Mutaffifîn Suresine Dön

Mutaffifînالمطففين

29. Ayet

29Mutaffifîn Suresi

اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ

Hiç şüphesiz günahlara dalmış olanlar, iman edenlere gülerlerdi.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

29-30.“Suçlular, şüphesiz, inanmış olanlara güler-lerdi. Yanlarından geçtikleri zaman da birbirlerine göz kırparlardı.” Mücrimler mü’minlere gülüyorlar, mü’minlerle alay ediyorlardı. Mücrim; suçlu, günahkâr, günah işleyen, haddi aşan kimse, "Ec.re.-me" fiilinin ism-i fâili. Anlam itibariyle kapsamlı bir kelimedir. Yerine göre bir kişi, bir grup, bir kavim, hattâ bir millet hakkında kullanılmıştır. "Cereme", "Cürm" kelimeleri de aynı şeyi ifade etmek için kullanılır. Cürm: Günah işlemek, haddi aşmak demektir. Bu anlamda Kur’an-ı Kerim'de işte böyle buyurulmuştur: "Suç-lular şüphesiz inanmış olanlara gülerlerdi" Yine bir başka sûrede; "Ey Muhammed! Sana, "Kur’an'ı kendiliğinden uydurdu" derler. De ki: Uy-durdumsa suçu bana âittir..." (Hûd,35); Yine bir başka sûrede; "Ey in-kârcılar! Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsı-nız" (Mürselât,46); "Doğrusu suçlular (mücrimin) temelli kalacakları Cehennem'in azâbı içindedirler" (Zuhruf,74); "Doğrusu suçlular (mücrimin) sapıklık ve çılgınlık içindedirler" (Kamer,47). Cürm veya mücrim kelimeleri hadislerde de "günahkâr (suçlu)" karşılığında kullanılmıştır (Buharî, Ahkâm, 53; Diyât, 30; İ'tisâm, 3; Müslim, Fedâil, 132; 133; Ebu Dâvud, Sünne; 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 176, 179; VI, 57). Zeccâc'a göre mücrimlerden maksat, kâfirlerdir (İbn Manzur, Lisanü'l-Arab, XII, 90-92). Buna delil olarak şu âyeti gösterir: "Doğru-su âyetlerimizi yalan sayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe Cennet'e de giremezler. Suçluları (mücrimîn) böyle cezalandırırız" (A'râf,40). Mücrimlerin özellikleri, dünya ve âhirette karşılaşacakları belâ, musibet ve azâb âyetlerde şöyle bildirilmiştir: Mücrimler: İnkârcıdırlar (Mürselât,46). Kendilerine Allah'ın âyetleri okunmuş fakat inkâr etmişlerdir (Câsiye,31). Allah'tan mağfiret dilemezler, tevbe de etmezler; Allah'tan yüz çevirirler (Hûd,52). Bir kısmı da inandıktan sonra inkâr etmişlerdir (Tevbe,66). Kitab'a da inanmazlar "Suçluların kalplerine böylece Kur'an'ı sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar..." (Şuarâ,200-202). Kendilerine Peygamber gönderilmiştir: fakat Peygamber düşmanıdırlar (Furkan,31). Bu yüzden, geçmiş milletlerden bazıları helâk edilmişlerdir (Yunus,3). Peygamberimize de deli, şâir gibi sözler sarfetmişlerdir (Saffât,33-39). Âhirete ve âhirette hesâba çekileceklerine de inanmazlar (Müddessir,46). Allah'a karşı kulluk vazifesini de gereği gibi yerine getirmezler. İbâdet yapmazlar. Bunun için, kendilerine âhirette, "Sizi bu yakıcı azâba sürükleyen ne-dir? diye sorulduğunda şöyle cevap vereceklerdir: "Namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Bâtıla dalanlarla biz de dalardık. Ceza gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi" (Müddessir, 74/38-47). Evet, o kâfirler mü'minlerle alay ediyorlardı. Mü’minleri küçük görüyorlar, onlara tepeden bakıyorlardı. Tabi Kur’an’ın indiği o dönem anlaşılmalı ki sûre anlaşılabilsin. Gerçi bugün de öyle değil mi? Kâfirler bugün de alay ediyorlar Müslümanlarla. Bugün de küçük görüyorlar mü’minleri. Kapalı bir kadın, sakallı, sarıklı bir Müslüman görünce alay ediyorlar. Dünyaya değer vermeyen, dünyaya tapınmayan, dünyayı kıble edinmeyen bu yüzden de fakir kalmış bir Müslüman gördükleri zaman alay ediyorlar. Mala bakışı Müslümanca olan, malını korkmadan Allah yolunda bolca harcayan bir Müslümanı gördükleri zaman onunla alay ediyorlar. “Bu adam olmaz, bu ebterdir, bunun so-nu güdüktür, bunun sonu iflastır” diyerek bıyık altından gülüyorlar. Veya ahiret endişesinden dolayı filan, ya da falan makama gelmek için el-etek öpmeyen, tabasbus içine girmeyen, inancından taviz vermeyen Müslümanları gördükleri zaman bu adam olmaz, bu müdür olamaz, bu bakan olamaz, bu dekan olamaz diyerek alay ediyorlar. Allah’ın taksimine göre bu bana helâl değildir diyerek düzenin kendisine verdiği beş milyarlık mirası elinin tersiyle itiverenleri, veya haramdır diye elinin altındaki kadınlardan kızlardan Allah korkusuyla istifade etmeyenleri gördükçe gülüyorlar. “Enayi bu be! Bu adam ağzının tadını bilmiyor” diyerek gülüyorlar. Elleriyle, dilleriyle, kaş-göz işaretiyle alay ediyorlar.