Nebe Suresine Dön

Nebeالنبإ

18. Ayet

18Nebe Suresi

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجًاۙ

Sûr’a üfürüleceği gün siz, bölük bölük geleceksiniz.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

18. “Sur’a üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz.” O gün Sur üfürülecek, Sur’a üfürülecek ve insanlar fevç fevç gelecekler. Üç sur biliyoruz: 1. Birincisi “Nefha-i Feza”dır. Korku nefhası, korkudan in-sanların yüreklerinin hoplayacağı ve herkesin donup kalacağı nefha-dır. Kur’an-ı Kerîm’de bu birinci sûru anlatan âyetler pek çoktur. Birinci sûr üfürülünce her şey ve herkes korkudan donup kalacak. Hattâ ekmeği ağzına götürürken adam eli ağzına yakın mesafede donup kalacaktır, diyor Allah’ın Resûlü. Veya adam konuşurken ağzı açık donup kalacaktır. Birinci sûrla her şey donakalacak ve sonra arkasından ikinci sûr üfürülecek. 2. İkinci surun adı da “Nefha-i sa’ika”dır. Bununla da her şey ve herkes ölecektir. İkinci surun üfürülmesi için Rabbimiz İsrafil’e emredecek. “Sura üflenince Allah’ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde olanlar hepsi düşüp ölürler. Sonra sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar.” (Zümer 68) 3. Üçüncü sur da: “Nefha-i kıyam li Rabbil âlemin”dir. Yani hesap kitap günü tüm varlıkların Rabblerinin huzurunda dirilip toplanacakları nefhadır. Bu sur üfürülünce bir de bakarsın ki insanlar mantar bitiyormuş gibi kabirlerinden kalkmış, değiştirilmiş bir arzın üzerindedirler. “O gün yer başka bir yer, gökler de başka göklere tebdil olunacaktır.” (İbrahim 48) Anlıyoruz ki birinci sûrda insanlar ölmediler. Birinci sûrda donup kaldılar, ikinci sûrla öldüler, üçüncü sûrla yeniden diriliş başladı. Yani sanki videoyu koydun ve görüntüyü ekrana getirdin. Sonra bastın tuşa görüntü durdu. Adam ekmeği ağzına götürürken öylece kalıyor. İşte bu Nefha-i Fezada, ilk sûrda olacaktır. Ondan sonra bir tuşa daha bastın ve görüntüyü kapattın. İşte ikinci surla, yat! suruyla her şey bitti, her şey öldü ve her yer dümdüz oldu. Sonra tekrar videoyu açıp görüntüyü getiriyorsun. Yani yeni bir sur, üçüncü bir sur, kalk! Suruyla da insanlar tekrar dirilecekler ve fevç fevç gidecekler. Peki nereye gidecekler? Zilzâl sûresinde bu konu şöyle anlatılıyordu: “O gün insanlar işlerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler.” (Zilzâl 5) O gün insanlar işlerinin, amellerinin neticelerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük dönerler. Ya amellerini görmek için, ya da amellerinin sonucunun kendilerine gösterilmesi için insanlar grup grup dönerler. Fahrettin Râzî buradaki “Eştaten” ifadesini dağınık olarak, farklı farklı gruplar halinde, farklı farklı konumlarda insanların mahşer yerine gelecekleri şeklinde tefsir etmiştir. Kimisi binitli, kimisi binitsiz, kimisinin yüzü ak, kimisinin kara, kimisi yürüyerek, kimisi sürünerek, kimisinin ayakları çıplak, kimisi zincirlere vurulmuş vaziyette amellerini görmek, amellerinin sonucuna muttali olmak üzere mahşer yerine getirilecekler. İnsanlar mahşer yerine fevç fevç, dalga dalga gidecekler. Ya da inançlarına göre, yaşadıkları hayatlarına ve amellerine göre gruplaştırılacaklar ve öyle gidecekler. Bunlar biracılar, bunlar zinacılar, bunlar hırsızlar, bunlar homoseksüeller, bunlar fâizciler, bunlar kumarcılar, bunlar Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk edenler, bunlar Allah’la savaşa tutuşanlar, bunlar Allah’ı Rabb bilenler, bunlar tâğut-lara kulluk edenler, bunlar Adem yolunun yolcuları, bunlar şeytan ta-raftarları, bunlar İbrahim taraftarları, bunlar Nemrut yolunun yolcuları, bunlar Mûsâ’nın yoluna tabi olanlar, bunlar Firavun yolundan gidenler, bunlar Muhammed (a.s)’e tabi olanlar, bunlar Ebu Cehillerin izini takip edenler, bunlar Kur’an’a inanalar, bunlar Kur’an’ı reddeden demokratlar, bunlar Müslümanlar, bunlar ateistler, bunlar Allah yasalarını beğenmeyenler, bunlar kendi yasalarının hâkimiyeti adına Allah yasalarına geçit vermeyenler, bunlar Allah dostları, bunlar Allah düşmanları diye insanlar gruplaştırılacak. Bu grupların içinde elbette Hz. Muhammed (a.s) da olacak ve acaba onun grubunun içinde yer alıp alamayacağımızı, onun dalgasına kapılıp onunla birlikte onun gittiği yere gidip gidemeyeceğimizi çok iyi düşünmek zorundayız. Unutmayalım ki onun fevcine, onun dalgasına katılabilmenin yolu, onunla birlikte onun gittiği yere gidebilmenin yolu her sahada onu tanımaya ve örnek almaya bağlıdır. Onun gibi olmaya, onun gibi yaşamaya bağlıdır. Çünkü: İsrâ sûresinde de herkesin imamlarıyla, önderleriyle, liderleriyle, tabi olup yolundan gittikleriyle birlikte çağrılacakları, kim kiminle beraberse, kimin yolu, kimin ameli kime uygunsa, kim kimin yolundan gidiyorsa onlarla birlikte çağrılacakları anlatılıyordu: “O gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitaplarını okurlar. Onlara kıl kadar haksızlık edilmez.” (İsrâ 71) Öyleyse Rasulullah efendimizi, onun sünnetini, onun hayatını çok iyi tanımak ve adım adım ona tabi olmak zorundayız. Amellerimizi, fiillerimizi, kavillerimizi ve tüm hayatımızı ona dayandırmak zorundayız. Hayatımızı ona çıkarmak zorundayız. Onu imam ve önder bilmek zorundayız. Başka çaremiz de yoktur.