2. “Onlar, yeminlerini kalkan edinerek Allah’ın yolundan alıkorlar. İşledikleri işler gerçekten ne kötüdür!” Bunlar, Müslümanlardan kendilerine gelebilecek öfkelere, tehlikelere karşı bu yeminlerini kalkan yapıyorlardı. “Vallahi, billahi, tallahi biz şehadet ederiz ki sen Allah’ın elçisisin, vallahi billahi biz de Müs-lümanız” diyerek ya da münâfıklıklarını yakalayan Müslümanlara karşı, onların münâfıkça sözleri Allah’ın Resûlü’ne ulaştırıldığı zaman “vallahi billahi biz bunu nifak olsun diye söylemedik, biz bunu münâfıklık olarak yapmadık” diyerek yemin ediyorlardı. Böylece bu yeminlerin arkasına saklanarak kendilerini gizleme imkânı bulduklarını zannederler. Böylece kendilerini, kendi nefislerini aldatır, kendilerini Allah yolundan saptırırlar. Nasıl saptırırlar? Kendi kendilerini Allah yolundan nasıl alıkorlar? Anlayabildiğimiz kadarıyla bu yeminler Allah yoluna girmemeleri konusunda kendilerine kolaylık sağlıyordu. Onlar bu tür yeminlerle toplumda yerlerini korumayı becerebiliyor, bu yüzden herkes onları Müslüman zannediyor, Müslüman olmadıkları halde kendilerini kamufle etmeyi beceriyor ve bunun için de ciddi ciddi İslam'a girme zorunlulukları da ortadan kalkıyordu. Bu yeminlerle kendilerinden emin hale gelmeleri kendi kendilerini Allah yolundan alıkoyuyordu. Böyle yeminlerle, yalan dolanlarla güyâ Müslümanları aldatmaya çalışıyorlardı. Müslümanları Allah’tan, peygamberden, dinden uzaklaştırmayı hedefliyorlardı. Bizans'la, dış dünyayla, Yahudilerle, müşriklerle irtibata geçerek peygambere ve Müslümanlara karşı çeşitli komplolara girişiyorlardı. Ama bir yandan da biz Müslümanız diye yemin ederek peygamberi ve Müslümanları aldatmaya çalışıyorlardı. İkinci olarak da bu tür yeminlerin arkasına saklanarak insanları Allah yolundan saptırma imkânı buluyorlardı. İslam konusunda fazla bilgisi olmayan insanlara karşı Müslüman gibi görünerek İslâm'la alakalı yanlış beyanlarda, yanlış tavırlarda bulunarak onları Allah yolundan saptırıyorlardı. Bugün de, “vallahi biz de Müslümanız, billahi biz de inanıyoruz” diyerek söyledikleri, yaptıkları dinmiş, dindenmiş gibi, Müslüman öyle olurmuş gibi insanları saptıran pek çoklarını görüyoruz. Yaptıkları yeminlerle, kendi yeminlerini kalkan yaparak, kendi ye-minlerini kalkan kabul ederek yeminlerinin arkasına saklanıyorlar da, insanları, çevrelerindekileri, tanıdık, eş, dost, hısım, akrabalarını veya talebelerini, arkadaşlarını, kadınlarını, çocuklarını Allah yolundan saptırıyor, Allah yolundan alıkoyuyorlar. “Biz de Müslümanız, biz de Allah’ın dinini biliriz, biz de âyet ve hadise muttaliiyiz, biz de bu işin tahsilini yaptık. Biz de Müslümanız, biz de inanıyoruz ama bu kadarı da olmaz yani! Biz de Müslümanız ama bu kadarına da gerek yoktur” diyorlar. “Düğünde bu kadar olmalı, evde bu olmalı, eşya böyle olmalı, kızın kıyafeti böyle olmalı, bu devirde insanın mesleği, meşrebi, siyasî görüşü veya ekonomi anlayışı böyle olmalı. Bu devirde insanın sofrası, evi, mutfağı, kazanması, harcaması şöyle olmalı” diyor ve insanları Allah yolundan saptırmaya çalışıyorlar. Allah korusun, günümüzde kalben inanmadıkları halde dilleriyle ve tavırlarıyla Müslümanlık gösterisinde bulunan pek çok münâfık bugün yığınları arkalarından sürüklemektedirler. İslam konusunda bozuk düzen düşünceler, yanlış kanaatler uyandırarak insanları Allah yolundan saptırmaktadırlar. Bunlar ne işler yapıyorlar? Yani gerçekten olmayacak şeyler yapıyorlar. Olmayacak işlerin peşine düşüyorlar. Haydi diyelim ki bu yeminleriyle, bu yalanlarıyla peygamberi ve Müslümanları aldattılar. Peki Allah görmüyor mu bu yaptıklarını? Allah’ı nasıl atlatacaklar? Allah onların kalplerini, dünyalarını, hesaplarını, hedeflerini biliyor. O bilen Allah, peygamberine de sürekli vahiy indiriyor. Peygamber de o en bilen Allah’tan gelenleri Müslümanlara aktarıyor. Şimdi bu adamlar kendi kendilerini aldatmadan başka ne yapabilirler? Allah onları biliyor, peygamber ve Müslümanlar da tanıyor. Rabbimiz onların özelliklerini o kadar âyân beyân ortaya koyuyor ki, Kur’an'la bakabilen herkes onları tanıyor. Ama bu zavallılar zannediyorlar ki kendilerini kimse bilmiyor ve yeminlerle Müslümanları kandırıp onlara galip gelebilecekler. Ne kadar kötü yapıyorlar değil mi? Kendileri saptıkları gibi başkalarını da saptırıyorlar. Mesela bir adam eline bir kerpeten alsa ve her gün kendi etinden, kendi vücudundan bir şeyler koparsa, sonra bunu çocuklarına ve çevresine de alıştırsa. “Bakın ben bunu yapıyorum, öyle zevkli, öyle hoş bir şey ki, o kadar zevk veriyor ki gelin bir de siz yapın” diyerek çevresindekileri de buna çağırsa, çocuklarını da buna alıştırsa… Böyleleri var mı? Evet, böyle birçok kimse var. Et ko-parmıyorlar ama akıl koparıyorlar, iman, din koparıyor veya uyuşturucu alıyorlar değil mi? Peki niye böyle yapıyor bunlar? Niye böyle davranıyor bu adamlar? Niye biraz Müslüman, biraz kâfir gibi davranıyor bu insanlar?