Munâfikûn Suresine Dön

Munâfikûnالمنافقون

3. Ayet

3Munâfikûn Suresi

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ اٰمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

Bu, onların iman edip sonra kâfir olmaları nedeniyledir. Onların kalpleri mühürlendi, onlar anlamazlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

3. “Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar sonra inkar ettiler, bu yüzden kalplerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.” Onların durumları şu ki, önce inandık demişler, dıştan iman etmişler sonra da dilleriyle söyledikleri bu imanı kalpleriyle ve amelleriyle küfretmişlerdir. Önce inandılar, yani ağızlarıyla iman iddiasında bulunarak Müslümanların içine girdiler, ama sonradan bu imanlarını hayatlarıyla yalanlayıverdiler. İşte sıkıntı buradadır. Anlayabildiğimiz kadarıyla iş şöyledir: Bunlar önce iman ettiler. Resul-i Ekrem Efendimiz Medine’ye geldiği zaman iman ettiler. Herhalde imanlarıyla eskiden olduğu gibi bir ayrıcalık kazanacaklarını zannettiler. Halbuki İslam'da öncelik takvada ve teslimiyetteydi. Bunun dışında kimseye bir ayrıcalık yoktu. Bunlar eskiden toplumun önde gelen insanları, zenginleri, idarecileri, ağaları ve patronlarıydı. Veya Rasûlullah’ın Medine’ye teşrifinin arafesinde Medine’de reisliğe soyunmuş insanlardı. Ama Resul gelince reislikleri de, ayrıcalıkları da bitti. Hukuken, siyasal yönden aynen diğer Müslümanlar gibi oluverdiler. Elbette İslam’a göre böyle olacaktı. İşte adamlar önce Müslüman oldular, sonra baktılar, gördüler ki öteki Müslümanlara kar-şı bir ayrıcalıkları olmayacak, keyiflerince bir dünya yaşayamayacaklar, sonra kâfir oldular. İşte bundan dolayı kalpleri mühürlendi de artık aklı ermeyen kimseler oluverdiler. Veya bir başka değerlendirmeyle, bunlar böyle ne açıkça kâfir olabilmiş, ne de mü'min olabilmişlerdir. Mü'minle kâfir arası, imanla küfür arası bir yol tutturmuşlardı. Yani bunlar inanıyorlar aslında, ama imanlarını, inançlarını örtüyor, örtbas ediyor, karıştırıyorlar. Allah da onların kalplerini mühürleyiveriyor da duymaz, duygulanmaz hale getiriveriyor onları. Duymaz, duygulanmaz, anlamaz, fıkıhsızlar haline geliveriyorlar. Peki acaba Allah niye mühürlüyor onların kalplerini? Bir daha anlamasınlar diye mi? Ya da eğer Allah bunların kalplerini mühürlediği için eğer bu adamlar duyamaz, anlamaz hale gelmişlerse, o zaman acaba bu adamların suçu nedir? Kalbin mühürlenmesi ne demektir? Kalbin mühürlenmesini nasıl anlayacağız? Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: “Günahlar insan kalbini bir kılıf gibi öyle bir sarar ki, sonunda o kişi artık bir şey duymaz oluverir.” İşte kalbin mühürlenmesinin mânâsı budur. Rabbimiz Mutaf-fifîn sûresinde bu hususu şöyle anlatır: “Hayır hayır; onların kazandıkları, kalplerini paslandırıp körletmiştir.” (Mutaffifîn 14) İşte kalp, böyle günahlarla örtülünce, Allah da onun üzerine mührünü basıverir. Bir kabın üzerine mühür vurulmuşsa, artık o kabın içine ulaşmak ancak o mührü, o damgayı çıkarmaya, kırmaya bağlıdır. Bu kalbe iman ancak o zaman girebilir. Peki acaba bu işin Allah’a izâfesini nasıl anlayacağız? Yani eğer bu kâfirlerin kalplerini Allah mühürlediği için bunlar kâfir olmuşlarsa, o zaman suçu ne bunların? Bir cebir söz konusu değil midir burada? gibi bir soru hatırımıza geliyor. Halbuki Allah şöyle buyurur: “Ben kullarıma zulmedici değilim.” (Gaf: 29) Bir başka âyet-i kerîmesinde ise: “De ki, Allah kötülükleri emretmez.” (A'râf 28) buyurur. Bütün bu âyetlerle bunu nasıl telif edeceğiz? Âyetlerden ve hadislerden anladığımıza göre Allah herkese bir kalp ve her insan kalbi için bir kilit vermiştir. Bu kalbin kilitleyici, mühürleyici veya açıcı anahtarı Allah'tandır. Ama bu kilidin, bu mühürün Allah’tan oluşu bir cebir anlamına gelmemektedir. İnsanlar kendi öz iradeleri, hür iradeleriyle bu kilidin kapatılmasını Allah’a arz ederlerse, Allah onu kapatır. Ya da Allah’tan açılmasını isterler, Allah da onu açıverir. O halde isteyen kuldur, ama açan ve kapatan her zaman din sahibi olan Allah’tır. Demek ki bu açma ve kapatma işinde Allah yine de insana irade vermiştir. Yani insan kâfirken, kalbi mühürlüyken, kapalıyken Allah’a tekrar müracaat edip kalbini açtırabilir ve Müslüman olabilir. Müslümanken de müracaat edip kapattırabilir ve mürtet olabilir. Bu durumda kalbini açıkken kapattıran ve mürted olan bu adama ne yapılır? Eğer bu kişi yakalanmışsa öldürülür. Ama yakalanmamışsa, kaçıp kurtulmuş veya insanlardan gizlenmişse, o zaman dinle alay eder gibi aç kapat, aç kapat olmaz. Yani kâfir oldu, Müslüman oldu, kâfir oldu; Müslüman olunca artık bir daha kâfir olursa, o zaman da Rabbimizin şu âyeti gündeme gelecektir: “Onlar ki iman ettiler. Sonra küfrettiler. Sonra iman ettiler, sonra küfrettiler. Sonra küfürde ileri gittiler. Artık Allah onları mağfiret edecek değildir.” (Nisâ 137) Yani adam önce inandı, sonra inkar etti. Sonra tekrar inandı, tekrar inkar etti. Kalbini açtırdı, sonra kapattırdı. Sonra tekrar bir daha açtırdı, sonra tekrar kapattırdı. Artık bu dinle alay, Allah’la alay anlamına gelir ki, Allah sonunda onun tevbesini kabul etmez. İşte bunlar kalplerinin kilitli olmasını, kilitli kalmasını isteyen, kalplerini kullanmak istemeyen insanlardır. Ondan sonra da artık hiçbir şey duymaz ve hiçbir şey anlamaz hale geliyorlar.