8-9. “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurnunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah âdil olanları sever. Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir.” Mü’minlerle kâfirler arasındaki ilişkinin temelinde düşmanlık vardır. Çünkü bu iki grup gece-gündüz gibidir. Birinin varlığı, diğerine engeldir. Biri diğerine hayat hakkı tanımaz. Ama Müslümanların varlığını kabul eden, Müslümanlıklarından ötürü Müslümanlarla savaşa tutuşmayan, imanlarından ötürü Müslümanlara karşı düşmanca bir tavır içine girmeyen, Müslümanları yurtlarından çıkarmayan kâfirleri ötekilerden ayırıyor Rabbimiz. Onlara karşı âdil davranmaktan Allah sizi menetmez, buyuruyor. İslâm’a ve Müslümanlara karşı savaş açmamış, düşman kesilmemiş kâfirlere karşı düşmanlık yapmamak ta adaletin gereğidir. Çünkü kâfire düşmanlık onun kâfir oluşundan değil, İslâm’a ve Müslümanlara düşmanca tavır alışındandır. Allah’ın küfre ve kâfirliğe rızası yoktur ama kâfirin varlığını kabul etmiştir. Öyleyse İslâm’a ve Müslümanlara karşı düşman kesilen, Müslümanın varlığını kabul etmeyenlerle ötekilerin bir tutulması adaletsizliktir. Rabbimiz, böyle düş-manlık yapmayan kâfirlere karşı iyi davranmanızda, ikramda bulunmanızda, haklarında adaletle hüküm vermenizde, onlara zulmetmemenizde bir sakınca yoktur, buyuruyor. Unutmayın ki size karşı düşmanlık yapmayanlar hangi dine mensup olurlarsa olsunlar, onlara karşı âdil davrananları Allah sever. Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdirler. İşte Rabbimiz kâfirlerle ilişkilerin kesilmenin sebebini böylece anlatıverdi. Böyle zalim, saldırgan olan, Müslümanlara karşı savaş açan kâfirler asla dost edinilmemelidir. Böyleleri ile velâ caiz değildir. Mü’minler ancak mü’-minleri velî edinebilir, dost edinebilirler. Mü’minler kendileri gibi iman etmiş mü’minleri bırakıp ta kendilerine düşman olanlarla dostluk ilişkisine giremezler. Böyle kâfirleri velâyet, vilâyet makamına getiremezler. Kâfirlerden idareci edinemezler. Onlar karar verip, kanun yapıp, Müslümanlar da kendilerinden olmayan bu kâfirlerin yaptıkları kanunları uygulayamazlar. Eğer mü'minler böyle yaparlarsa, mü’minleri bırakır da kâfirleri idare mekanizmalarına getirirlerse, onlar zalimdirler ve o zaman onların Allah katında en ufak bir değerleri kalmamıştır. Unutmayalım, mü’minlerin Velîleri, mü’minlerin dostları Allah’tır. Allah, mü’minin dostu; mü’min, mü’minin dostudur. Allah mü’minlerin Velîsi, mü’minler de Allah’ın evliyasıdır. Kim zalim kâfirleri dost edinirse, zalimin ta kendisidir, diyor Rabbimiz. Çünkü Allah düşmanı kâfirlerin velâyetini kabul etmek, onlarla işbirliği içine girmek, onlarla düşüp kalkmak, onların İslâm’a ve Müslümanlara saldırılarında onların yanında olup onları desteklemek, kâfirlere içten içe sevgi beslemek, imanla asla bağdaşmaz. Allah’a bağlılık, imandır. Allah’ı Velî ve dost kabul etmek, imandır. Allah’ın velâyeti altına girip tüm hayatında O’nun kararlarını uygulamak imandır. Allah’a iman eden, Allah’ın koruması altına giren mü’minlerle dostluk kurmak, onlarla velâyet ilişkisi içine girmek, imandır. Bu gerçeklerden hareketle bir mü’min, dünya işlerinde, bireysel, sosyal, ailevî, toplumsal, ekonomik, siyasal hayatında, ahiretle ilgili işlerinde, yani hayatının tüm alanlarında kendisiyle ilgili tüm problemlerinde bir dostluk, bir velâ ilişkisi içine girecekse, birileriyle birlikte hareket edecek, birileriyle istişare edecek, birilerinin kararına başvuracak, birilerinden akıl danışacak, kendisine velî olarak, dost olarak ancak ve ancak Allah dostluğuna ehil müminleri seçecektir. Mü’min-leri sevecek, mü’minleri dost, velî bilecek, mü’minlere bağımlı olacak, mü’minlerin derdini, tasasını kendi tasası, sevincini kendi sevinci, başarısını kendi başarısı bilecektir. Tüm işlerini, tüm hayatını, siyasetini, ekonomisini, eğitimini, sosyal ve bireysel hayatını, aile hayatını mü’minlere göre düzenleyecek, hesabında mü’minler olacaktır. Müslüman, izzet ve şerefi Müslümanlarda ve Müslümanlarla birliktelikte görecektir. Değilse, Allah korusun bir takım basit dünyevî hesaplarla, bir takım basit menfaat kaygılarıyla bir Müslümanın mü’minleri bırakarak kâfirleri dost edinmesi, hayatını onlar kaynaklı yaşaması düşünülemez.