Muzzemmil Suresine Dön

Muzzemmilالمزمل

11. Ayet

11Muzzemmil Suresi

وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلًا

Yalanlayan, nimet sahibi (şımarık zenginleri) bana bırak ve onlara biraz mühlet tanı.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

11. “Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver.” Bu âyete mensuh diyenler, âyeti şöyle anlamaya çalışmışlardır: “Peygamberim! Sen hiç dokunma onlara! Sen şöyle bir kenara geçip ilişme onlara! Onlar istedikleri gibi davransınlar. İstedikleri gibi yaşasınlar. Sen bırakıver onları kendi hallerine, ben onlara ne yapacağımı bilirim.” Ama ayetin manası böyle değildir. Bu âyetler Rasûlullah Efendimize ilk gelen âyetlerdir. Bir anlamda Rabbimiz bu âyetlerde Rasû-lullah Efendimizden gelebilecek “ama”ların defterini dürmeyi murad ediyor. “Sen şöyle şöyle yap ey peygamberim!” emirleri karşısında Rasûlullah Efendimizin insan olarak: “Tamam, anladım, öyle yapacağım da, ama ya Rabbi! Tamam da, ama şunlar olmasaydı ya Rabbi! Ama toplum yadırgamasaydı! Ama akrabalarım karşı çıkmasaydı! Ama keşke bir desteğim olsaydı! Ama, ama, ama, ama...” demesini engelliyor. Rabbimiz, tüm bu “ama”ları bir kenara alıveriyor burada. “Ya Rabbi ama şu nimet verilenler var ya, şu malı-mülkü olanlar, şu topluma egemen güçler var ya! Şu kendilerine senin tarafından güç, kuvvet verilenler, kendilerine senin tarafından bir şeyler verilenler var ya! Şu anne özelliği taşıdığı için, şu babam konumunda olduğu için karşı gelemediklerim, şu koca diye itiraz edemediğim, şu âmir diye karşı gelemediğim, şu toplum, şu çevre diye aşamadıklarım var ya! Şu kahrolası hanede evlatlarım var ya! Şu toplumda kendilerine imkân verdiklerin, şu eli silâhlılar, şu siyasal dayanaklılar var ya! Ah!! Onların karşı gelmeleri olmasaydı, ah!! Onların yalan saymaları olmasaydı! Ah!! Onlar beni yadırgayıp, beni reddedip yakalamak üzere pe-şime takılmaları olmasaydı! Ah onların şu hapisleri olmasaydı!” deme sakın peygamberim! Sen onları bana bırak! Sen takma onları kafana! Onların ipleri benim elimde! Onların sahibi benim peygamberim! Kendisine imkân verdiğim için nimet içinde yüzen, şu benim kendisine nimet, güç verdiğim için seni yalanlayan, senin dâvânı, dinini yalanlayan, nankörlük eden, dalga geçen, anlamaya, dinlemeye yanaşmayan yalancılar, yalan sayanlar var ya, sen onları bana bırak peygamberim!” Biraz izin ver sen onlara! “Sen onları bana bırak” dedikten sonra, hemen iki-üç gün, bir ay, bir yıl sonra: “Hani ya Rabbi sen onları bana bırak demiştin? Hani ne oldu? Hâlâ helâk etmedin bunları? Hâlâ defterlerini dürmedin bu kâfirlerin?” deme sakın, sen biraz izin ver onlara. İşte bizim de mutlak yapmamız gereken bir şeydir bu. Yani kendilerini diriltmek üzere gittiklerimizin adam olmayışları karşısında bizler de zaman zaman bunu kendimize diyeceğiz. Tabii bu, peygamber fonksiyonunu icra eden, peygamber misyonuna sahip çıkan birisi için geçerlidir. Yani eğer bizler şu anda Peygamber (a.s) gibi insanları diriltme sevdalısıysak, bunu kendi kendimize diyeceğiz. Az biraz izin ver onlara diyeceğiz. Değilse, zaten yatan ve hiçbir şey yapmayan bi-risine, “bırak biraz dinlen!” demenin anlamı yoktur. Bu tür bir kaygı ve endişe taşımayan kimseye bunu söylemenin hiçbir anlamı yoktur. Bu, çalışan, çabalayan, yorulan birisine denir bu. Biz didinmiş, çalışmış, din duyurmuş, uğraşmışız ve karşımızdaki de istenilen noktaya gelmemişse, tüm çabalarımıza rağmen yine de karşımızdaki imanını gündeme getirmemişse, o zaman biz de kendi kendimize diyeceğiz ki Ÿ»[¬V«5 ²v­Z²V¬±Z«8«: Üzme kendini, az biraz izin ver, olacak inşallah. Ya da aslında karşındakine izin ver değil de, mânâ esasen sen kendine biraz izin ver olacaktır. Çünkü bu âyet-i kerimede Peygamberimizin kendi kendisine izin vermesi isteniyordu. Yani mânâ tabii ki “Ey peygamberim! Ey habibim! Sen onların yola gelmemelerinden, hayat programlarının değişmemesinden ötürü kahrolma! Mahvolma! Kendi kendini yiyip bitirecek duruma gelme! Sen şöyle kendine biraz izin ver! Şöyle bir kenara çekil! Görev yap-maktan vazgeç!” demek değil. “Onların varlığını kabullen! Öyle de o-labileceklerini düşün! Cenab-ı Hakk’ın kanunu gereği, Allah’ın yasaları gereği yeryüzünde kâfirler de olabilecekmiş” de ve kendini mahvetme! Kendini yiyip bitirecek noktaya gelme!” deniliyordu. “Yahu İmam-Hatip hocasıydı bunlar! Yahu diyanet câmiasıydı bunlar! İlâhiyat mezunuydu bu adamlar! Medresede okumuşlardı, filan fakülteyi bitirmişlerdi bunlar! Doçent olmuştu bunlar! Kırk yıldır Kur’an okuyorlardı, neden değişmiyor bu adamlar? Neden yatmayı tercih ediyorlar? Neden misyonlarına sahip çıkmıyor, neden susuyor bu adamlar?” diyerek kendini üzmekten yana olma! Sabret biraz! Az biraz izin ver kendine! Biraz mühlet tanı! Kendi kendine eziyet etme! Mahvetme kendini!” diyor Rabbimiz. Çünkü ey peygamberim şu bölümü asla unutup göz ardı etme! Ben sana bu görevi verirken, sana bu işi yap derken, bu dâvâyı onlara duyur derken sana şunu da söylüyorum. Bunu da bil ve ona göre hareket et! Çünkü: