16. “Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de, onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık.” Firavun kendisine ve toplumuna gönderilen Allah’ın elçisi Hazreti Mûsâ’ya isyan edip karşı geldi de, biz de onu çetin bir yakalayışla yakalayıverdik. Yakaladık, muâheze ettik, cezalandırdık ya da ağzının payını veriverdik, diyor Rabbimiz. Ne yaptı? Mûsâ (a.s) kimdi? Rabbimiz adını bile anmadı bakın burada. Mûsâ (a.s) kimdi, nerede doğmuştu? Babası, annesi kimdi? Çocukluğu, gençliği nasıl geçmişti? Hangi merhalelerden geçmişti? Peygamberlik öncesi ne tür bir hazırlık dönemi yaşamıştı? Evliliği na-sıldı? Hanımıyla ve çocuklarıyla ilişkisi neydi, nasıldı? Çalışması, çobanlığı, çevresiyle ilişkisi nasıldı? Bakın burada hiçbirisi anlatılmıyor. Firavun’dan da söz edilmiyor öyle uzun uzadıya. Avenesinden de, et-rafındakilerden de, İsrailoğullarından da, Firavun oğullarından da söz edilmiyor. Sadece buraya kadar anlatılanların merkezdeki ana konu, ana fikri hakkında bir değerlendirmesini görüyoruz: Peygamber geliyordu, insanlar ona karşı geliyorlardı. Alaya alıyorlar, reddediyorlardı ve Pey-gamberin de bu tavırlara karşı üzülmemesi, insanların da ona karşı gelmekten vazgeçmeleri isteniyordu. İşte bu konuya burada bir örnek sunuluyor. Peygambere karşı gelen Firavun’a yapılanlar anlatılıyor. İşte peygambere karşı gelen bir tâğut örneği, bir Firavun olayı. Haydi nasıl örnek alacaksanız alın. Nasıl değerlendirecekseniz değerlendirin. Firavun, peygambere karşı geldi de, Allah onu öyle bir yakaladı ki tam bir yakalayış… Yukarıda ne demişti Rabbimiz? Bizim tutaklarımız, kelepçelerimiz, yakalama aygıtlarımız vardır buyurmuştu ya, işte burada da “onu yakalayıverdik” diyor Allah. Neyle yakaladı Fi-ravun’u? Tutulmaz bir şeyle, suyla yakaladı. Su aslında tutulmaz bir şeydir. Allah, sıkışmaz, tutulmaz bir şeyle yakalayıverdi Firavun’u. Al-lah yakaladı mı, tam yakalar. Bazen bitle pireyle, bazen bir sinekle, bazen anayla babayla, bazen zalim idarecilerle, bazen azgın tâğut-larla, bazen çekirgeyle, bazen kavurucu bir rüzgarla, bazen bir sayhayla, bir titreşimle, bazen bir sarsıntı, bir zelzeleyle, bazen ekonomik, sosyal veya ailevî hastalıklarla ya da işte böyle suyla yakalayıverir.