57,61. “Rablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin âyetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış edenler, o uğurda ileri geçerler.” Onlar Rablerinden, Rablerinin emirlerini yerine getirip nehiy-lerinden kaçınma konusunda tir tir titrerler. Rablerini memnun ede-memekten, Rablerinin hatırını kazanamamaktan, Rablerine lâyık kulluk yapamamaktan, Rablerini darıltmaktan korkarlar. Rablerini üzmeden bir hayat yaşamanın hesabını yaparlar. Rablerinin kitabının ve o kitabın pratik örneği olan peygamberlerinin bir emrine ters düşmeyelim diye ürkerler, korkarlar. Ve yine o mü’minler Rablerinin âyetlerine iman ederler. Hayatlarını onlarla düzenlemek üzere o âyetlerin gösterdiği biçimde bir hayat yaşamak üzere Rablerinden gelen âyetlere iman ederler. Rablerine asla şirk koşmazlar. Rablerinden başkalarını hayatlarına karıştırmazlar. Rablerinden başka hayatlarında söz sahibi varlık kabul etmezler. Hayatlarını parçalamazlar. Hayatlarının bazı bölümlerini Rableri kaynaklı, öteki bölümlerini ortakları kaynaklı yaşamazlar. Hayatlarının tümünde, 24 saatlerinin tümünde sadece Rablerini dinlerler. Rablerinin sıfatlarını, yetkilerini parçalamadan yana, O’nun sıfatlarını ve yetkilerini başkalarına vermeden yana bir tavır sergilemezler. Yâni Allah’la birlikte kulluk edecekleri, Allah’la birlikte sözünü dinleyip yasalarını uygulayacakları başka ortakları, şerikleri yoktur onların. Peygamberlerin toplumları arasında işte bir grup var ki onlar böyledirler. Rablerinin âyetlerine iman ediyorlar. Önce Tevrat’a, Ze-bur’a, İncil’e ve şimdi de Kur’an’a iman ediyorlar ve bu imanlarının gereği olarak tevhide sarılıyorlar, Allah’a hiç kimseyi ortak koşmu-yorlar. Kitabı tanıdıkları için, kitapla beraberliklerini sürdürdükleri için Allah’ı tam tanıyorlar, Allah’ın yetkilerine bir sınırlama getirmiyorlar. Ve yine onlar Rablerine döneceklerini, Rablerinin huzuruna varacaklarını, Onun sorgulamasıyla karşı karşıya kalacaklarını bildikleri için, bunun endişesiyle kalpleri ürpererek Allah tarafından kendilerine verilenleri vermeleri gerekenlere vermenin, ulaştırmanın kavgası içine girerler. Nasıl olsa Rabbimize döneceğiz. Nasıl olsa Rabbimizin hesabıyla karşı karşıya geleceğiz diyerek kalpleri ürpermiş olarak Allah’ın verdikleri mallarını muhtaçlara ulaştırıyorlar. İşte kazananlar bunlardır. Allah’a, Allah’ın istediği gibi iman ediyorlar. Hiç kimseyi O’na ortak koşmuyorlar, Allah’ın hesabını düşünerek O’nu memnun edememekten tir tir titriyorlar. Allah’ın âyetlerine iman ediyorlar. Onları tanımanın, onları öğrenip onların istediği bir hayatı yaşamanın çabası içine giriyorlar. Allah’ın kendilerine verdiği maldan mülkten, ilimden, zamandan, akıldan, ömürden de Allah kullarına dağıtıyorlar. İşte bunlar hayırda yarışanlardır. Hayırda yarışanlar, hayır yollarında koşturanlardır. Yarışları, müsabakaları, birbirlerini geçme endişeleri sadece hayırlı işlerde, hayırlı amellerdedir. Ötekiler ise dün-ya ve dünyalıklar için yarışıyorlar. Daha çok malım olsun, daha çok mülküm, daha çok Markım, Dolarım, daha çok makamım, daha çok saltanatım, daha çok gücüm kuvvetim olsun diye yarışırlar. Allah’ın kendilerine verdikleriyle övünerek, böbürlenerek Allah’a karşı savaşa yönelirler. Onlar böyle yaparlarken bakın Müslümanlar hep hayırda, kullukta, takvada ve teslimiyette yarışıyorlar. Allah’a daha iyi kul olma, Allah’ın dinini daha güzel öğrenme, Allah’ın kitabını ve elçisini daha iyi tanıma, Allah’ın dinini daha güzel yaşama ve yaşatma, Allah yolunda daha fedakâr olabilme konusunda yarışıyorlar. Biri Allah’ın rızası konusunda yarışırken, ötekisi dünya ve dünyalıklar konusunda yarışıyor. İşte kâfirle mü’minin arasındaki fark budur.