10. “Putperestlerin söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl.” İşte vekilimiz olarak, velîmiz olarak biz kulları adına aldığı kulluk kararlarından birisi. Sanki Rabbimiz, “Peygamberim! Unutma ki sen sadece Rabbini vekil kabul edip, Rabbinin aldığı kararları uygulamaya çalışınca, hayatını Rabbin için yaşamaya karar verince seni zorlayanlar olacak. Çevrenden sana düşman olanlar, senin yolunu kesmek isteyenler olacak. İşte o zaman da sabredeceksin, direnip dayanacaksın. İt ürür kervan yürür, sen aldırış etmeden yoluna devam et,” diyor. Rabbini zikredince, Rabbinin âyetlerini gündeme alınca, Rab-binin senin adına belirlediği hayat programını belirleyip hayatını O’nun adına ve O’nun istediği biçimde yaşamaya karar verince, sadece Rabbimize ait olup sadece O’nu Rab, Melik, İlâh, vekil kabul ettikçe bize neler neler diyecekler. “Bu güdük” diyecekler. “Bu ebter” diyecekler. “Bu, bu gidişle müdür olamaz” diyecekler. “Bu bakan olamaz” diyecekler. “Bu deli” diyecekler. “Bu üşütmüş” diyecekler. “Bu kafayla bu adam olamaz”, “bu zengin olamaz, bu evlenemez” diyecekler. Ne derlerse desinler, sen hiç aldırış etme peygamberim! Aldırış etmeyin ey peygamber yo-lunun yolcuları! Kesinlikle dinleme onları! Sen sabret! Sen dayan ve diren! Sen yoluna devam et! Onlar için kulluk programını bozma! Sen sakın kulluğundan vazgeçme peygamberim! Sabır, direnç veya dayanmak demektir; süreklilik ve devamlılık demektir. Kâfirlerin de, Müslümanların da hareketlerinde bir sabır söz konusudur. Meselâ kâfirler, peygamberimiz karşısında dayanabil-mek için birbirlerine “Yürüyün!” dediler. “Aman bu peygamber karşısında pes etmeyin! Dayanın, dişinizi sıkın ve sabredin!” dediler. Sâd sûresinde bu husus şöyle anlatılır: “İlâhlarınıza sarılarak yürüyün! Dayanın! Sabredin! Zaten sizden istenen de budur.” (Sâd: 6) “Eğer siz İlâhlarınıza sabreder, İlâhlarınıza sıkı tutunursanız bu peygamberin size yapabileceği bir şey yoktur” diyorlardı. Gerçekten de “Ben dedemi şu putun önünde secde ederken buldum. Ey Muhammed ne yaparsan yap beni dedemin yolundan çeviremezsin!" diyerek putuna sabredip sıkı tutunan Ebu Cehil’e Allah’ın Resûlü hiçbir şey yapamıyordu. Bugün de, “Aman İlâhlarınıza sahip çıkın! Aman demokrasiye sahip olun! Aman laiklik elden gidiyor!” teraneleri atanların niyetleri de galiba budur. Hocalarının yolunu takip ediyorlar. Onların İlâhlarına sarılıp sabrettikleri kadar keşke bugün Müslümanlar da kendi İlâhlarına, İlâhlarının kitabına sarılmayı becerselerdi. İşte o zaman tüm dünya düşman olsa bile kimsenin yapabileceği bir şey kalmayacaktı. Sabır gerçekten çok önemlidir. Kur’an-ı Kerîm’de sabır namazla birlikte anlatılmıştır. Ama her nedense namazla alakalı ciltlerce kitaplar yazıldığı halde, sabır belki üç-beş cümleyle geçiştirilmiştir. Halbuki sabır, peygamberlerin en büyük olmalarının sebebidir. Çünkü sabır, namazdan, oruçtan, hacdan daha geneldir. Sabır bunları da içi-ne alan bir kapsama sahiptir. Galiba peygamberleri en büyük yapan da onların sabırlarıydı. Zira tüm yalanlamalara, tüm karşı gelişlere karşı onların sığındıkları sabırdı. Tüm dünya düşman kesilse de veya tüm dünya alkışlasa da onlar sabredip, değişmeyip Allah’a kulluklarına devam ediyorlardı. Biz de böyle olalım, biz de böyle yapalım inşallah. Ama bunun için yapılması gereken ilk şey şudur: “Onları güzelce terk et peygamberim! Veya onlardan güzel bir ayrılışla ayrıl peygamberim! Güzel bir hicretle hicret et onlardan!” Hicret, tavır ortaya koymaktır. Hicret, konum değişikliğidir. İmanımızı, tavrımızı ortaya koymaya çalışırken, konumumuzu değiştirmeye çalışırken, şehrin tüm kapıları yüzümüze kapanmış, çevremiz inancımızı yaşamamıza imkân vermeyecek duruma gelmişse, kendi kafamızda planladığımız, mekan değişikliği adına seçtiğimiz Habeşistan pek elverişli olmamışsa, acaba mı diye gittiğimiz Taif’ten kan revân içinde dönmek zorunda kalmışsak, o zaman da Allah’ın bize bir Medine lütfedeceğine inanacağız. Hicret, İslam’ın yaşanmadığı bir mekandan İslam’ın yaşandığı bir mekana göçtür. Tabii bütün Müslümanlardan muhacir olmaları is-tenmez. Hicret, kişinin bulunduğu konumdan, bulunduğu makamdan ayrılmasıdır. Yaşadığınız şehir, oturduğunuz mahalle eğer kulluğunuza engel oluyorsa, Allah’a kulluğu becerebileceğiniz başka bir mahalleye gitmeniz hicrettir. İçinde bulunduğunuz arkadaş grubu sizin Allah’a kulluğu icra etmenize engel oluyorsa, o arkadaş grubunu terk edip kulluğunuza yardımcı olabilecek başka bir arkadaş grubuna gitmeniz hicrettir. Mesleğiniz Allah’a kulluğunuza engelse, o mesleği terk edip başka bir meslek seçmeniz hicrettir. Dükkânın, çoluk-çocu-ğun, okulun sebebiyle Allah’a kul olamadım diyorsanız, Allah’ın arzı geniştir, o ortamdan başka bir ortama hicret edin. Başta şirk olmak üzere tüm günahlardan, tüm haramlardan, Allah’ın menettiği her şeyden kaçan ve iyiye, doğruya yönelen herkes hicreti yaşamaktadır. Allah’ın Resulü bir hadis-i kudsîde bu hususu şöyle anlatır: “Fitne ve bozgun içinde ibadet, bana hicret etmek demektir.” (Müslim fiten 130) Başka bir hadislerinde yine Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: “Gerçek muhacir, kötülüklerden iyiliklere hicret e-dendir.” Hicretteki temel hedef İslam’ın yaşanmasıdır. Bulunduğu yerde de aynı şeyi yapan kişi aynı amaç içinde demektir. Haramları terk etmek, vatanı terk etmek kadar zordur. Günümüzde haramlara o kadar alışılmıştır ki, onları terk etmek çok zordur. Özellikle kurumlaşmış günahlar… Mü’min tüm bu günahlardan ve haramlardan hicret etmelidir. Haramlardan helâllere, küfür ve şirkten Allah’ın istediği gerçek tevhide, isyandan itaate, bâtıldan hakka, münkerden marufa, cehennemden cennete, müşrik toplumun kendilerine empoze etmeye çalıştığı sahte İlâh ve yapay tanrılardan Allah’a, düzenin önlerine çıkardığı sahte dinlerden ve sistemlerden Allah’ın hayat programına hicret etmek zorundadırlar. Kalpleriyle yapay tanrılara sevgi ve meyillerden arınıp, Allah ve Resûlü’nün sevgisine, müşrik sistemin tüm değer yargılarından hicret etmelidirler. Allah yasalarının dışındaki tüm yasalardan, Allah yasalarına hicret etmelidirler. Dini sadece Allah’a ait kılarak, hayatlarını parçalamadan, hayatlarının her biriminde Allah’ın dediklerini uygulayarak, hayatlarına karışmaya çalışan tüm sahte İlâhları reddederek Allah’a hicret etmek zorundadırlar. “Onlardan güzel bir şekilde hicret et peygamberim! Onların hayat anlayışlarından, dinlerinden, kulluk, kılık-kıyafet, kazanma ve harcama, eğitim anlayışlarından, mala bakışlarından, kısacası şirkten kaynaklanan tüm hayatlarından hicret edip onlardan ayrıl peygamberim!”