14. “Hayır hayır; onların kazandıkları kalplerini paslandırıp körletmiştir.” İşledikleri suçlar sebebiyle kalpleri paslanmıştır onların. Söz anlamaya yanaşmadıkları için, istifade etmek üzere, iman etmek ve amel etmek üzere dinlemedikleri için de Allah onların kalplerini mühürleyivermiştir. Dinlemek ve anlamak için kendilerine verdiği hassalarını kullanmadan yana olmadıkları için, Allah da bu hassalarını onlardan alıvermiştir. Kalplerine mühür vurmuştur Allah, çünkü bu adamlar Allah’ın kendilerine verdiği kalplerini kullanmak istememişlerdir. Allah, böyle davranan kimselerin kalplerini mühürleyiverir de duy-maz duygulanmaz hale getiriverir. Allah’ın Resûlü bir hadislerinde bu hususu anlatırken şöyle buyurur: “İnsan bir günah işler ve kalpte bir leke meydana getirir. Sonra bir günah daha, bir günah daha derken günahlar insan kalbini bir kılıf gibi öyle bir sarar ki sonunda o kişi artık bir şey duymaz oluverir.” Zira kalp Allah’ı anma yeri, Allah’la beraber olma yeridir. Kalp, kabul ve ret makamıdır. Kalp, iyi ya da kötü olmanın merkezidir. İşte böyle kalp günahlarla, işledikleri suçlarla örtülünce, Allah da onun üzerine mührünü basıverir. Bir kabın üzerine mühür vurulmuşsa artık o kabın içine ulaşmak ancak o mührü, o damgayı çıkarmaya, kırmaya bağlıdır. Bu kalbe iman ancak o zaman girebilir. Resûlullah Efendimiz bir hadislerinde buyurur ki; “kalpler ameller yönünden ayın üstündeki bulut gibidir. Ay bulutun içine girdi mi simsiyahtır, görünmez olur. Kalpte aynen bunun gibidir. Günahların içine battı mı artık simsiyah olur.” Kalbin temizliği iman ve amel iledir. Kalbin temiz olması için amellerin temiz olması gerekir. Zira ameller kalbin dışa yansıyan bölümüdür. Değilse bir kalbin iman sahibi mi, değil mi olduğunu bilmemiz mümkün değildir. Yâni iman kalbe yerleşip kalan bir hadise değildir. Bir başka deyişle iman kalbe hapsedilmiş bir vicdan işi değildir. Aslında kalpte hapsedilip amellerle dışa taşmayan bir iman varlığını asla muhafaza edemez, yok olmaya mahkum olur. Neden? Çünkü aslında kalp bütün vücuda, bütün organlara kan pompalayan, tüm hücreleri canlı tutan, canlılık kazandıran, hayatiyet sağlayan bir merkezdir. Kalp bu işlevini ihmal ettiği anda bütün organlarda hayat biter. Aynen bunun gibi kalpte karar kılan iman, kalp tarafından bütün organlara ulaştırılır. El kalpten aldığı iman sinyaliyle yapması gerekeni yapar, yapmaması gerekeni yapmaz. Göz, kulak, burun, mide, barsak hepsi öyledir. Şimdi düşünün ki, tertemiz bir kalbe tertemiz bir kan konup orada hapsedilse, kalp harekete geçip o kanı vücudun organlarına taşımasa, kesin biliyoruz ki bu tertemiz kan kısa bir süre sonra bu kal-bin içinde donmaya, çürümeye ve kokmaya mahkum olur. İşte iman da aynen bunun gibidir. Bir kalpteki iman ne kadar güçlü olursa olsun, eğer kalp tarafından diğer azalara iletilemiyorsa, yâni amel olarak bu iman azalarda kendini gösteremiyorsa, kesinlikle bilelim ki kalpte hap-sedilen ve amele dönüştürülemeyen bu iman da çürümeye, kokuşmaya ve yok olmaya mahkum olacaktır. Kimi zavallılar derler ki; efendim sen kalbe bak kalbe. Her ne kadar da bizler namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, örtünmüyor, Allah’ın istediği gibi bir hayat yaşamıyorsak da bizim kalbimiz tertemizdir. Kalplerimiz puro sabunuyla yıkanmış, zemzemle temizlenmiştir. Bizler de müslümanız. Boş şeyler bunlar. Eğer sizin kalbinizde iman varsa -ki bunu biz bilemeyiz- çünkü sizin kalplerinizi açıp bakma imkânımız yoktur.