? Bugün neler yaptınız ve kim yaptırdı? Bunları size bunu düşünmek zorundayız. Çünkü Allah bizim Rabbimizdir. Bizi yaratan, bizi büyütüp besleyen, bizi koruyup doyuran, bizim için yeryüzünde yasa belirleyen Rabbimiz Allah’tır. Onun tarafından getirildiğimiz şu dünya hayatında neler yapacağımızı, neler yapmayacağımızı, ona ait olan bu hayatımızı nasıl yaşayacağımızı belirleyen Allah’tır. Bizim günlük hayat programımızı tespit eden Allah’tır. Bizim boynumuzdaki kulluk iple-rinin ucu elinde olan ve çektiği yere gitmemiz gereken Rabbimiz O’-dur. Gece hayatımızın nasıl olacağını, gündüz hayatımızın nasıl olacağını, aile hayatımızın nasıl olacağını, sabah kaçta kalkacağımızı, soframızda nelerin bulunacağını nelerin asla bulunmayacağını, neleri yiyip neleri yemeyeceğimizi, nerelerden kazanıp nerelerde harcayacağımızı, çocuklarımızı nasıl eğiteceğimizi, hanımlarımızla nasıl bir münasebet kuracağımızı, onları nasıl giydireceğimizi, kılık kıyafetimizin nasıl olacağını belirleyen Rabbimiz Allah’tır. Müslüman Allah’ın seçimini kendisi için seçim kabul eden, seçimini Allah’tan yana kullanan kişidir. Müslüman iradesini Allah’a teslim eden kişidir. Müslüma-nım diyen birisinin gerek kendisi hakkında, gerek evi ve ev halkı hakkında, gerek malı ve işi hakkında söz söyleme ve hüküm beyan etme hakkı yoktur. Bu benim mantığıma hoş geliyor, bu bana yakışıyor de-meye hakkımız yoktur. Bunu Allah’a inanmayan bir kâfir diyebilir. Çünkü o Allah’a inanmamıştır. Ben Allah filan tanımam ben kendi ha-yatımı kendim belirlerim demiştir ve dilediğini yapabileceğine inanmıştır. Ama bizler Allah’a iman etmiş insanlarız. Allah’a teslim olmuş müslümanlarız. Öyleyse kâfirler gibi bizim muhayyerlik hakkımız, seç-me hakkımız yoktur. Allah’ın bizim adımıza seçtikleri ve beğendikleri güzeldir, gerisi boştur ve batıldır. İşte peygamberler bunu bilen ve yaptıklarını Allah dedi diye yapan, Allah kitabında böyle istiyor diye yapan, Allah şu anda beni görüyor diye yapan ve yaptıklarının tümünü Allah’a lâyık olarak yapan kimselerdir. Mü’minlerden de şunu istiyor Allah: "Ey mü’minler sizler de rızıkların temizlerinden yiyin! "Öyleyse biz hayatta bize tahsis edilmiş ulaşabileceklerimiz rızıklardan sadece peygamberlerin bize gösterdikleri ve işte şunlardan istifade edin, işte şunlardan yiyin dediklerinden yiyeceğiz. Sadece temiz ve helâl olanlardan yiyeceğiz zira sadece onlar temizdir. Sadece Allah ve Resûllerinin temiz dedikleri temizdir. Allah ve Resûlünün yasaklamadıkları temizdir. Allah hem temiz olanlardan yiyin! diyecek, hem de bazı temizleri yasaklayacak, bu kesinlikle olmaz. Ve yine biz pisleri Rasûlullah’ın uygulamasından öğreniyoruz ki, bunlar iki kategoride görülür. 1. Bizatihi haram (pis) olanlar: Domuz, kan, şarap vs. 2. Aslında temiz olup, bir başka sebeple temizliğini kaybedenler. Meselâ tertemiz ekmek çalınırsa bu pistir ve yasaktır. Tertemiz bir ekmek gasp edilir yahut içkiyle yenirse veya İslâm’ın izmihlaline matuf kullanılırsa, meselâ bir kâfirin, bir fâsıkın şerefine veya küfrün ikâmesi adına hazırlanan tertemiz sofra ve ekmek haram (pis) olmuştur. Yediklerimiz temiz olduğu gibi yeme modelimiz de temiz olacak. Yani Allah’ın ve resûlünün istediği gibi yiyeceğiz. İsraflı yemeye, komşusu açken yemeye, soğuk ve sıcak yemeye uzanmayacağız. Acıkmadan oturmamaya, doymadan kalkmaya, açlarla, fakirlerle yemeye, misafirle ikramlı yemeye varıncaya kadar hep güzeli tercih edeceğiz. Allah’ın verdiği rızkı Allah’ın verdiği bedenin ikâmesi için yemeye çalışacağız. Yediklerimizle salih amellere, kulluğa koşacağız. İbâdet için değil de yemek için yiyenlerden doyumsuzlardan olmayacağız. Rabbimizin tarif buyurduğu güzel olanı, temiz olanı değil de çirkin olanı tercih edenlerden olmayacağız inşallah. Bunu anlatabildim mi bilmem? Bir daha söyleyeyim: Yediklerimizin temiz olması kadar yeme modelimizin de temiz ve İslâmî olması çok önemlidir. İşte şu anda görüyoruz, nice insanlar var ki adamın yeme modeli batıl. Yani adamın yemede bir anlayışı var. Özel bir hazırlık olacak sofra için. Çorbası, etlisi, sütlüsü, tatlısı, salatası, garnitürü eksik olmayacak. Bu merasim pek çoğumuzun hastalığıdır. Sa-hâbe zaman gelmiş deve kesmiş, ciğer yemiş, ama hiç bir zaman bu yemek için özel bir zaman ayırmamıştır. Ama bizde hayatın üçte biri yemeğe gidiyor. Nice insan bilirim ki yeme içme giyinme ve harcama konusunda kaşınan yerlerini bile kaşıyamıyor, ama niceleri de vardır ki gicişmedik yerlerini kaşıma kavgası veriyor. Ben öyle insanlar tanırım ki sadece bir akşam yemekleri mübalağa etmiyorum fakir bir ailenin bir aylık yiyeceği. Fakir bir ailenin bir ayda yiyeceğini bir akşam yiyebiliyorlar adamlar. Yani sanki adamların ağzı mutfakta ensesi tu-valette, hiç ığranmıyor, yemekten başka bir şey düşünmüyor adam. Halbuki vücutlarımız bize Allah’ın emânetidir. Vücutlarımızın yapısını değiştirmeye, bozmaya ve işleyişini zorlaştırmaya yönelik her şey yasaktır. Emânete hıyanettir. Bir mideye her gün inen mayeyi şöyle bir düşünün. Sabahleyin beş bardak renkli su çay, gündüz akşama kadar renkli su, ayran, göze faydalıdır diye bir iki bardak havuç suyu, vitamin vardır diye bir iki bardak portakal limon suyu, bir iki şişe meşrubat, her uğradığı yer de hatır için çay üstüne çay, kahve üstüne kahve. Şimdi bu mideyi düşünün siz. Boğulacaktır bu mide ya. Lâkin şurası bir hakikat ki bütün bu içmeler ihtiyaç adına, beslenme adına değil hatır adına, israf ve lüks adınadır. Vücudun yapı taşlarını bozma adınadır. Dostluk adına veya müşterinin her isteğini yerine getirme adına bunlara karşı çıkamayan kişi israfın içine gömülüyor demektir. Meselâ gittiğiniz her yerde size su ikram edilse siz de bunu reddetmeseniz ölürsünüz ya. Ama renkli su olunca akşama kadar içmeye devam ediyor adamlar. Vücut Allah’ın bize emânetidir. Onun düzenini bozacak, yapısını değiştirmeye yönelik, işleyişini zorlaştırmaya yönelik her şey yasaktır. Emânete hıyanettir. Bir mideye her gün inen mayeyi bir düşünün! Sabahleyin beş bardak çay. Gündüz ayran, göze faydalıdır diye bir iki bardak havuç suyu, portakal suyu, limon suyu, bir iki şişe meşrubat, her uğradığı yerde kahve üstüne kahve, çay üstüne çay. Şimdi bu mideyi düşünün siz. Bozulacaktır bu mide. Bütün bu içmeler beslenme ve ihtiyaç adına değil, israf ve lüks adına, hatır adına, vücudun yapı taşlarını bozma adınadır. Dostluk adına, müşteri veya arkadaşının her ikramına karşı çıkmayan kişi israf içinde demektir. Meselâ bu adama gittiği her yerde su ikram edilse, o da bunları reddetmese ölür sonunda. Ama renkli su (çay) olunca akşama kadar hiç reddedilmez. Gasp şekliyle içiş, gönüllü gönülsüz içiş, ihtiyaç dışı içiş, içmek için içiş, sakat ikram anlayışı adına içiş, birilerinin hatırı adına içiş. Ya böyle yeme içme modeli bozuktur, ya da yiyip içtiği şeylerin kazancı haramdır. Haram yollarla kazanıp yiyor adam. Halbuki Rab-bimiz hem peygamberlerine hem de mü’minlere tayyibattan yemelerini emrediyordu. Peygamber de mü’minler de tayyibattan yemelidirler. Habis olanlardan asla yememelidirler. Bakın yine Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde Mâide sûresinde habis olanlarla tayyib olanların mukayesesini şöyle anlatır: “Ey Muhammed! De ki: "Helâl ile haram, haram şeylerin çokluğundan hoşlansan bile, eşit değildir. "Ey akıl sahipleri, Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide 100) Evet haramın çokluğu hoşunuza gitse de helâlle haram hiç bir zaman bir değildir. Yeryüzünde haramlar helâllerden, kötüler iyilerden, habisler tayyiblerden daha çok olabilir. Boncuk elmastan daha çoktur. Bâkir altından daha çoktur. Isırgan dikeni gülden daha çok, hayvan insandan daha çok, cahil âlimden daha çok, fâsık salihten daha çok, kötü iyiden daha çok olabilir. Haram helâlden daha çok olabilir. Haramın çokluğuna aldanıp helâle tercih edilmemelidir. Allah diyor ki sakın haramın çokluğu hoşunuza gidip harama yönelmeyin. Bin kilo temiz et bin kilo kokmuş etten daha iyidir. Haramın çokluğu hoşunuza gitse de siz yine helâlleri tercih edin. Evet işte bu yeme içme işi hayatın tabii yanıdır ve Resuller de birer beşer olduklarından elbette onlar da yiyip içeceklerdir. Ama bu hayata sadece yiyip içmek için de gelmedik. Bizi bu dünyaya getiren, bu dünyada bizim hayatımızı sürdürebilmemiz için her türlü yaşam şartlarını, her türlü rızkları hazırlayan Rabbimize kulluk edeceğiz, sâlih ameller işleyeceğiz. Yâni yenilen içilen bir hayatın sahibini tanı-yacak, O’na karşı şükür görevimizi de yerine getireceğiz. Bilesiniz ki Ben sizin yaptıklarınızın tümünü bilmekteyim.