Munâfikûn Suresine Dön

Munâfikûnالمنافقون

11. Ayet

11Munâfikûn Suresi

وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللّٰهُ نَفْسًا اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهَاۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Allah, eceli gelmiş olan hiçbir kimsenin (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11. “Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır.” Belli bir zaman parçası ve bu parçanın sonu; vakit ve son. Bir şey için belirlenmiş zaman dilimine ecel denir. İnsanın veya herhangi bir canlının eceli, kendisine tâyin edilen ömürdür. "Ecelin gelmesi" ise, tâyin edilmiş bulunan ömrün son bulması, yani ölümdür. Allah indinde her canlı için tâyin edilmiş bir ecel vardır. Eceli geldiğinde dünya hayatı son bulur. Ecel; bir şeyin sonu, bitmesi, nihâyete ermesi demektir. Terim olarak ise: ömrün bitmesi, sona ermesi anlamlarında kullanılır. Allah (c.c) herkes için bir ömür belirlemiştir. Her canlı kendisi için belirlenmiş olan o ömrü bitirecektir. Ölümü de dirilmeyi de Allah (c.c) yaratır. Ecelin ileri alınması ya da geriye bırakılması mümkün değildir. Her insanın bir eceli olduğu gibi her ümmetin (topluluğun) de bir eceli vardır. (Yunus, 49) Ecel, kazâ ve kaderle ilgili bir meseledir. Nasıl diğer olayları Allah, geçmiş ve geleceği kuşatan ilmiyle belirlemişse, eceli de ilmiyle takdir etmiştir. "Öldürülen kişi de eceliyle mi ölmüştür? Öldürülmüş ol-masaydı daha bir müddet yaşayacak mıydı, yaşamayacak mıydı?" gibi sorular ister istemez akla gelmektedir. Nitekim bu hususta kimi âlimler farklı kanaat ileri sürmüşlerdir. Mutezîle'den bir kısım âlimlere göre öldürülen kişi eceliyle ölmemiştir. Öldürülmemiş olsaydı, daha bir müddet yaşayacaktı. Ehl-i Sünnet ile diğer Mutezilelere göre ise, eceliyle ölmüştür. Aksini ileri süren Mutezilîler, kullârın fiillerinin yaratılmasıyla ilgili görüşlerinden dolâyı bu görüşe varmışlardır. Çünkü onlara göre fiilin faili, bizzat kulun kendisidir. O halde öldürme işi, öldüren katilin kendi işidir. Ehl-i Sünnet'in tamamına göre öldürülen kişi de eceliyle ölmüştür. Ancak katil bu fiilinden dolayı ceza görür. Eceliyle ölmediğini söylemek yanlıştır. Allah o kişinin öldürüleceğini önceden bilmektedir ve ecelini de ona göre tâyin etmiştir. Allah onda ölümü yaratmasından dolayı ölmüştür. Öldürülerek ölen kimse için, "Öldürülmeseydi yaşayacaktı" gibi sözler söylemek doğru değildir. Hattâ "öldürülmemiş olsaydı, ne olurdu?" gibi bir varsayım üzerinde birtakım görüşler ileri sürmek dahi yanlıştır. Çünkü bütün bunlar Allah'ın tak-diriyle olmaktadır ve aksi söz konusu olamaz. "Bir canlıya ömür verilmesi de, ömründen azaltıl-ması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır." (el-Fâtır: 35/11) âyetinde "Ömrünün kısaltılması" ifadesiyle ilgili olarak İmâ-mu'l-Haremeyn el-Cüveynî şöyle demektedir: Bu âyetle iki durum kastedilmiştir ki, onlardan biri: Bir kimsenin benzerlerine nazaran ömrünün eksiltilmesidir. Yoksa, Allah'ın ilminde mevcut olan ömrünün eksiltilmesi anlamında değildir. Bu nasıl mümkün olsun ki, Allah, ilminde onun ecelini takdir etmiştir. İkinci durum ise: Eksiltme ve arttırmanın, melekler indindeki sahifelerde gerçekleşmesidir. Onların sa-hifelerinde bir şey mutlak olarak yazılıdır ama, Allah'ın ilminde kayıt altına alınmıştır. Vuku bulacak olan da, bu kayıt altına alınan şekildir. Âlimler, "Allah, dilediğini siler, dilediğini bırakır. (Bütün) kitapların anası, O'nun yanındadır." (Ra'd,39) âyetini de buna hamletmişlerdir.[*] O halde Allah indindeki ilim, yani kader, katiyen değişmez. Levh-i Mahfûz'da ne yazılmışsa mutla-ka olur. Ancak meleklerin yanında da olayların yazılı bulunduğu say-falar vardır ve bu sayfalarda yazılanlar, değişikliğe maruz kalabilir. Bu gibi konular gayb âlemini ilgilendirdiği için tabiatıyla onların mâhiyet-lerini bilemeyiz. Meleklerin yanında bulunan sayfaların değişmesinin elbette bir hikmeti vardır. Belki de bunun hikmeti, meleklerin gayba tam olarak vâkıf olmalarını engellemektir. Allah neyi diler ve murad e-derse mutlaka onda bir hikmet vardır. “O Allah ki, amelce hanginiz daha güzeldir diye, sizi imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır O güçlüdür, bağışlayıcıdır.” (Mülk 2) Her insan eceliyle ölür, hiçbir kimse ölüme müda-hale edemez. Ancak Allah’ın yazmış olduğu ecele göre ö-lür. “Hem Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölüm yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır.” (Al-i İmrân 145) “Allah işlediklerinizden haberdardır.” Allah kimin ne yaptığını çok iyi bilir. Geri döndürüldükleri zaman, yani ölümleri, ecelleri tehir edilip kendilerine imkân tanındıkları zaman, kimin neye döneceğini de Allah bilir. Yani hayattayken bir şey yapmamışlar, hiçbir kulluk işlememişler, şimdi birkaç gün kendilerine imkân tanınınca ne yapacaklar, ne amel işleyecekler bunlar? Allah, mü'mini de bilir, münafığı da. Allah’ın zikrine koşanı, vahiyle beraber olanı da bilir, vahiy kaçkınlarını da. Allah adına bir hayat yaşayanı da bilir, Allah’ın mesajını tanımadan kendi kendine hayat programı yapanları da. İzzeti Allah’ta, Allah’ın dininde, Allah’ın kitabında ve Resûlü’nün sünnetinde bilenleri ve bu izzetle beraber olmaya çalışanları da bilir, izzeti, şerefi malda, makamda ve dünyalık şeylerde gören, bunları elde etmek için bir ömür boyu çırpınanları da bilir. Akıllarını başlarına alıp Allah’ın razı olacağı bir hayatı yaşayanı da bilir, dünyaya meyledip aldananları da bilir. Bu aldananlar da bundan sonraki sûrede, Teğabun sûresinde anlatılacak. Bu sûre ile alâkalı bu kadar söz yeter. Rabbim gereğiyle amel eden kullarından eylesin. Velhamdü lillahi Rabbil’âlemîn. Kitabımızın bundan sonraki bölümlerini tanımak için 17. ciltte buluşmak üzere Allah’a emanet olun. Vel hamdü lillahi Rabbil’âlemîn.