7. “Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır.” Çünkü senin gündüz işin var. Gündüz yapman gereken işin var. Gündüz sen upuzun bir yüzüşte olacaksın. Upuzun yüzüp gideceksin. Sebhan tavîla. Uzun bir yüzüşten söz ediyor Rabbimiz. Ne anlayacağız bu yüzmekten? Deriyi yüzmek, adamın yüzünü yüzmek, yüz vermek, yüz verip astar istemek, denizde yüzmek, havada yüzmek, bunların hepsi var mı burada? “Sebeha”, “Sebbeha” Bir de-nizde yüzmek, havada yüzmek, bir de karada yüzmek anlamına geliyor. Enbiya sûresinde ay, yıldızlar, güneş gibi ecram-ı semâviyenin yüzücülerinden söz edilir. “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yürür.” (Enbiyâ 33) Bunlar havada yüzüyorlar, denizin yüzücülerini biliyoruz, bir de işte bu âyet-i kerimesinde Rabbimizin haber verdiğine göre peygamberinin karada böyle bir yüzüşünden söz ediliyor. Ne demek bu? Anlayabildiğimiz kadarıyla bunun mânâsı yeryüzünde kişiye tahsis edilen programın devamının icrası demektir. Allah güneşe, aya, yıldızlara bir yol, bir yörünge, bir program tahsis etmiştir ki, onlar Rabbleri ta-rafından kendilerine tahsis edilen, çizilen bu programı icra edip yüzüp giderler. Yani tüm bu varlıklar Rabblerinin kendileri için belirlediği yörüngenin içinde hareket ederler. İşte tıpkı onlar gibi, insan da kendisine gece hazırlayacağı program içinde gündüz yüzüp gidecektir. Gece okunan âyetler, gece ilgi kurulan vahiy ona bir program çizecek ve gündüz o bu vahyin kendisi için çizdiği program dahilinde yüzüp gidecek, yani bu programı icra edecektir. Demek ki gündüz bizim bir yüzüşümüz olacakmış. Ama bu yü-züşün rotasını, planını programını, hedefini, kıblesini kim ayarlayacak? Kim belirleyecek? Elbette gece ilgi kurulan, kendisiyle beraber olunan vahiy ayarlayacaktır bunu. Gece kalkıp vahiyle beraberlik kuracağız, çünkü gündüz işimiz var bizim. Ne işimiz var gündüz? Kooperatiflerimiz var, dükkanlarımız, tezgahlarımız, araba işlerimiz var, senet, çek işlerimiz var. Gündüz bi-zi meşgul edenler, bizi zorlayanlar vardır. Dinimizi bozmak üzere zorlayanlar, hayatımızı bozmak üzere zorlayanlar, programı bozmak ü-zere zorlayanlar vardır. Müdür var, âmir var... Ama gece öyle değildir. Gece Rabbimizle daha bir baş başa olabiliyoruz. Aceleye de gerek yoktur gece, çünkü bizi bekleyen birileri de yoktur. Telefon yoktur, randevu yoktur, beklediğimiz, bekleyenlerimiz yoktur. Meselâ gündüz kişi namaz kılarken, zil çalacaktır, ders başlayacaktır, müşteri girecektir, tören vardır, iş vardır, aş vardır, yemek vardır diye hızlıca işi bitirivermeden yanadır ya, işte gece öyle değil, acele etmesine gerek yoktur. Sakin sakin Allah dedi diye yaptığı hareketin şuurunda olacaktır kişi. Yani daha bir Allah’ı dinleme, Allah’la baş başa olma imkânı bulacaktır kişi. Telefon, trafik, karmaşa, randevu yok, sadece Allah’la beraberlik var. İşte gündüzün bozuk düzen programlarını hayra, hakka çevirebilmek için gece kalkacak ve vahiyle beraber olacağız. Yani gündüzümüz iyi olunca gecemizi Allah’a ayıralım değil, gündüzümüzün iyi olması için gecemizi Allah’a ayırmak zorundayız. Gece kalkıp vahiyle beraber olabilirsek bilelim ki gündüzümüz programsızlıktan kurtulacaktır. Rabbimiz peygamberine ve onun şahsında hepimize diyor ki, “gece kalkıp vahiyle beraber olun, çünkü gündüz sizin işiniz var. Gün-düz sizi bekleyen upuzun bir uğraş, upuzun bir görev vardır.” Rab-bimiz burada gece kıyamını anlatıyor, Müddessir’de de gündüz kıyamını anlatacak. Birisinde gece kıyamı, ötekisinde de gündüz kıyamı anlatılıyor. Gece kıyamı olmadan gündüz kıyamını gerçekleştirmek kesinlikle mümkün değildir. Çünkü biz biliyoruz ki savaşlar, vuruşmalar genellikle gündüz olur. Geceyse hazırlık dönemidir. Gündüz savaşan ordular plan, program, strateji tespiti için gece karargahlarına çekilir. Gece planı gözden geçirme dönemidir. Gece, yaraları sarma dönemidir. Gece, cephane hazırlama ve durumu gözden geçirme zamanıdır. İşte Allah’ın Resûlü gündüzün bir savaşa başlıyordu. Bu öyle bir savaştı ki, ölünceye kadar bitmeyecek, tükenmeyecek bir savaştı. Gündüz bir savaş ortamı vardı Rasûlullah için. Başka kimsecikleri de yoktu ki birlikte plan ve program yapsınlar. Mekkelilere, Arabistan yarımadasına, İran’a, Roma’ya ve tüm dünyaya karşı verilmesi gereken bir savaştı bu. Mal, mülk, makam, mevki, riyaset için verilecek bir savaş değildi bu savaş. Allah’ın dininin yeryüzünde ikamesi, yeryüzünde Allah’ın istediği kulluğun icrası adına verilecek bir savaştı bu. Öyleyse aynı savaşın savaşçıları olan bizler de vereceğimiz bu savaşta galip gelebilmek için gece kalkıp Rabbimizle istişare edeceğiz. “Yarın ne yapalım ki galip gelelim ya Rabbi? Karşımızda tâğutlar var, karşımızda kâfirler, ehl-i kitap, Siyonist ajanlar, münâfıklar, gafil Müslümanlar var. Bunlara karşı senin dâvânı galip getirmek için ne yapalım ya Rabbi?” diye Rabbimizle istişare edecek, bilgi alışverişinde bulunacağız. Tüm Mekkeli kâfirlere, tüm dünyaya karşı verilecek bu savaşta Rasûlullah Efendimizin ayakta kalabilmesinin, varlığını sürdürebilmesinin bir tek çaresi vardı, o da bu hazırlığını sürdürebilmekti. Çünkü bu savaştan çekilmesi, vazgeçmesi onun için ölüm demekti. Her gece kalkacak, Rabbiyle diyalog kuracak, Rabbinden destek alacak, gündüzün verilecek mücadele için strateji belirlenecek, cephane hazırlanacaktı ve gündüzün upuzun mücadelesine tutuşulacaktı. Şimdi şu anda bizim de yapacağımız işte budur. Değilse böyle yapmazsak, geri çekilirsek, dönersek, Allah korusun bu mürtetliktir ve hayat hakkımız kalmayacaktır. Rabbimiz gece kalkmamız gerektiğini, ağır ağır anlayarak Kur’an okumamız, kendisiyle istişare etmemiz gerektiğini anlattı. Çün-kü gündüz sizin işiniz var, dedi. Bundan sonra da gündüzün işini anlatmaya başlayacak. Ne yapacakmışız gündüz? Veya gündüzün upuzun yüzüşü neymiş? Sabahtan öğleye, öğleden akşama, akşamdan sabaha, veya doğumdan ölüme, çocukluktan gençliğe, gençlikten ih-tiyarlığa, kocalıktan babalığa, babalıktan dedeliğe gibi hayatın değişik isimleriyle karşımıza çıkan bu hayat programında neler varmış? Ne yapacakmışız bu upuzun yüzüş içinde? En genel anlamıyla bakın şunlar yapılacakmış: