Muzzemmil Suresine Dön

Muzzemmilالمزمل

9. Ayet

9Muzzemmil Suresi

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلًا

(O) doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Öyleyse) O’nu vekil edin.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

9. “O, doğunun ve batının Rabbidir; O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O’nu vekil tut.” Hayatını düzenlemek, hayatına yön vermek üzere hatırlaman gereken Rabbinin, doğunun ve batının Rabbi olduğunu, kendisinden başka ilah olmadığını unutma. Yani doğuya gidin, oranın Rabbi Allah, batıya gidin, oranın Rabbi Allah’tır. Tüm doğuşların ve batışların Rabbi Allah’tır. Şu doğan çocukları, şu batan yaşlıları doğurup batıran Allah’tır. Fikirler, ideolojiler, gruplar, cemaatler, devletler, milletler, liderler doğar ve batar ya, işte tüm bu doğan ve batanların Rabbi Allah’tır. Tüm doğanların doğurucusu, tüm batanların da batırıcısı Allah’tır. İşte bu Allah kendisinden başka İlâh olmayandır. Tüm varlıkların kulluk ipleri elinde olan, sadece kendisine ibadet edilen, sadece kendisinin sözü dinlenen, sadece kendisinin hayat programı program kabul edilen, göktekiler ve yerdekiler konusunda sadece kendisinin kanunları geçerli olan, herkesin kendisine boyun büktüğü tek varlıktır. Kendisine yönelinecek, kendisine kulluk edilecek tek varlık Allah’tır. O’ndan başka İlâh yoktur. O’ndan başka sözü dinlenecek, ondan başka hatırı kazanılacak varlık yoktur. İbadetin, duanın, tevekkülün sadece kendisine yapılacağı, imdadın, yardımın sadece kendisinden isteneceği tek varlıktır. Tüm varlıklar adına kanun koymaya, onlara din ve şeriat belirlemeye, onlara hayat programı çizmeye yetkili tek varlık Allah’tır. Çünkü onları yaratan O’dur. Onların sahip oldukları her şeylerini onlara lütfeden O’dur, sonunda onları öldürecek ve hesaba çekecek olan da O’dur. O’nun dışında hiçbir kimsenin bu konuda tek kelime bile söz söylemeye hakkı yoktur. Allah’tan başka hiçbir kimsenin kanun yapmaya, Allah’tan başka hiçbir kimsenin din belirlemeye, hayat tarzı koymaya, hayat programı belirlemeye hakkı yoktur. Din koyucusu sadece Allah’tır. Hayat programını belirleyici sadece O’dur. Çünkü tüm varlıklar O’nundur, herkes ve her şey O’-nun kuludur, O’nun mülküdür ve mülkünde söz hakkı da O’na aittir. Bizler böylece inanarak ve Allah’tan başka İlâh olmadığına şehadette bulunarak imanlarımızı ortaya koymak zorundayız. Bunu yaparken de Allah dışındaki tüm sahte İlâhları reddedeceğiz. “Egemenlik bizdedir! Hâkimiyet bizdedir! Eğer bizim kanunlarımıza itaat etmezseniz sizi yok ederiz! Rızık bizdedir! Eğer bizim dediklerimizi yapmazsanız rızkınızı keseriz! Maaşınızı keser, tayininizi çıkarır, sizi sürgün ederiz! Şifa bizdedir, eğer bizim arzularımıza kulluk etmezseniz size türlü hastalıklar musallat ederiz! İlim bizdedir! Eğer bizim dediklerimizi yapmazsanız sizi cahil bırakırız! Size diploma vermeyiz! Sizi doktor yapmayız! Size doçentlik pâyesi vermeyiz! Egemenlik bizdedir! Güç, kuvvet bizdedir! Eğer bize kulluk etmezseniz dünyayı size haram ederiz! Eğer bizim hâkimiyetimizi kabul etmezseniz sizi hapse atar, güneşi size haram ederiz! Hayatı size zindan ederiz!” diyerek yeryüzünde ulûhiyet iddiasında bulunan tüm yapay tanrıları, tüm sahte İlâhları reddetmek zorundayız. Allah dışında rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bulunan tüm acizleri reddederek diyeceğiz ki: “Ya Rabbi! Ben sadece sana kulluk ederim. Benim Rabbim tektir. Benim hayat programımı tespit eden Rabbim bir tanedir. Benim kendisine kulluk edeceğim İlâhım tek İlâhtır. Ben O’nunla beraber kulluğa lâyık başka İlâhlar bilmiyorum. Ben O’nunla beraber program yapmada ortaklar kabul etmiyorum. Benim O’nunla birlikte arzularına uyacağım, kendisine kulluk edeceğim, rızasını kazanmaya çalışacağım, talimatlarını yerine getireceğim başka Rabbim, başka İlâhlarım yoktur. Hüküm O’nundur, hâkimiyet O’nundur, yaratan O’dur, hayat veren O’dur, öldüren, rızık veren, doyuran, kanun koyan, hüküm va’z eden O’dur. Ben O’nunla beraber başkalarını da dinleyerek şirk koşmam. O’nunla birlikte başkalarına da kulluk ederek şirke düşmem. Ben Allah’la birlikte başkalarını da İlâh kabul ederek onları da dinlemeye çalışan müşriklerin anlayışlarından beriyim.” Madem ki O’ndan başka sözü dinlenecek, kendisine kulluk yapılacak İlâh yoktur, öyleyse böylece tanıdığın, böylece inandığın Allah’ı vekil kabul et ey peygamberim! Rabbini vekil bilip, vekâletini O’na verip, O’nun senin adına aldığı kararları aynen uygulayarak, sa-dece O’na kulluk et peygamberim! Sadece O’nu dinle! Sadece O’na güvenip bağlan ve sadece O’nun istediği hayatı yaşa! Vekil, kişinin kendisine vekâletini teslim ettiği varlık demektir. Mahkeme huzurunda kendimizi savunamayacağımızdan endişe duyduğumuzda, bizi bizden daha iyi savunabileceğine inandığımız, hukuku bizden daha iyi bilen bir avukata bizi savunmak üzere vekâlet veririz, değil mi? Veya antika bir halı almak istiyorsak ve bu konuda da bilgimiz olmadığı için birilerinin “bu antikadır” diye bizi kandırmasından korkuyorsak, o zaman elbette bu konuda bizden daha fazla bilgi sahibi bir arkadaşımıza, “benim için şöyle bir antika halı alıver” diye vekâlet veririz. Çünkü o antika konusunda bilgi sahibidir. İşte bizim adımıza, bizim hayat programımız adına aldığı kararlar konusunda kendisine güvenebileceğimiz, yasalarına teslim olabileceğimiz, boyunlarımızdaki kulluk ipinin ucunu eline teslim edebileceğimiz ve çektiği yere gözü kapalı gidebileceğimiz bir tek varlık biliyoruz O da bizi bizden daha iyi bilen, bizim hayatımızı, bizim hayat programımızı herkesten daha iyi bilen, bilgisi tam olan, bilginin kaynağı olan Rabbimizdir. Çünkü O bizim için bize en uygun, en faydalı, en yararlı, en güzel, en münâsip ve en mütenasip kararları alandır. İşte böyle Velî bildiğimiz Rabbimize hayatımızı düzenlemesi konusunda vekâletimizi veriyoruz. “Ya Rabbi! Beni yaratan sen olduğuna göre, benim sahibim sen olduğuna göre, beni en iyi tanıyan da sensin! Benim nasıl mutlu olacağımı, nasıl huzurlu olacağımı, nasıl bir hayat yaşarsam dengede olacağımı bilen de sensin. Öyleyse ben bu konuda vekâletimi sana veriyorum. Benim adıma, benim hayatıma ne karar alırsan ben onları aynen uygulayacağım ya Rabbi!” diyoruz. Ama madem ki bunu söylüyoruz, madem ki boynumuzdaki kulluk iplerinin ucunu Allah’ın eline verip O’nun çektiği yere gitmeye söz veriyor, sadece O’nun dediklerini dinleyeceğimize dair, sadece O’nun bizim adımıza aldığı kararları uygulayacağımıza dair söz veriyoruz, o zaman elbette vekâlet verenle vekâlet verilen arasında sıkı bir münâsebet olmalıdır değil mi? Meselâ küfür sisteminde bile adam kendisini savunabilecek ve kendisi adına karar verebilecek birisini ve-kil tayin ediyor, ona vekâletini veriyor da ondan sonra dört kulağı, se-kiz gözü onun üstünde oluyor değil mi? Aman ne yaptı? Ne etti? Benim adıma ne karar verdi? diye sürekli onunla diyalogunu sürdürüyor değil mi? Ötekisi de vekâletini üzerine aldığı, vekili olarak hareket et-tiği kişinin hesabına, “tamam ben bu konuda onun adına şu kadar pa-rayı yatırmaya razıyım, şunu, şunu yapmayı taahhüt ediyorum, onun adına bu çeki imzalamaya razıyım” dedi mi, o da daha o celseden ay-rılmadan, ya da o atmosferi terk etmeden hemen müvekkilini buluyor değil mi? “Bak ben senin adına şunu şunu taahhüt ediyorum! Aman şu kadar parayı temin edip şuraya hemen yatır! Hemen şuraya git! Şunu hallet! Şunu yap! Bunu yapma! Çünkü ben senin adına bu taahhütlerde bulundum!” diyerek hemen onunla ilgi kuruyor değil mi? Eğer bizler de Rabbimize vekâletimizi verdiysek, bizim adımıza hayat programı alma konusunda O’nunla böyle bir sözleşmeye girdiysek, o zaman bizler de vekâletimizi verdiğimiz Rabbimizle, vekilimizle diyalogumuzu kesmemeliyiz. “Hasbünallah ve ni’me’l vekîl” diyoruz. “Ya Rabbi sen bizim vekilimizsin, vekâletimizi sana verdik” diyor, ondan sonra da kaçıyor, bir daha görünmüyoruz. Peki vekil tayin ettiğimiz, vekâletimizi kendisine verdiğimiz, bizim adımıza ne karar aldıysan biz aynen onu icra edeceğiz ya Rabbi dediğimiz Rabbimiz bizim adımıza ne ka-rarlar aldı? Ne dedi, ne emretti, neleri yasakladı? Bütün bunları bilmi-yorsak, ilgilenmiyorsak, ilgi kurmuyorsak ne anlamı var bu vekâletin? Hani “Ya Rabbi sen benim vekilimsin! Benim adıma ne karar verirsen kabulümdür! Sen bilirsin ya Rabbi! Ne yapacağımı, nasıl yaşayacağımı, ne yiyip ne içeceğimi, nasıl giyineceğimi, hayatımı nasıl düzenleyeceğimi sen bilirsin ya Rabbi! Sen beni benden iyi bilirsin ya Rabbi! Beni de, çocuklarımı da, hanımımı da, geçmişimi de, geleceğimi de, menfaatimi de, zararımı da, mutluluğumu da, mutsuzluğumu da her şeyimi de sen bilirsin ya Rabbi! Benim hayatım konusunda en bilen sensin, çünkü beni yaratan, beni programlayan sensin ya Rab-bi!” demiştik...Vekâletimizi O’na vermiş, aldığın kararlar benim için bağlayıcıdır demiştik ya, işte Rabbimiz bizim adımıza aldığı kararlarını bu kitabında bildirmiştir. Ama ne gariptir ki biz bu kitapla ilgilenmiyoruz. Gerçekten bu çok garip bir şeydir. Eğer böyle Rabb, İlâh olarak Allah’a iman eder, Allah’ı böyle güçlü kuvvetli bilir ve sadece O’nu hesaba katar, O’nun istediği hayatı yaşar, O’nun dışında her şeyin hatırını ayaklarımızın altına alabilirsek, o zaman bilelim ki Allah bizim her şeyimize vekildir. Bilesiniz ki bizim arkamızda, önümüzde Allah vardır. Dayanacağımız, güveneceğimiz Allah’tır. Bizi herkese ve her şeye karşı koruyacak olan Allah’tır. Bize yol gösterecek olan Allah’tır. Tarih boyunca dostlarını tüm düşmanlarına karşı nasıl korumuş ve galip getirmişse, bizi de koruyacaktır. Bu konuda en küçük bir şüpheniz olmasın.