10-11. “Yalanlayanların o gün vay haline! Onlar, kıyamet gününü yalanlamış olanlardır.” Yalanlayanların, yalan sayanların vay haline. Neyi yalanlıyorlar? Hayatı ilgilendiren her konuda yalan söyleyenler, dini, Allah’ın ha-yat programını, Allah’ı yalanlayanlar, Allah’a karşı yalan iftiralarda bu-lunanlar. “Bana göre Allah şöyle olmalıdır! Bana göre Allah böyle bu-yurmaktadır! Bana göre Allah’ın dini böyledir! Bana göre Allah’ın ki-tabı böyle olmalıdır. Allah’ın kitabı da böyle buyurmaktadır, Allah da demokrasiden yanadır. Din de bu tür bir kıyafetten yanadır. Bana gö-re Allah hayata karışmamalıdır. Bana göre kılık-kıyafetin bu kadarını da Allah istememektedir” diyerek Allah’a iftirada bulunanlar. Allah’tan habersiz oldukları halde Allah hakkında konuşanlar... Dinden, Kur’an’dan habersiz oldukları halde din, Kur’an hakkında ko-nuşanlar, peygamberi tanımadıkları halde peygamber hakkında fikir yürütenler, ahkâm kesenler…Kendi fikirlerini, kendi görüşlerini ve he-vâlarını Kur’an’la, peygamberle ve dinle özdeşleştirmeye çalışanlar. Allah öyle olmadığı halde Allah’a yol göstermeye, akıl vermeye çalışanlar. Böyle olmalısın ya Rabbi! Biz senin böyle olmanı istiyoruz! Sen bizim istediğimiz gibi olmak zorundasın diyerek Allah’ı yönlendirmeye çalışanlar. Demediğini dedi, dediğini de demedi diyerek zorla kitaba kendi hevâlarını söyletmeye çalışanlar. Peygamber de böyleydi, peygamber de bizim düşüncemizin üyesiydi diyerek peygamberi şartlandırmaya çalışanlar… Evet onlar hakkı yalanlayan, dini reddeden, kendilerini putlaştıran, rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bulunan kimselerdir. “Ya Rabbi her ne kadar da sen eğitiminiz şöyle olsun, hukukunuz böyle olsun, ekonominiz şöyle olsun, ticaretiniz, aile hayatınız, sosyal düzeniniz, siyasal yapılanmanız şöyle olsun diyorsan da biz böyle de yaparız” diyenlerdir bunlar. Allah öyle dediği halde demedi diyerek, ya da Allah öyle demediği halde, Allah öyle buyurmadığı halde Allah öyle dedi diyerek dediğini demedi demediğini dedi diyerek yalan söyleyenler… “Allah dünyayı yarattı ve işi bitti diyerek, yani artık Allah hayata karışmıyor, Allah hayata karışmaz” diyerek yalan söyleyenler… “Allah dünyanın idaresini bize bıraktı” diyerek yalan söyleyenler. “İnsanlık için en ideal sistem, insanların tespit ettikleri sistemdir. Allah sistem konusunda bilgisizdir. Allah asla bize hayat programı göndermemiştir” diye yalan söyleyenler… Bir de din gününü, kıyamet gününü ve o günün hesabını, kitabını yalanlayanlar. Hayatlarını ahiretin yokluğuna bina edenler... Sümenaltı edileceklerine, bir daha diriltilmeyeceklerine inananlar... Veyl olsun onlara, yazıklar olsun onlara. Müddessir’de de din gününü yalanlayanların cehenneme gidecekleri anlatılıyordu. Din gününü ya-lan sayıyor oldukları anlatılıyordu orada. İnkâr değil yalan sayıyorlardı onlar. Yani adam diliyle kabul ediyor ama hayatıyla, hayat programıyla yalan sayıyor. Soruyorsunuz: Ölüm var mı? Var. Kabir var mı? Var. Hesap kitap var mı? Var diyor, inanıyor adam, ama öyle bir hayat ya-şıyor ki dünyaya dalmış. Hayatında bu var dediklerinin kokusunu bile görmek mümkün değil. Dünyaya ayırdığı zamanı Allah’a ve ahirete ayırmıyor. Akvaryumun başında beklediği kadar Kur’an’ın başında beklemiyor. Dükkanıyla ilgilendiği kadar çocuklarıyla ilgilenmiyor. Arabasına ayırdığı zamanı hanımının İslâmî hayatına ayırmıyor. TV’ye ayırdığı zamanı komşularına ayırmıyor. İşte bunlar din gününü yalanlayan, yalan sayan, yok farz eden kimselerdir.