9. “Ey İnananlar! Sizi, mallarınız ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır.” Burada Rabbimiz insanların kendisinde en çok izzet ve şeref görerek aldandıkları iki konuya dikkat çekiyor. Âyet-i kerîmede özellikle mal ve çoluk-çocuğun zikredilmesi gösteriyor ki, insanlar dünyada genellikle bu iki sebepten dolayı sapmakta ve imanın sorumluluklarını üstlenmeye yanaşmamaktadırlar. Bu iki sebepten dolayı Allah’a kulluğu terk edip dünyanın kulu, kölesi durumuna düşmektedirler. Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey mü'minler! Sakın dünya meşguliyetlerinin en görünen, en vazgeçilmez olan mal ve evlât derdi, mal ve evlât tutkusu sizi Allah’ın zikrinden oyalamasın, alıkoymasın, eğlemesin. Onları tasarruf derdi, o malları çekip çevirme derdi, daha çok kâra götürme sevdası, daha fazla çoğaltma derdi ve çoluk-çocuk derdiniz, onların istikballerini düşünme kaygınız, onlara karşı şefkatiniz, onları üç günlük dünyada rahat ettirme planlarınız, onlara mal biriktiriverme tutkunuz sakın ha sizi Allah’ı zikirden alıkoymasın. Ey Müslümanlar sakın sizi mallarınız ve evlâtlarınız Allah'la yü-celmekten, Allah'la izzet ve şerefe ulaşmaktan, Allah’ın kitabını gündem yapmaktan alıkoymasın. Mallarımızla şeref kazanacağız zannetmeyin. Evlâtlarımızla şeref kazanacağız zannetmeyin. Yani ekono-mik ve siyasal gücümüzle izzet ve şerefe ulaşacağınızı sanmayın. Çünkü mal ekonomik gücü, evlâd ve ıyâl de siyasal gücü temsil eder. Çok mal, çok evlât, çok siyasal güç asla insana şeref getirmeyecektir. Bunlar sizi Allah’ın kitabından alıkoyduğu sürece asla izzetli ve şerefli bir hayata kavuşamayacaksınız.” Zikir namazdır. Öyleyse şu biraz evvel belirttiğimiz dertleriniz sizi beş vakit namazdan alıkoymasın. Zikir, Kur’an demektir. Öyleyse sakın dünya derdiniz, çoluk-çocuk derdiniz, sizi Kur’an'ı tanıma görevinizden alıkoymasın. Bu kitap zikirdir. Bu kitap onsuz Müslümanlığı yaşayamayacağınız kulluk kitabınızdır. Siz bu kitabı tanımak zorundasınız, hiçbir meşguliyet sizi bundan alıkoymasın. Zikir, hutbe demektir. Önceki sûreyle birlikte düşünecek olursak, mal-mülk, çoluk-çocuk derdi sizi cuma ve hutbesini dinlemekten alıkoymasın. Zikir, cihaddır. Öyleyse bunlar aman ha sizi Allah yolunda ci-haddan alıkoymasın. Allah’ın istediği kulluğu icra etmek için çırpınma-dan, cehdden, cihaddan engellemesin. Allah’ı zikir demek, hayatı Allah için yaşamayı unutmamak de-mektir. İşte asıl izzet ve şeref de budur. Yaptığı her şeyi Allah için yapan kişi, yaşadığı hayatı Allah adına ve Allah’ın istediği biçimde yaşayan kişi, izzet ve şeref sahibi kişi demektir. Kim de böyle yaparsa, yani kim de bu işlerle uğraşacağım diye, dünya derdiyle, çoluk-çocuk derdiyle uğraşacağım, mal kazanacağım, çoluk-çocuğumu razı edeceğim diye Allah’ın zikrinden, namazdan, Kur’an'ı tanıyarak o istikâmette yürümekten, Cumadan, Allah yolunda cihaddan ve hâsılı Allah için bir hayat yaşamaktan uzak kalırsa, işte bu kişi hem dünyada, hem de âhirette hüsrana uğrayan, eli boşa çıkan ve kaybeden kişidir. Böyle yaşayan insanlar âhiretlerini kaybettikleri gibi, dünyada uğrunda çırpındıkları çoluk-çocuklarını da kaybedeceklerdir. Dünyaya dalıp böyle çocuklarının dünyevî hayatlarını garanti edebilmek için çırpınan nice ebeveynler görüyoruz ki, çocuklarının dini hayatlarıyla ilgilenecek vakitleri kalmadığı için onları kaybetmişlerdir. Kurtaracağız derken çocuklarını hepten kaybetmişlerdir. Mal-mülk ve çoluk çocukla uğraşırken Allah’ın zikrinden gafil olmak münâfıkların özelliklerindendir. Âyet-i kerîme bize bunu anlatıyor. Nisâ sûresinde de Rabbimiz şöyle diyordu: “Doğrusu münâfıklar Allah’ı aldatmağa çalışır, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel, tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı çok az zikrederler (Nisâ 142) O münâfıklar namaza kalktıkları zaman da tembel tembel kalkarlar. Dünya derdi, çoluk-çocuk derdi onları Allah’ın zikrinden alıkoymuştur. Bir de: