5. “Onlara: “Gelin, Allah’ın Resûlü sizin için mağfiret dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.” Onlara, “gelin şu bozuk düzen anlayışlarınızı, yalan dolan üzerine bina edilmiş hayatınızı değiştirip güzel Müslümanlar olun da peygamber sizin hakkınızda Allah’tan af ve mağfiret dilesin” denildiği zaman, başlarını çevirirler de onları müstekbirler, büyüklenenler olarak kaçarken görürsün. Kendileri Allah ve Resûlü’nden, Allah ve Resûlü-nün istediği Müslümanca bir hayattan uzaklaşıp kaçtıkları gibi, diğer insanları da Allah ve Resûlü’nden uzaklaştırmaya çalışırlar. Gerçekten bu çok garip bir davranış bozukluğudur. Allah, peygamber ve Müslümanlar onları bu yanılgılarından vazgeçip adam gibi olmaya ça-ğırınca kaçarlar. Yani bunlar bizzat kendileri gelip Allah Resûlü’nden af dilemedikleri gibi, dâvet edildiklerinde bile af dilemek şöyle dursun, başlarını çevirir, kibirlenir ve Allah’ın Resûlü’ne gitmeyi zillet kabul ederler. Bunların zaman zaman işledikleri suçlarla münâfıklıkları açığa çıkınca, ağızlarından ancak bir kâfirin söyleyebileceği herzeler dökülünce veya yüzlerindeki maskeleri düşünce çevrelerindeki Müslümanlar tarafından: “Eyvah sen şöyle şöyle dedin, sen şöyle şöyle yaptın ve bu durumda imanın tehlikeye düştü, hemen istiğfar etmelisin, ya da Ra-sûlullah’a gidip onun hakkında istiğfarını dilemelisin” denildiği zaman da başlarını çevirir, kafa tutar, istiğfarda bulunmaz ve Allah Resûlü’ne de gitmezler. Gelin bu konuda peygamberin sünnetine müracaat edelim. Gelin durumumuzu ona soralım. Gelin peygamber size istiğfar et-sin, size istiğfar modeli göstersin. Bakara’da şöyle diyordu Rabbimiz: “Böylesine: “Allah’tan kork!” denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevk eder. (Ceza ve azap olarak) Ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir.” (Bakara 206) Böylesi kimselere Allah’tan kork da bu yeryüzünün düzenini bozmaktan, insanların huzurunu kaçırmaktan, nesli itlaf etmekten, münâfıklıktan vazgeç denildiği zaman, bu sefer de bu bozguncu insanlar gururlanmaya başlarlar. İzzeti nefsi onları tutar ve daha çok günah işlemeye sevk eder, diyor Rabbimiz. Yani bu tür isyankâr insanlar günahı savunmaya başlarlar. Günahın günah olduğunu reddetmekle birlikte utanmadan onu savunmaya çalışırlar. Veya büyüklük gururu onları kuşatır da daha çok günaha sevk eder. Yaptıkları şeyler apaçık günah, apaçık kötülük, zulüm ve insanların aleyhine olduğu halde, yine de bunu kabullenmezler. Islahtan yana, iyilikten yana olduklarını iddia ederler. Aslında yaptıkları her şey bozmadır, her şey ifsattır. Zira düzen sahibi Allah’ın yaptığı dışında tüm düzenlemeler bozmadır. Bu adamlar Allah’ın düzeninden habersiz düzenlemede bulunduklarından yaptıklarının tamamı bozmadır. Ama Allah’ın düzeninden bahsedip de kendilerinin bozguncu olduklarını söyleyerek bu işten vazgeçmelerini söyleyenlere karşı da tavır alırlar. Allah’a inanmayan bu tür insanlara ne kadar da Allah korkusu, Allah hesabı hatırlatılırsa hatırlatılsın, bunun hiçbir faydası olmayacaktır. “Bunlar bozguncudur. Ey Müslümanlar! Nesillerinizi ve ekinlerinizi kurtarmak istiyorsanız, bu tür insanları velâyet makamına çıkarmayın! İşlerinizi bunlara havale etmeyin. Bu adamları başınıza velî seçmeyin. Sizin adınıza size danışmadan karar verecek makamlara bu tür insanları getirmeyin! Bunların Müslümanlar üzerine velâyet hakları yoktur,” diyor Rabbimiz. Evet, başlarını aşağıya eğerler. Sen onları büyüklük taslayarak, müstekbir olarak haktan yüz çevirip gittiklerini görürsün. Aman demeye, pişmanlık göstermeye yanaşmazlar. İstiğfara ve tevbeye ke-sinlikle yanaşmazlar. Ama: